Hicri Yılbaşı ve Hicretin Önemi

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : Hasbihal

21 Eylül günü, 1 Muharrem yani İslam aleminin gerçek takvimi olan hicri yılın başlangıcıdır. Müslümanlar ibadet hayatlarını İslam takvimine göre gerçekleştirirler. Kur'an-ı Kerim’de Allah katında geçerli olan takvimin kamerî aylara göre olduğu bildirilmiştir. Kameri ayların adları şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîul-evvel, Rebîül-âhir, Cemâzil-evvel, Cemâzil-âhir, Receb, Şâbân, Ramazân, Şevvâl, Zil-kâde, Zil-hicce.

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Müslümanların takvimine bir başlangıç belirleme meselesi ele alındı. Müslümanların da bir takvimi olması gerektiği müzakere edilirken Hz. Ali radıyallahu anh, Mekke’den Medine’ye hicretin Müslümanlar için takvim başlangıcı sayılmasını teklif etti.

Hicret gerçekten de İslam tarihinin önemli bir dönüm noktasıydı. İslam toplumu o tarihten itibaren bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştı. İslam dininin birçok hükümleri hicretten sonra indirilmiş ve İslamiyet ancak o tarihten sonra hızla yayılmıştı.

Kelime manası “ayrılmak” olan hicret, müminlerin cemaatiyle birleşmek üzere İslam’ı yok sayanların ortamından ayrılmak; onlarla araya bir mesafe koymak manasına geliyor. Allah-u Zülcelâl Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme İslam’a davetin başlamadan önce, hicreti emretti: “Çirkinliklerden uzaklaş” (Müddessir, 5)

Zaten Peygamber aleyhisselatu vesselam çocukluğundan beri putlardan uzak dururdu. Bu emr-i İlahi üzerine her türlü günah ve çirkinliklerden uzak durmaya daha da fazla gayret etti.

Müslümanlar dinleri uğruna Habeşistan’a ve Medine’ye hicret etti. Aslında hicret her çağda farklı şekillerde de olsa devam etmektedir. Hicret denilen kutlu yolculuk asla sona ermemiştir. Her müslüman küfürden imana, günahtan sevaba, gafletten zikre doğru her gün her an hicret haindedir. Peygamber efendimiz, buyuruyor ki; “Muhâcir, Allah'ın yasakladığı şeyleri terkeden kimsedir" (Buhârî, İmân, 4; Ebu Dâvûd, Cihâd 3)

İster günaha sürükleyen çevrelerden kaçınıp sevaba vesile olan arkadaşların yanına koşmak suretinde olsun, isterse gaflete sürükleyen bir ortamdan zikre çağıran bir ortama gitmek olsun hicret her zaman kulluk hayatımızda yerini koruyacaktır. Belki bizi gıybete ve günaha sürükleyen bir odadan diğer odaya gitmek bile hicrettir.

Hicret bazen kazancını şüpheli gördüğün, günaha sürüklendiğin veya ibadetlerini yerine getiremediğin bir iş yerinden ayrılıp daha az kazançlı da olsa gönlüne huzur veren işyerini tercih etmektir. Cenab-ı Hak kendi rızası uğruna böyle fedakarca hicret edenlere yardımını vaat etmiştir. Ayet-i Kerimede;

“Allah yolunda hicret eden kimse, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur.”(Nisa; 100) buyrulmaktadır.

Kim Allah’ın emirlerini daha iyi yaşamak ve dinine hizmet etmek için dünya menfaatini feda ederse muhakkak Allah-u Zülcelal ona bir genişlik verir. Bunun sayısız örnekleri vardır.

Herkes önüne gelen bir teklifte önce Allah'ın rızasını düşünerek tercihte bulunursa bir nevi hicret etmiş olur. Mesela evlenmek için, dünyevi yönü cazip ama manevî açıdan riskli bir eş yerine, cazibesi az olsa bile dindar olanı tercih etmek de bir hicrettir. Ev için muhit seçerken, arkadaş ve sosyal ortamımızı oluştururken, dinimizi yaşamaya elverişli bir çevreyi tercih etmekle kendi çapımızda bir hicret gerçekleştirmiş olabiliriz. Veya çocuğumuzu okula yazdırırken, okul puanları yerine okulun manevî atmosferini göz önünde bulundurmak bir hicrettir.

Hayat Bir Yolculuktur

Nakşibendî yolumuzun bir esası hicret prensibine dayanır. On bir esasımızdan biri olan “Sefer der vatan” bu hayatın sürekli asıl vatana doğru yolculuk olduğunu unutmamak, hiç gaflete dalmamak… Gönül ikliminde sürekli Allah'a yönelmek… Allah’tan uzaklaştıran her şeyden vazgeçip devamlı Allah'a hicret etmek…

Allah'ın razı olmadığı şeylerden hicret edip uzaklaşmak, Allah'a yaklaşmanın önemli bir adımıdır. Kalbinin ayarlarını, Allah'ın sevdiğini sevip beraber olmaya, buğz ettiği şeyden ise yüz çevirip ayrılmaya ayarlı tutmak çok önemli…

Bu sebeple, Müslüman, beraber yaşadığı, mensubu olduğu cemiyeti seçerken mümkün olduğu kadar, ahrette de beraber olmak isteyeceği kişileri tercih etmelidir. Çünkü kişi kiminle beraber olursa onları sever. Ahiret âleminde “Kişi sevdiği ile beraber olacağına” göre, ebedi hayata imanı olan kişinin kimi seveceğine dikkat etmesi lazımdır.

Çünkü insanın kalbi, bir bardak su gibi savunmasızdır ve etkilenmeye müsaittir. İçinde bulunduğu ortamdaki renge bürünmemesi mümkün değildir. Herkes bilir ki, bir insanın sürekli nefret ettiği bir yerde durması manen yıpratıcıdır. Bu sebeple insan birlikte zaman geçirdiği şeylere ülfet eder, yani alışır. Nasıl ki lağım işçileri, zamanla tiksinti duygularını kaybederse, günah ve küfür ortamlarında haşır neşir olmaya devam edenler de bunlara karşı tepkilerini kaybederler.

Bu sebeple Rabbimiz Mekke devrindeyken inen ayette müminlere “Allah'ın ayetleriyle alay edilen meclislerde oturmayı” yasaklamış ve “yoksa kalbiniz onlarınkine benzer” diye ikaz etmiştir. (Enam: 68)

Medine devrinde inen ayetlerde ise Medine’ye hicret etmek, imanın en önemli gereği olarak emredilmiştir. (Bakara; 219; Tevbe;20) Artık Müslümanlara İslam düşmanlarıyla dostane ilişkiler sürdürmek yasaklanmıştır:

“Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır..." (Maide: 51)

İnsanlığın son hidayet rehberi olan İslam dininin de muhafazası ve mensuplarını kurtuluşa eriştirmesi, ancak hicretle mümkündür. Bilhassa fitne zamanlarında…

Fitne Zamanında Hicret

Fitne zamanları Müslümanlar için bir ayıklanma mevsimidir. O dönemlerde kalburüstünde kalabilenler ancak hicret edenlerdir.

Müslümanların; İslam’ın hayatın dışına itildiği devirlerde her türlü fedakârlığı göze alıp, dinlerini korumaları; yoksul ve ücra köşelere sığınarak da olsa yaşatmaları gerekir. Nitekim tek parti devrinde İslamî eğitim yasaklanınca âlimler ve Allah dostlarının, memleketin gözden uzak, ulaşımı güç yerlere hicret ettiğini ve burada talebe yetiştirdiğini görüyoruz.

Bu yol daha önceki âlimlerin de tuttuğu yoldur. İslam tarihi boyunca ne zaman fitneler zuhur ettiyse o zamanın mustakim âlimleri mütevazı bir beldeye hicret etmiş, halka nasihat ederek ve talebeler yetiştirerek dini ihya etmişlerdir. Mesela İmam Gazali’nin, siyasî fitnelerden uzaklaşıp kendi içine dönmesi ve daha sonra doğduğu kasabasına dönüp yerleşerek burada mescid ve dergâh kurması buna bir örnektir.

Bugün elhamdülillah o günlere nazaran daha elverişli bir ortama sahibiz. Ancak günümüzdeki serbestlikten sadece hak yolun rehberleri değil her türlü yol eşkıyası da istifade edebildiği için hicretin yeni boyutları ortaya çıkmaktadır.

Bugün hicret, tıpkı Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimizin asırlar evvel haber verdiği gibi; mekandan ziyade gönül âleminde yaşanmaktadır.

“Fitne ve bozgun devrinde ibadet, bana hicret etmek demektir" (Müslim, Fiten 130)

Bugünün en makbul hicreti, sırat-ı müstakim üzere sebat etmek ve sadıklarla beraber olmaktır. İşte hicretin en zor olanı da budur.

Hicret, Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın sünneti, sahabenin ve tabiinin yoludur. Daha sonraki dönemlerde de onlara tabi olan âlimler, insanların dünya menfaatine daldığı ve zulme alet olduğu zamanlarda, ifsat edici cemiyet hayatını terk etmişler, Allah'ın rızasından başka bir arzusu olmayanlarla birlikte tasavvuf cemaatleri oluşturmuşlardır. İşte İslam dininin ana kaynaklarının bizlere ulaşması da bu âlimler ve Allah dostları vasıtasıyla olmuştur.


Sayı : 67
Büyük Kapak