Hz. Fatıma Gibi Olmak İçin

Sayı : 44 / Ekim 2015, Konu Başlığı : Kapak

Hz. Fatıma’yı ne kadar tanıyoruz? Onun Müslüman kızlar ve hanımlar için bir örnek olduğunun farkında mıyız?

O cennet hanımefendilerinin incisi… Her yönden fazilet timsali… Kulluğuyla, ahlakıyla, edebiyle, zühdüyle; bilhassa hem babası hem Peygamberi, alemlere Rahmet sevgili Peygamberimize olan muhabbeti, itaati ve teslimiyetiyle…

Hz. Fatıma; İsmail oğullarının cahiliye karanlığına gömüldüğü bir çağda, mukaddes şehir Mekke’nin puthaneye dönüştüğü bir zamanda, Âlemleri Aydınlatacak Nur’un doğuşuna şahitlik etti. Babası Hira dağındaki inzivasından dönüşünde, “Beni örtün! Beni örtün!” dediği gün başlayan bir kutlu doğuş idi bu… O günden itibaren de sevgili babasının hem ümmeti, hem öğrencisi, hem müridi, hem dava arkadaşı oldu.

Allah'ın Habibine peygamberlik vazifesi gelmeden birkaç sene önce dünyaya gelmişti; Hz. Fatıma. Peygamberimiz henüz İslam’a davete başlamadan önce kendi ailesiyle birlikte namaz kılıyordu. Sanki bu şekilde aile fertlerini ileride yüklenecekleri ağır yüke hazırlıyordu.

Çünkü İslam’a açıktan davete başladığı zaman onları zorlu imtihanlar bekliyordu. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu imtihanlara sabredebilirdi belki ama ya hanımı ve kızları da sabredebilecek miydi?

Cahiliye devrinin katı kalpli adamları, ileride aileleri için yüz karası olurlarsa diye korkarak kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Ne de olsa kızlar duygusal bir yapıya sahiptiler; kandırılabilir, istismar edilebilirler. Ayrıca kadınlar erkek gibi değildir genelde, zorluklara dayanamaz, isteklerine acele eder, sıkıntı karşısında şikayete başlar…

Fakat Allah-u Zülcelal Habibini bu zorlu görevde yalnız bırakmamış, onu kız babası yaparak imtihan etmekle birlikte, kızlarını bir fazilet timsali yaparak kadınların da manevi eğitimle yücelebileceğini dünyaya ispat etmişti. Hz. Fatıma böylece “kadınların yüz akı” olmuştu.

Kolay değildi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin kızı olmak. Babasına peygamberlik vazifesi verildikten sonra durumları değişmişti. Mekke’nin seçkin ailelerinden birinin kızı iken hakarete, eziyete, boykota maruz kalan dışlanmış bir ailenin kızı durumuna düşmüşlerdi. Hz. Fatıma’nın ablalarının nişanı bozulmuştu. Hz. Fatıma’nın ise giyim, kuşam, süs, mücevher düşüneceği yaşları, babasına yapılan hakaretler, işkenceler, tehditler ve uğradığı türlü türlü zulümler için endişelenmekle, üzülmekle geçmişti.

Kolay değildi Kutlu Nebinin destekçisi, “Babasının annesi, Hz. Fatıma” olmak. Muhterem Babası Mescid-i Haramda namaz kılarken üzerine deve işkembesi koyarak hakaret ve eziyet ediyorlardı. Azgın müşriklerin işkencesinden çekindiği için civardaki hiç kimse koşup yardım edemezken küçük Fatıma koşuyordu babasının imdadına.

Babacığının üstünü başını küçücük elleriyle temizlerken, kocaman yüreğinden kopan kocaman kocaman laflar sayıyordu kendini bilmezlere… Onlardan korkmuyordu, çekinmiyordu. Babasına indirilen ayetlere iman etmişti bir kere, artık o, ebedi ahiret hayatından başka hiçbir şeyi umursamıyordu.

Sadece babası için endişe ediyordu; ona bir şey olursa diye gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar döküyordu. Babası: “Kızım ağlama! Emin ol ki, Allah-u Zülcelâl babanı düşmanların şerrinden koruyacak ve onlara galip getirecek.” Deyince yüreğine su serpiliyordu.
Hiç itiraz etmiyordu. “Nasıl olacak bu? Bütün dünya sana karşı. Sadece zayıf ve fakir olanlar sana iman ediyor. Onlarla bu iş nasıl olacak?” demiyordu. Ne isyan ediyor, ne şüphe duyuyor; bu zor zamanların elbette geçeceğine bütün kalbiyle inanıyordu.

Örnek Annenin Örnek Kızı

Kolay değildi, Hz. Fatıma olmak. Onun annesi, müminlerin ilki, ümmetin annesi Hz. Hatice radıyallahu anhâ idi… Peygamberimize ilk iman eden olma şerefine nail olan, Cennet hanımefendisi bir anne. Ancak böyle bir annenin kızı olmanın da bir bedeli vardı. İlk iman edenlerin çoğu fakir ve garip idi, çoğu zaman Hz. Hatice’nin yardımlarıyla geçiniyorlardı. Kızları için çeyiz eşyaları değil, sevap hazineleri biriktiriyordu Hz. Hatice. Bilhassa kızı Fatıma’ya sürekli fedakârlığı, sabrı ve zühdü öğütlüyordu. Hz. Fatıma da gönülden iman ederek itaat ediyor, asla annesini üzmüyordu. Örnek bir anne babaya örnek bir evlat olarak bize ilk dersi veriyordu.

Ve Medine’ye hicret. Evinden, yurdundan, yakınlarının birçoğundan ayrılış… Yeni bir şehirde yeni bir başlangıç yapmak...

Geçmişte başkalarına yardım eden varlıklı bir aileyken günlerce aç kalacak kadar yoksul bir duruma düşmek. Bu yokluk içindeyken dahi, kendisi açken, iftarlıklarını kapıya gelen dilencilere vermek ve suyla iftar ederek üç gün üst üste aç oruç tutmak…

Bu çilelerin içindeyken bile tek endişesi yine babasıydı. Sevgili Babasına karşı muhabbeti öyle büyüktü ki; kendisi de günlerdir sıcak yemek yüzü görmemiş olduğu halde, komşudan hediye gelen tirit yemeğinin üstünü örtüp babasına ikram etmek için saklamıştı. Babası ise yemeği ikram etmek için bütün bir suffa ashabını davet etmişti ve onların bu fedakârlığıyla sofraya öyle bir bereket inmişti ki, bir kişilik yemekle sayısız insan doymuştu.

Hz. Fatıma’nın evi, mescidin ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hücrelerinin yakınlarındaki küçücük odadan ibaretti. Hz. Fatıma’nın odasıyla Hz. Âişe’nin odalarının pencereleri birbirine bakardı. Her ikisi de bu mütevazı evlerinde, ömürlerini sadece ilme, hizmete, ibadete vakfetmişlerdi.

Kuran Onun İliğine İşledi

Büyük ihtimalle hafız hanım ların ilkiydi, Hz. Fatıma. Babasının arkasında, annesiyle birlikte saf tutup küçücük ellerini göğsünde bağlayarak namaza dururdu. Muhterem Babasının okuduğu ayetler, onun o küçücük yüreğine işlerdi. Böylece daha konuşmaya yeni başladığı çağlarda Allah'ın ayetlerini bellemiş, Kuran ve hikmet, etine, kanına işlemişti.

Hem tüm bildiği, ayetlerin sadece lafızlarını ezberlemekten ibaret de değildi; her birinin hangi sebeple nazil olduğunun, Peygamberimizin o ayeti nasıl anlayıp nasıl tatbik ettiğinin en yakın şahidiydi. Elbette Hz. Fatıma, Allah'ın hükümlerini ilk öğrenip tatbik etme şerefine nail olanlar arasındaydı.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'ın indirdiği hidayet vesilesi emir ve yasakları ilk önce kendi yakınlarına bildirir, uygulanmasını da titizlikle takip ederdi. “Ey kızım Fâtıma! Ey halam Safiyye! Allah katında makbul olan ameller işleyiniz. Sakın bana güvenip tembellik etmeyiniz. Çünkü Ben, sizi, Allah'ın azabından kurtaramam!" derdi.

Peygamberimiz kızını çok seviyordu. Ancak gerçek sevgi, sevdiğin için her şeyin en iyisini istemekti. Bu sebeple Peygamber efendimiz de sevgili kızı için ahireti tercih ediyor, onun yetişmesine büyük titizlik gösteriyordu. Onu evlendirdikten sonra bile gece namazına kaldırır, "Haydi namaz (teheccüd) kılmıyor musunuz?!." Buyurdu.

Bir gece, çocuklarından biri hasta olduğu için sabaha kadar uyuyamayan Hz. Fatıma, sabah namazını kılınca fırsat bulmuşken biraz uyudu. Peygamberimiz onun uyuyakaldığı zannederek hemen seslendi. Hz. Fatıma durumunu haber verdi. Bütün bunlardan anlaşıldığına göre Peygamberimiz, kızının manevi durumunu sıkı takip ediyor, gaflete dalmasına asla müsaade etmiyordu.

Peygamberimiz “Ümmetimin kadınlarına helaldir,” buyurduğu halde kızının altın ziynet eşyası edinmesini ve ipek giymesini istemezdi. Onun evinde işlemeli bir kumaş parçasından yapılmış bir yüklük perdesi gördüğü zaman “Seni dünyaya meyletmiş görüyorum” diyerek dönüp giderdi. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, evladına karşı olan sevgisinden dolayı, onu, dünya hayatını ahret için feda etmeye teşvik ediyordu. Böylece gerçek evlat sevgisinin nasıl olması gerektiğini de öğretiyordu.

Hz. Fatıma da sevgili babasının ikazlarından usanmıyor, bütün emir ve yasaklarına canı gönülden itaat ediyordu. Onun dünyalık olarak tek istediği, ibadetlerini rahatça yapabilmesi için bir yardımcıydı. Ancak Sevgili Babası ona istediğini veremiyor, onun yerine kısa bir tesbihat tavsiye ediyordu.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin pak nesline annelik etmek kolay değildi. Kevser Suresinde Habibi Zişan efendimize müjdelenen, bol hayırdan biri de Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin neslinden gelen âlimler ve mürşid-i kâmillerdi. Onlar, Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin “aba ehli” idi. Peygamberimiz abasıyla sarıp sarmalayarak onlara hususi dua etmişti. Onlar, “Yakınlarım için sevgiden başka bir ücret istemiyorum” ayetiyle ümmete emanet edilmiş yakınlardı.

Ardından tertemiz bir nesil bırakarak, seyyidesi olduğu yüksek cennetlere uçtu Hz. Fatıma. Arkasında ümmetin hanımlarına güzel bir örnek bıraktı. İman, takva, iffet, edeb, sadakat ve vefa örneği bir hayatla…

Biz de Onun Gibi Olamaz mıyız?

Hz. Fatıma’nın hayatı, ümmetin kadınları için mükemmel bir örnektir. Ne yazık ki çoğumuz bunun farkında değiliz. Onun hayatını bir efsane, bir menkıbe gibi okuyor ama bize örnek olduğunu düşünmüyoruz. “Kişi sevdiğiyle beraber,” olacağına göre neden cennette onunla beraber olmaya talip olmuyoruz?

Hz. Fatıma radıyallahu anhâ bu yüksek dereceyi, evini çok güzel eşyalarla döşeyerek, onları pırıl pırıl temizleyip parlatarak ulaşmadı. Çeşit çeşit kıyafetler giyip süslenerek de ulaşmadı. Yemek ve pasta tarifleri öğrenip denemekle de geçmedi onun ömrü. Öte yandan tahsil, kariyer, para, makam, mevki peşinde de değildi.

O evinin tenha köşesinde ihlâsla kulluk ederek böyle yüce makama erişti. Kocasının kazancına razı olmakla, evinin işlerini yaparak ona destek olmakla onun cihad ve hizmetlerinden aldığı sevabından hisse kazandı. Çocuklarına helal lokma yedirerek, dini eğitim ve terbiye vererek, kötülüklerden muhafaza ederek iyi bir anne olup değer kazandı. Bilhassa her hususta, aynı zamanda Peygamberi ve mürşidi olan babasına gönülden bağlılık duyarak sözlerine itaat etmekle, onun terbiyesine isyan etmemekle cennet hanımefendisi oldu.

Bilmem farkında mıyız, aslında hepimiz Hz. Fatıma gibi olma şansına sahibiz. Çünkü onun gibi olmak için ne mala mülke, ne erkek olmaya, ne güçlü kuvvetli olmaya ihtiyacımız yok. Eğer gayret etsek hepimiz onun gibi, Allah'ın emir ve yasaklarına uymakta sabırlı olabiliriz. Günahtan, gıybetten, malayaniden sakınıp, evimize çekilip, dilimizi sadece ibadet ve zikirle meşgul edebiliriz.

Allah'ın nasip ettiği ve kocamızın getirdiği rızka, az da olsa kanaat edip, “Geçici dünyada bu bile fazla,” deyip geçebiliriz. Bilhassa Allah'ın sevilmesini istediği her şeyi Allah için sevip, sakınılmasını istediği her şeyden elimizi dilimizi, hatta gönlümüzü sakınabiliriz. Yeter ki biz de Hz. Fatıma gibi iman edelim, onun gibi teslim olalım, onun gibi gönülden bağlılık duyalım.

Allah cümlemize ondan bir hisse almayı nasip etsin. Onun gibi olamasak da şefaatine nail olacak kadar onun yolunda bulundursun. Âmin.


Sayı : 44
Büyük Kapak