Hicret Kahramanlarından Hz. Ümmü Gülsüm -r.anha-

Sayı : 72 / Şubat 2018, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Ümmü Gülsüm radıyallahu anha, Peygamberimizin azılı düşmanı Ukbe bin Ebî Muayt’ın kızıydı. Ümmü Gülsüm’ün annesi, Ervâ bint-i Kureyz radıyallahu anhuma Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamın Beyza ismindeki halasının kızıydı.

Hz. Ervâ aynı zamanda III. Halife Hz. Osman radıyallahu anhu’nun da annesiydi. Yani Ümmü Gülsüm Hz. Osman’ın “anne bir” kız kardeşiydi.

Ervâ bint Küreyz, cahiliye döneminde, önce Affân b. Ebu’l-Âs ile evlendi. Ondan Osman ile Âmine adlı bir kızı oldu. Affân’ın ölümünden sonra Ukbe b. Ebî Muayt ile evlendi. Ondan da Velîd, Umâre, Hâlid, Ümmü Külsûm, Ümmü Hakîm ve Hind adlarında altı çocuğu dünyaya geldi. Çocuklarının hemen hepsi İslâmiyet’i kabul etti.

Hz. Ervâ’nın Mekke’de Hz. Ebû Bekir, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Ammâr b. Yâsir’in anneleriyle birlikte İslâmiyet’in ilk yıllarında Müslüman olduğu rivayet edilmektedir.

İşte Ümmü Gülsüm, böyle imanlı bir annenin kızıydı. Ne yazık ki babası Ukbe b. Ebî Muayt ise Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin en şiddetli düşmanlarından birisiydi. Ümeyyeoğullarının önde gelenlerinden biri olan Ukbe, Mekke’nin zenginleri ve ileri gelenleri arasında yer alıyordu.

Aslında Ukbe b. Ebî Muayt zayıf karakterli biriydi. İlk zamanlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme karşı daha yumuşak davranıyordu. Rasûlullah aleyhisselatu vesselam ile oturur kalkar, onu dinler, İslam’a davet etmesine karşı çıkmazdı.

O bir sefer dönüşünde ziyafet vermişti. Kureyş’in ileri gelenleri ile beraber Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’ de yemeğe davet etmişti. Hz. Peygamber onun yumuşaklığından ümitlenerek;

- Eğer kelime-i şehadeti söylersen yemeğe gelirim, buyurdu.

Ukbe de kelime-i şehadeti söyledi. Ancak İslam düşmanlarından Übeyy b. Halef onu kınadı ve baskı yapmaya başladı. Bunun üzerine Ukbe,

- Ben sırf ziyafetime gelsin diye öyle söyledim, diyerek kendini savundu. Bunun üzerine Übeyy;

- Eğer gidip Muhammed’i açıkça inkâr etmez ve yüzüne karşı hakarette bulunmazsan seninle asla konuşmayacağım, dedi.

Ukbe bu baskılar karşısında atalarının dininden dönmediğini ispat etmek için Rasûlullah aleyhisselatu vesselama karşı bu çirkin hareketi yaptı. Onun bu hareketi üzerine Cenab-ı Hak Ukbe ve Übeyy hakkında şu ayeti kerimeyi indirmiştir:

“(O gün diyecek ki,) Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! Çünkü Kur’an bana gelmişken beni ondan saptırdı’. Şeytan insanı yüzüstü bırakıp rezil eder.”(Furkan; 27-29.)

Böylece Ukbe, dünyevi menfaatler için kurduğu dostluk ve akrabalık bağlarını korumak adına İslam düşmanlarının tetikçisi oldu. Ebu Cehil’in isteği üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme saldırıp mübarek başı secdede iken deve işkembesini onun üstüne bırakan da Ukbe’ydi. Bu sebeple Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir keresinde:

“Allah’ım Ebû Cehil’i, Utbe b. Rabia’yı, Şeybe b. Rabîa’yı, Velid b. Utbe’yi, Ümeyye b. Halef’i, Ukbe b. Ebî Muayt’ı sana havale ediyorum!” buyurarak onları Allah'ın adaletine havale etti. (Buhârî, Cizye, 21)

Ukbe bu bahsi geçen kişiler, Mekke döneminde Müslümanlara en çok zulmeden ve İslam’a en fazla düşmanlık eden Kureyş reislerindendi. Neticede Rasulullah’a yaptıkları eziyetlerin cezasını buldular. Bedir’de öldürüldüler. Ukbe o gün esir alındığı halde ölüm cezasına çarptırıldı.

Dininde Sebat Etti

Hz. Ümmü Gülsüm de böyle zalim bir babanın mümin kızı olarak müşriklerin ezâ ve cefâlarından nasîbini almıştı. Dinden dönmesi için babası ona çok baskılar yaptı. Fakat o annesiyle birlikte bunlara sabretti, inancından dönmedi.

Peygamber aleyhisselatu vesselam Medine’ye hicret ettikten sonra Mekke’de kalan, birlikte hicret edeceği bir yakını olmayan kişiler büyük bir hasret duyuyorlardı. Ümmü Gülsüm radıyallahu anhâ da, ailesinin yanında, doğup büyüdüğü şehirde olmasına rağmen gurbette gibiydi. Çünkü Müslüman kardeşleri Medine’de, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikteydi. O ise babası izin vermediği için Mekke’de kalmıştı. Bu ayrılığın bitmesi için Rabbimize duâ ediyordu.

Müslümanlar ile müşrikler arasında Bedir, Uhud ve Hendek savaşları meydana gelmişti. Bunlardan sonra Hudeybiye’de bir barış anlaşması yapıldı. Ama bu barış anlaşmasının bazı şartları Müslümanların aleyhineydi. Çünkü bu şarta göre Müslümanlar kendilerine katılmak için gelen bir kişiyi kabul edemeyecek ama Müslümanlardan biri müşriklerin tarafına giderse onlar kabul edebilecekti.

Ümmü Gülsüm radıyallahu anhâ yine de Medine’ye hicret etmeye karar verdi. Mekke’nin biraz dışında bulunan bir bahçeleri vardı. Zaman zaman kendisi de oraya gider, akrabalarından bazılarının yanında üç dört gün kalırdı. Ailesi oraya gitmesine mâni olmazdı.

Hz. Ümmü Gülsüm, bu bahçeye gidiş gelişini son zamanlarda sıklaştırmıştı. Ama ailesi bu duruma alıştığı için aldırış etmedi. Bir gün yine o bahçeye gidiyor gibi Mekke’den çıktı. Şehrin çıkışına vardığı zaman orada Müslümanlarla anlaşmalı olan Huzaa kabilesinden bir adamla karşılaştı. O adamın yol kılavuzluğu sayesinde birlikte Medine yoluna koyuldular. Böylece Allah ve Resûlü yolunda ailesinden ve memleketinden ayrılıyor, müslüman kardeşlerinin yanına koşuyordu.

Medine’ye vardığı zaman Ümmü Gülsüm’ün yüreği pırpır ediyordu. İşte nihayet Allah'ın Rasûlüne kavuşmuştu. İçi içine sığmıyordu. Hemen müminlerin annesi Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’nın yanına gitti ve onun misâfiri oldu.

O sırada Allah'ın Resulü aleyhisselatu vesselam evde değildi. Eve geldiği zaman, Ümmü Gülsüm’ün durumu hakkında ne diyeceğini çok merak ediyordu. Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’ya derdini açtı:

- Ey Ümmü Seleme! Hudeybiye antlaşması gereğince Mekke’den kaçıp Medine’ye gelen erkekler Mekkelilere geri veriliyor. Bundan önce Müslüman olarak Rasûlullah’a sığınan Ebû Cendel ile Ebû Basîr radıyallahu anhuma iâde edilmişti. Efendimizin beni de geri çevirmesinden korkuyorum.

Ey Ümmü Seleme! Kadınların hâli erkeklerinki gibi değildir. Mekke’den ayrılışımın üzerinden sekiz gün geçti. Şimdi onlar beni arayacaklardır. Bulamayınca da buralara kadar geleceklerdir.

Hz. Ümmü Gülsüm heyecanla beklerken Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem eve döndü. Ümmü Seleme annemiz durumu Efendimize anlattı. Hz. Ümmü Gülsüm de:

- Ya Rasûlallah! Ben, dinim uğrunda hicret ederek sizin yanınıza geldim. Beni koruyun. Müşriklere geri çevirmeyin. Onlara iâde ederseniz, bana işkence ederler. Dinimden döndürmeye çalışırlar. Ben nihâyet bir kadınım. Bilirsiniz ki, kadınların hâli zayıfların hâline benzer, dedi.

Efendimiz onu dinledi ve şöyle cevap verdi:

“Yüce Allah muhakkak kadınlar hakkındaki ahdi bozar, hükümsüz bırakır.” buyurdu.

O sırada Rabbimiz hicret eden mümine hanımların müşriklere geri verilemeyeceğini bildiren âyet-i kerîmeyi nâzil buyurdu. Ayet-i kerimede meâlen:

“Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarf ettiğinizi isteyin. Onlar da sarf ettiklerini istesinler. Allah’ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.” (Mümtehine; 10-11)

Vahiy tamamlanınca Efendimiz aleyhisselatu vesselam bu müjdeli haberi Ümmü Gülsüm radıyallahu anhâ’ya bildirdi. Artık bundan böyle müşriklerin arasından kaçıp gelen imanlı hanımlar Mekke’ye geri verilmeyecekti.

Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz ilâhî emir gereğince onu ve daha sonraki hanımları soruşturdu ve:

“Allah’a yemin olsun ki siz, Allah ve Resûlünün sevgisi, bir de İslâmî vazîfeleri serbestçe yapabilmek için hicret etmiş bulunuyorsunuz. Yoksa ne koca ne de mal sebebiyle göç etmiş değilsiniz.” buyurdu.

Ümmü Gülsüm radıyallahu anhâ Allah-u Zülcelâl’in lütfuna hamd ediyordu.

Allah Resulüne Teslim Oldu

Hz. Ümmü Gülsüm’ün Medine’de kalması kesinleşince sahâbenin ileri gelenlerinden Zübeyr İbn Avvam, Zeyd İbni Hârise ve Abdurrahman İbni Avf (r.anhüm) efendilerimiz kendisine evlenme teklifinde bulundular.

Hz. Ümmü Gülsüm durumu kardeşi Hz. Osman ile istişâre etti. O da Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimize sormayı tavsiye etti. Efendimiz Zeyd İbni Hârise ile evlenmesini tavsiye edince nikâhları kıyıldı. Bu evlilikten Zeyd isminde bir oğulları, Rukıyye adında bir kızları dünyaya geldi. Aradan çok geçmeden Hz. Zeyd radıyallahu anhu Mûte Savaşında şehid düştü.

Ümmü Gülsüm radıyallahu anhâ Allah’ın takdirine rıza gösterdi. Kocasının şehid olmasına sabretti. İddet müddetini tamamladıktan sonra Zübeyr İbni Avvâm radıyallahu anhu ile evlendi. Onunla geçimsizlikleri oldu, boşandılar. Ondan sonra ise Abdurrahman İbni Avf ’tan gelen teklif üzere onun ile evlendi. Bu evlilikten de İbrâhim ve Hâmid isminde iki oğulları dünyaya geldi.

Hz. Ümmü Gülsüm radıyallahu anhu, zengin ve güçlü bir ailenin kızı olduğu halde Müslümanların yanındaki zorlukları tercih etmiştir. Ancak Allah'ın Resulüne imanı ve bağlılığı sayesinde, geçici dünya hayatında biraz sıkıntı çekse de ahirette yüksek derecelere nail olmuştu. Böylece bize İslam adına çekilen hiçbir sıkıntı ve fedakarlığın boşa gitmeyeceğine dair güzel bir örnek bıraktı.

Allah-u Zülcelâl şefaatine nail eylesin, bizi de onun yolunda gidenlerden eylesin. Âmin


Sayı : 72
Büyük Kapak