Hz. Cüveyriye -r.anha-

Sayı : 27 / Mayıs 2014, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Asıl adı Berre olan Hz. Cüveyriye, Müslümanlara karşı düşmanlıkta direnen Benî Müstalık Kabilesinin reisi Hâris bin Ebî Dırar’ın kızıydı. Kocası da amansız İslam düşmanlarından biriydi. Müslümanların zafer kazanıp büyük bir kuvvet haline görünce bazı kabilelerle anlaşıp birlik kurarak Medine’ye baskın yapmaya niyetlenmişlerdi. Ancak Allah Resulü ordusuyla birlikte onların üzerine yürüyüp yenilgiye uğratmıştı.

O gün Berre’nin kocası da öldürülenler, kendisi de esir alınanlar arasındaydı. Berre, esaretten kurtulmak için fidye ödemek üzere anlaşma yapmıştı. Babasının gelip bu ücreti ödeyeceğini umuyordu. Fakat babasının gelmesi gecikmişti.

Peygamber Efendimizin esirlerin kurtuluşuna yardım ettiğini duyduğu için, ona müracaat etmeye karar verdi. Allah Resûl’üne kendisini tanıttı ve yardımını istedi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun kabile reisinin kızı olduğunu öğrenince onun vesilesiyle bu kabileyle hısımlık kurmayı uygun gördü. Araplar arasında bir kabilenin damadı olmak bir işbirliği ve yakınlık vesilesi sayılıyordu. Bu sebeple onu İslam’a davet etti ve kendisiyle evlenmeyi teklif etti. Bu teklif Berre için iki cihan saadetine giden yol demekti. Hiç düşünmeden kabul etti.

Bu sırada Berre’nin babası Hâris bin Ebî Dırar da kızını esaretten kurtarmak için yanına develerini alarak Medine’ye doğru geliyordu. Yolu üzerinde bir vadiye konakladığı zaman develerinin en iyilerinden iki tanesine kıyamadı ve onları iki dağ arasında sakladı.

Sonra Allah Resulü’nün yanına gelip, kızının fidyesini ödeyip kurtarmak için geldiğini bildirdi. Peygamberimiz onun gönlünü yumuşatmak için mürüvvet gösterdi ve:

“İstersen kızını, dilediğini seçmekte serbest bırakayım. Dilerse seninle dönsün, dilerse burada yanımızda kalsın,” buyurdu.

Hâris buna çok memnun olacağını söyleyip kızının yanına gitti. Fakat kızı onun beklediğinin aksine babasının evine dönmeyi değil, Peygamberimiz ile birlikte kalmayı tercih etti.

Babası buna çok bozularak: “Vallahi sen bizi rezil ve rüsvay ettin!” dedi. Sonra: “Kızımın esir olarak kalması aile şerefimize yakışmaz. Onu satın alıp kurtarmalıyım ki, daha sonra şerefiyle evlensin” diye düşünerek yeniden Peygamberimiz’e başvurdu.

Henüz o gelmeden önce Hz. Cebrail, Peygamberimiz’e Haris’in gelmekte olduğunu bildirmiş ve develeri nereye sakladığını da haber vermişti. Allah Resulü Haris’e:

“Yolda gelirken dağlar arasında sakladığın iki deveyi neden getirmedin?” diye sordu.

Hâris hiç kimsenin bilmediği bu gerçeği ona ancak Allah'ın haber verebileceğini anlamıştı. Bu mucize karşısında şehâdet getirip Müslüman oldu. Onun Müslüman olması, oğullarının kavminin Müslüman olmasına vesile oldu.

Peygamberimiz, Berre’nin kurtuluş fidyesini bizzat kendisi ödeyerek onu babasına verdi. Sonra da, “İstersen onu alıp götürebilirsin. Ama ben onu evlenmek için senden istiyorum” buyurdu. Bu iltifat, henüz yeni Müslüman olmuş bu kabilenin gönlünü ısındırdı.

Ashab-ı Kiram da "Resûlullahın hısımlarını esir tutmak yakışık almaz diyerek bütün esirleri fidyelerini bağışlayarak salıverdiler. Bunun için Hz. Âişe demiştir ki: "Ben, kavmi için Cüveyriye’den daha hayırlı ve bereketli bir kadın bilmiyorum." (İbn-i Hişam, Sîre, 3, 308)

Böylece bu büyük ve güçlü kabile, boyun eğerek, mecbur kalarak değil, samimi duygularla Müslüman oldular. Hz. Berre, Peygamberimizin hanımı olduktan sonra onun kendisine taktığı Cüveyriye ismini ailesinin verdiği isme tercih etti.

Peygamberimizin hanımı olma şerefini hak etmek ve O’nun feyzinden istifade edip bir an önce yetişmek için çok gayret gösterdi. Geceleri namaz kılar, gün boyunca eline geçeni sadaka verir, çok oruç tutup çoğu zaman aç dururdu. Bir gün Bir gün Resûl-i Ekrem odasına giderek, "Yiyecek bir şey var mı?" diye sormuştu.

Hz. Cüveyriye, "Hayır, yâ Resûlallah! Yanımda yiyecek birşey yok. Sadece bir davar kemiği vardı ki, onu da kadın azadlımıza sadaka olarak verdim” (Müsned, 6, 430) buyurdu.

Bir kabile reisinin kızı, istese babasının yanına dönüp rahat yaşayabilecekken Peygamberimizin yanında takva ve fazilet üzere yaşamayı seçiyordu.

Hz. Cüveyriye, peygamberin hanesindeki diğer hanımları gibi seher vakitlerinde zikretmeye önem verirdi. Bir sabah dua ve zikir ile meşgul olduğu sırada, Peygamberimiz yanından ayrıldı. Öğleye doğru tekrar geldiğinde Hz. Cüveyriye’yi Allah’ı zikrederken buldu, “Sen hâlâ yanından ayrıldığım hâl üzere mi devam ediyorsun?” buyurdu. Hz. Cüveyriye, “Evet.” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Ben senden ayrıldıktan sonra üç defa şu dört kelimeyi söyledim. Bunlar, bugün sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa onlardan daha ağır gelir. Bu kelimeler şunlar:

‘Sübhanallahi adede halkıhî, sübhanallahi rıza nefsihî, sübhanallahi zinete Arşihî ve sübhanallahi midâde kelimâtihî”

Manası: Yarattıkları adedince Allah’ı tespih ederim. Allah’ı kendisinin razı olacağı şekilde tespih ederim. Allah’ı Arş’ın ağırlığınca tespih ederim. Kelimelerin miktarınca Allah’ı tespih ederim. (Müslim, Zikir: 79)

Allah şefaatlerine nail eylesin.


Sayı : 27
Büyük Kapak