Hz. Fatıma binti Hattab -r.anhâ-

Sayı : 47 / Ocak 2016, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Cesaret genellikle erkeklerin sahip olduğu bir meziyet olarak kabul edilir. Gerçekten de erkekler hem fiziki açıdan güçlü oldukları için, hem de buna psikolojik yapıları daha elverişli olduğu için korku duygusuyla daha kolay baş edebilirler. Ancak inancı uğruna korkmadan zalimlerin karşısına geçip konuşabilen yiğitler erkekler arasında bile sayılıdır.

Kadınlar arasında da öyleleri vardır ki, cesaretleriyle erkeklerden geri kalmamışlardır. Bunlardan biri, cesur direnişi ve kafa tutuşuyla ağabeyi Hz. Ömer’in gönlünde iman meşalesinin tutuşmasına vesile olan Fatıma binti Hattab radıyallahu anhümâ’dır.

Fâtıma bint-i Hattab’ın İslam’ı kabul ettiği dönemde henüz Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem açıktan davete başlamamıştır. Kocası Hz. Said bin Zeyd ile birlikte iman saadetine koşan Hz. Fatıma bint-i Hattab radıyallahu anhümâ, ilk iman eden hanım sahabeler arasındadır.

Hz. Said bin Zeyd radıyallahu anh, aşere-i mübeşşere dediğimiz, sağlıklarında cennetle müjdelenen ilk on sahabenin arasındaydı. O zaten hayatı boyunca şirkten uzak durmuş haniflerden biriydi. Çünkü Hz. Said'in babası Zeyd, Araplar arasında putperestliğin yayılmasına üzülürdü. Cahiliyye devrinin günah ve çirkinliklerinden sakınır, putlardan da uzak dururdu.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem henüz kendisine Hira mağarasındaki bildiğimiz ilk vahiy gelmediği halde, meleklerin kendisini ikaz etmesi sebebiyle putlardan uzak durur, onlar için kesilen hayvanlardan da yemezdi. Mekke’nin önde gelenlerinin yemekli toplantılarında putlara kesilmiş etlerden yemeyenlerden bir diğeri de, Said’in babası Zeyd idi.

Zeyd, kavminin putlara kurban kesmesini şöyle tenkit ederdi: “Koyunu Allah yarattı. Gökten yağmur yağdırdı, yerden ot bitirdi. Fakat siz onu Allah'tan başkasının ismiyle kesiyorsunuz!”

Mekke’de az sayıda hanif, putperestliğin yanlışlığını dile getirse de onların toplumda etkisi yoktu. Çünkü şehrin zengin ve güçlüleri cahiliyye töre ve düzeninin devamını kendi menfaatleri için uygun görüyorlardı.

İşte böyle bir dönemde Allah-u Zülcelâl, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme Peygamberlik görevi vermişti. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, ahlak ve karakterine güvendiği bazı kişileri gizlice İslam’a davet ediyordu. Ona iman eden bu az sayıda kişiye, kendisine indirilen ayetleri okuyor, yanına gelemeyenlere de okuması için genç sahabelerini gönderiyordu.

Fatıma binti Hattab ile Hz. Said bin Zeyd radıyallahu anhuma da, dikkat çekmemek için Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yanına gidemeyenlerdendi. Genç Müslümanlardan Habbab bin Eret radıyallahu anh, zaman zaman onların evine gelir, yeni inen ayetleri onlara okurdu.

Aynı Sevdaya Gönül Verdiler

Hz. Fâtıma binti Hattab radıyallahu anhâ da Allah'ın ayetlerini dinlemek ve emirlerine uymak için kocasından geri kalmıyordu. Karı koca aynı sevdaya gönül vermişler, Allah'a ibadet yolunda yoldaş olmuşlardı.

Bir müddet sonra Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın emri gereği Peygamberliğini açıkladı. Artık Mekke’nin çarşılarında, meydanlarda, Kâbe’nin çevresinde insanların yanına gidip, yalnız Allah'a ibadet etmeye davet ediyordu.

Ancak henüz Müslümanların sayısı çok azdı ve çoğu da yoksuldu. Bu sebeple Hz. Fatıma ve kocası da dâhil birçok Müslüman imanını gizliyordu. Çünkü Kureyş kabilesi putlarının hiçbir işe yaramayan heykeller olduğunu söyleyen, atalarının örf ve adetlerini eleştiren bir dini hazmedemiyordu.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği din, onlara akıllarını kullanmasını bildiriyordu. Ama onlar hisleriyle hareket ediyorlar, apaçık ortada duran gerçeği kabullenemiyorlardı.

Peygamberimizin daveti Mekke’de gündem olmuştu. Bir araya toplanan herkes İslam hakkında konuşuyordu. Kabilelerin önde gelenlerinin çoğu, gençlerin bu yeni dine girmesinden çekiniyordu. Bu sebeple yoğun bir kötüleme, aşağılama ve suçlama kampanyası sürdürülüyordu.

Mekke şehrinin Dar’ün Nedve adı verilen istişare meclisinde aynı suçlamalar dile getiriliyordu. Peygamber efendimizin Arap kavmi içinde bölücülük çıkardığı iftirası dillendiriliyordu. Gençlerin, atalarının dinini beğenmeyerek başka bir dine girmesi, bir “başkaldırı” olarak yorumlanıyordu.

Bu konuşmalar, birçok kişi gibi Ömer bin Hattab’ı da etkisi altına almıştı. Henüz İslam hakkında doğru düzgün bir bilgi edinmemişti ama kötüleyici sözler yüzünden Peygamberimize düşmanlık besler hale getirilmişti. Hatta karakter olarak inandığı şeyler uğruna her şeyi göze alabilecek bir cesarete sahip olduğundan, “Madem öyle, neden onu öldürüp bu fitneyi ortadan kaldırmıyoruz?” diyordu.

Müşrikler, “Ailesi onu himaye ediyor. İçimizden biri onu öldürürse Haşim oğulları kan davası güder. Arap kavmi bu kan davalarından çok çekti. Kabilelerin erkekleri öldü; kadınları dul, çocukları yetim kaldı. Bunu göze alamayız,” diyordu.

Ömer ise küçük hesaplara takılacak biri değildi. “Olsun! İşte şimdi ben gidip onu öldüreceğim! Anlaşılan bunu benden başka göze alan da yok!” dedi.

Müşrikler onu böyle dolduruşa getirdikleri için seviniyorlardı. Kılıcını kuşanıp yola çıktığı zaman avuçlarını ovuşturuyorlar, “Galiba Ömer ibn-i Hattab sayesinde bu meseleden kurtulacağız!” diyorlardı.

Onlar bir plan kuruyorlardı fakat Allah-u Zülcelâl’in de başka bir planı vardı.

Kabul Olan Dua

Bütün bunlar olurken Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine iman eden ashabını etrafında toplamış ibadet ediyordu. Ashab-ı Kiram mahzundu.

- Ya Rasûlullah. Ne zamana kadar böyle gizleneceğiz? İçimizden biri onlara Kuran-ı Kerim okuyacak olsa bayıltıncaya kadar dövüyorlar. Gariplere işkence yapıyorlar. Peki, biz Allah'ın dinini onlara nasıl ulaştıracağız?

Efendimiz aleyhisselatu vesselam onlardan daha fazla üzüntülüydü. Ellerini açtı:

“Ya Rabbi. Bu dini, Ebu'l-Hakem bin Hişâm (Ebu Cehil) veya Ömer bin Hattab’dan biriyle güçlendir.” Diye dua etti.

Bu sözleri dinleyenler arasında Habbab bin Eret radıyallahu anh da bulunuyordu. Bahsi geçen iki kişi de Kureyş’in en azılı İslam düşmanlarıydı. Bu nasıl olacaktı?

Habbab’ın aklı ermezdi, o sadece Allah'ın Resulüne itaat ederdi. Peygamberimizin emriyle Said bin Zeyd radıyallahu anhın evine doğru yola koyuldu. Onlara yeni inen ayetleri okuyacaktı.

Eve vardığında ortalık tenha idi. Kimseye belli etmeden kapıyı çaldı. Said etrafa baktı ve sessizce Habbab’ı içeri aldı. Habbab yanık sesiyle onlara Kuran okumaya başladı.

Hz. Said ve Fatıma radıyallahu anhuma gözleri yaşararak ayetleri dinliyorlardı. Ancak tam o sırada kapının hızlı hızlı çalmasıyla huzurları bozuldu. Çünkü gelen Ömer’di. Hışımla bağırıyordu:

- Çabuk açın kapıyı!

Said, Habbab’a duvardaki yüklüğe saklanmasını işaret ederek kapıya yöneldi. Fatıma da ağabeyine bir şey belli etmemek için soğukkanlı görünmeye çalıştı. Ancak Ömer onların Müslüman olduğunu duymuştu.

- Bugün Arapları birbirine düşüren şu fitneciyi öldürmek için yola çıkmıştım. Yolda Nuaym’la karşılaştım. O bana sizin de Müslüman olduğunuzu söyledi. Doğru mu bu, söyleyin?

Said’in içi imanın verdiği mutlulukla öyle doluydu ki artık yalan söylemek istemiyordu. Sükût etti. Ömer üzerine yürüdü ve amcaoğlu Said’e vurmaya başladı. Fatıma hemen koştu ve araya girdi.

-Dur ağabey! Ne yapıyorsun?

- Sen karışma işime! Çekil önümden!

- Hayır, çekilmeyeceğim! Evet, biz Allah'ın Resûlüne iman ettik. Artık sen ne istersen yap!

Ömer, kız kardeşine de vurmaya başladı. Hatta dudağından kan sızıyordu. Onu bu halde görmek kalbini yumuşatmıştı. Hele de tam bir inanmışlık ve adanmışlıkla;

- Ne yaparsan yap dinimizden dönmeyeceğiz! Çünkü Allah bize hidayet etti, sapıklıktan kurtardı, ebedi kurtuluşu nasip etti. Bundan sonra ölsek de gam değil, deyişi ona tesir etmişti.

Demek iman ettikleri hakikat onları böyle güçlü yapıyordu. Böyle kan revan içinde kalmış aciz bir kadın bile imandan aldığı güçle, böyle kuvvetli bir adama kafa tutabiliyordu!

Ömer sakinleşti, oturdu. Kapıya geldiği sırada bir ses duymuştu. Yanık sesli bir kişi, insanın içine işleyen sözler okuyordu.

- Biraz önce duyduğum ses neydi? diye sordu.

Hz. Fâtıma ile Hz. Said radıyallahu anhuma Habbab’ı ele vermeye çekindiler. Ancak Habbab saklandığı yerden çıktı.

- O Kuran-ı Kerim’di. Ben onlara yeni inen ayetleri okuyordum. Ya Ömer, ümit ediyorum ki, Peygamberimizin duası senin hakkında kabul edilmiş olsun, diyerek Efendimizin onlar hakkındaki duasını anlattı.

Fatıma binti Hattab radıyallahu anha, Peygamberimizin ağabeyi hakkındaki duasını duyunca sevinç gözyaşları dökmeye başladı. Ona hidayet nasip olması Peygamberin bir mucizesi ve Allah'ın bu dine büyük bir yardımı olacaktı.

- O okuduğunuz ayetleri getirin bana.

Habbab, sakladığı yerden kumaş parçasını getirdi. Üzerinde Tâhâ Sûresi yazılıydı.

- Ver onu bana!

Hz. Fatıma yüreklilikle,

- Dur ağabey, dedi. Sen henüz müşriksin. Allah'ın ayetlerine ancak temizler dokunabilir! Önce gusletmelisin.

Ömer’in içinde iman nuru parlamaya başlamıştı. Fatıma da bunun farkındaydı.

- Haydi gel, sana su hazırlayayım da yıkan, ondan sonra okursun.

Ömer, kız kardeşinin isteğine itiraz etmedi. Biraz sonra dışı gibi içi de arınmış olarak Allah'ın ayetlerini okumaya başladı. Tâhâ sûresinin ilk ayetlerini okuması bile yetmişti.

- Bunlar ne kadar güzel sözler, bu ne kadar yüksek bir belağat. Bu insan sözü olamaz!

Hz. Ömer radıyallahu anh’ın Erkam'ın evine gidip, Resûlullah aleyhissalatu vesselam'ın dizi dibinde şehadet getirmesi, ashabı kiram için büyük bir müjde, müşrikler için ise korkunç bir kâbus olmuştur. O’nu öldürmeye giden O’nda dirilmektedir.

Hz. Fâtıma binti Hattab radıyallahu anhâ, kocasıyla birlikte Medine'ye hicret etti. Bu mübarek karı kocanın hayatları İslam davasına hizmetle şereflendi.

Allah-u Zülcelâl bir hidayeti takdir edince, ona bir kadın da vesile olabilmektedir. Korkak ve aciz olduğu zannedilen kadınlar da iman sayesinde bir kahramana dönüşebilmekte, cesaret ve direnişleriyle bayraklaşabilmektedirler.

Allah Teâlâ, Hz. Fatıma binti Hattab radıyallahu anhâ gibi inancında samimi, azimli ve sabırlı olmayı hepimize nasip eylesin.


Sayı : 47
Büyük Kapak