Hz. Fatıma’nın Mesleği

Sayı : 10 / Aralık 2012, Konu Başlığı : Goncagül

Geçtiğimiz Ramazan ayında, bir belediyemizin düzenlediği iftar programında konuşmacı olarak davetliydim. İstanbul’un yoksul ilçelerinden birinde…

Dinleyici hanımların çoğu, başları tülbentli Anadolu insanımız. İçlerinden biri sohbet sonunda yanıma geldi ve bana özel bir şey sormak istediğini söyledi. “Tabi buyurun” dediğimde:

“Sohbet konusuyla alakası yok ama siz ilahiyatçıymışsınız, o yüzden sorayım dedim. Bana evden çıkarken çocuklarım için okuyabileceğim bir dua tavsiye eder misiniz?” dedi. İlk anda çocukları okula veya oynamaya çıkarken arkalarından okumak için soruyor zannettim. Meğerse değilmiş.

“Çalışmak için evden çıkarken, arkada bıraktığım çocuklarım için…”

“Neden bırakıyorsun? Bırakacak kimsen yok mu?” Gibi sorular sordum ama o kalabalıkta tek anlayabildiğim kadıncağızın mecburiyetten böyle yaptığıydı.

Dua tavsiyede bulunarak geçiştirebileceğim bir konu değildi doğrusu… Bir annenin çocuklarını yalnız başlarına bırakıp çalışmaya gitmesi en hafifinden dramdı bana göre…

O çocukların gün boyunca başında hiçbir yetişkin olmayacak…

Ya onların yalnızlığını bilen kötü niyetli birileri kapıya gelse… Acaba düşünebilirler mi “Kim o?” demeyi? Onlar da çocuk; onlar da yaramazlık yapmazlar mı? Ateş onları yakmaz mı; elektrik çarpmaz mı?

Gözümün önüne oturduğumuz apartmanın bodrum katındaki aile ve çocukları geldi. Okuldan döndüklerinde anneleri evde olmadığı için bazen onları ben eve alırdım. Buz gibi eve girip üşümesinler diye. Midelerine bir sıcak yemek girsin, margarin, reçel gibi besleyici değeri olmayan yiyeceklerle öğün savuşturmasınlar diye…

En önemlisi yalnızken başlarına bir şey gelmesin diye…

Çocuklarımdan duyardım, yalnız başına kaldıklarında babalarının evde unuttuğu sigara paketinden birer tane alıp içtiklerini…

Ellerinde besleyici olmayan kırıntıların paketlerini görürdüm. Annelerinin yiyecek bir şeyler almaları için verdiği parayla aldıkları, aşırı tuzlu veya şekerli, katkılı, boyalı atıştırmalıkları…

Açlığı belki biraz geçiştiriyordu ya, anne ihtiyacını da bastırabiliyor muydu acaba o kırıntılar…

Hepsini bir yana bırakalım; akşam yorgun argın eve dönen anne onlarla nasıl ilgilenecek? Bu çocuklara aile içi eğitim ve terbiyeyi kim verecek? Kim sevgi gösterecek; kim dertleriyle ilgilenecek…

Çoraplarının deliğini alta getirip saklamak için nasıl uğraştıklarını görünce içim sızlardı; peki anne alakasından mahrum geçen yılların yüreklerine açtığı o kocaman deliği de gizleyebilecekler miydi?

Anneleri evde olmayan çocukların dramı sadece yoksullarla da sınırlı değil. Özel bir okulun idarecisinin odasındayım. Kapıda kırgın bir yüz ifadesiyle dikilen on yaşlarında bir erkek çocuğu…

İdareci çocuğun derdini biliyor, sormadan cevap veriyor: “Annenin işi uzamış, seni almaya bir iki saat kadar geç gelecekmiş. Haydi sen biraz oyun oyna, kitap oku…”

Çocuk “Ben oyun istemiyorum, eve gitmek istiyorum” diyor. Bu sıkıntıyı sık sık yaşamış olmaktan kaynaklanan bıkkınlıkla oflayıp pencereye gidiyor. Neşeli bir şekilde servislere doluşup, evde kendilerini bekleyen annelerine koşan arkadaşlarının arkasından bakıyor, özenerek…

“Kadınlar da çalışsın” diyorlar. Kadınlar da çalışsın ki erkeklere yarım maaş versinler; gönül rahatlığıyla…

Sanki kadınlar evde boş oturuyormuş gibi, ev hanımlarını küçük görüyorlar. Öyle küçük görüyorlar ki televizyonlar gündüz saatlerinde en aptalca programları yayınlıyor. Dizilerde, karikatürlerde her yerde ev hanımlarını ötekileştiren tavırlar…

Annelik sürekli önemsizleştiriliyor. Sanki akşam yorgunluğunda birkaç saatte yapılıverecek bir işmiş gibi gösteriliyor. Elbirliği ile çalışan kadınların başarıları övülüyor. Evini güzelce çekip çevirmenin, hakkını vererek güzelce evlat yetiştirmenin başlı başına bir başarı olduğu gözlerden kaçırılıyor.

Peki kadınlar sokaklara dökülünce çocuklar ne olacak? Kaç anne evinin işleri ve çocuklarının sahiplenmesi için yardımcı tutabilecek kadar kazanıyor ki?

Öğrencilik yıllarında çocuklara özel ders veren bir tanıdığım anlatıyor:

‘Ders verdiğim çocuğun annesi yoğun çalışan bir hanım. Çocuk Ermeni, Gürcü, Rus, bakıcıların elinde büyümüş. Çocuğun Türkçesi o kadar fakir, iletişimi o kadar bozuk ki… Başta dil ve kültür problemini çözemediğimiz için ders problemlerini hiç çözemedik. Çünkü dersler dil vasıtasıyla anlatılıyor, ayrıca eğitim bir etkileşim ve iletişim faaliyeti.

Çocuk, soğuk bir edayla bakıp besleyen bakıcılar yüzünden sevgiyi tatmamış. Bakıcılar televizyon karşısında pasif bir şekilde bırakmışlar, konuşup ilgilenmemişler. Çocuk da sizi boş gözlerle dinliyor ama cevap vermiyor. Yüz ifadesinde durgunluk, insan ilişkilerinde soğukluk var. Göz temasından kaçınıyor, ürkek ve asosyal. İlk sınıflarda özel okullarda idare edilmiş. Üçüncü sınıfa gelince tıkanıp kalmış.

Anne çocuğunu o kadar az tanıyor ki “Çocuğunuz yazı yazmak için sağ elini mi kullanıyor sol elini mi?” diye soruyorum, onu dahi bilmiyor. Bu kadar ihmal ettiği için pişman ama artık geçen yılları geri getiremiyor.’

Bakıcı hizmeti satın alabilecek kadar iyi pozisyonlarda çalışan annelerin durumu buysa, diğerlerinin halini siz düşünün.

Üstelik bugün ev dışında çalışan kadınlarımızın çoğunun pozisyonu son derece düşük… Çoğu yer paspaslıyor, saç tarıyor, penye dikiyor… Söyler misiniz? Çocuklarını güzelce sahiplenip, eğitip yetiştirmek penye dikmekten daha mı az önemli?

Kimsenin işini küçük görmek için söylemiyorum, ancak çocuklarımızı ihmal ediyorsak bir kere daha düşünelim: kazandığımız üç beş kuruş, zayi olduktan sonra çocuklarımızı bize geri kazandırır mı?

Öyleyse propagandalara aldanmayalım; ev hanımlığını ve anneliği değersiz göstermek isteyenlere karşı bilinçli olalım.

Hz. Hatice’nin ticaret yaptığı safsatalarına kanmayalım. O da sermayesini emanet edebileceği güvenilir bir erkek arıyordu. Sonunda bütün varlığını el-Emin’e teslim etmeyi tercih etti. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam mağarada ibadete çekildiğinde, kendi eliyle azık hazırlayıp götürecek kadar da hürmetkar bir hanımdı.

Ev hanımlığı ve annelik cennet hanımefendilerinin mesleğidir. Örneğimiz, ehl-i beytin annesi Hz. Fatıma’dır. Bize bu gurur yeter!


Sayı : 10
Büyük Kapak