Hz. Havle binti Sa’lebe -r. anha-

Sayı : 65 / Temmuz 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hz. Ömer radıyallahu anhın halifeliği devrinde ashâb-ı kiramdan bir zat ile birlikte yürüyordu. Yolun ilerisindeki yaşlı bir hanıma selam verdi. Hanım Hz. Ömer’in selamını aldıktan sonra onu durdurdu ve şöyle nasihatte bulundu:

- Ey Müminlerin emiri! Allah’tan kork ve insanların işlerine ilgi göster. Zira Allah’ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.

Hz. Ömer’in gözleri yaşarmıştı. Bu yaşlı kadına umulmadık bir şekilde hürmet gösteriyordu. Sözünü kesmiyor, sabırla konuşmasını bitirmesini bekliyordu.

Hz. Ömer’in yanında bulunan sahabe bu kadını tanımıyordu. Böyle konuşmasını tuhaf buldu. Hz. Ömer’in ona böyle sabır göstermesine de mana veremedi.

- Ey kadın! Mü’minlerin Emîri’ni işinden alıkoyuyorsun, onu rahatsız ediyorsun,” diyerek konuşmasına mani olmak istedi. Hz. Ömer ise müdahale edip:

- Bırak onu, istediğini söylesin! Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun? dedi. Sahabe:

- Hayır, tanımıyorum, deyince Hz. Ömer o hanımı şu sözlerle tanıttı:

- O, şikâyetini Allah Teâlâ’nın arş-ı a’lâdan duyup ayet indirdiği Havle’dir. Vallahi beni geceye kadar burada tutmak istese kendisini bırakıp gitmem. Ancak namazımı kılmak hariç, namazımı kılınca gelir yine onu dinlerdim, dedi.

Hz. Ömer’in böyle durup dinlediği Havle binti Sa’lebe radıyallahu anha, ensardan Hazrec kabilesine mensup bir hanımdı. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Medine’ye hicret edince kocası Evs ile birlikte müslüman olmuştu.

Kocası Evs bin Samit samimi Müslümanlardan biriydi. Ancak yaratılış olarak biraz fevri bir kişiydi. Acelecilikle öfkeye kapılıyor, bir anda ağzına geleni söyleyiveriyordu.

Cahiliye çağında bir adam karısına “Sen benim annemin sırtı gibisin,” diye onu kendine haram etse, artık o kadınla boşanmış gibi olur, ebediyen bir araya gelemezdi.

Evs bin Samit radıyallahu anh da bir kızgınlık anında hanımına bu sözü söyleyivermişti. Ardından da evden çıkıp gitmişti. Bir süre sonra eve döndüğünde o sözü söylediğine pişman olmuş, hanımına geri dönmek istemişti.

Havle bint-i salebe radıyallahu anha kocasının ona dokunmasına izin vermedi:

- Hayır! Sen çok büyük lâf ettin. Rasûlullah’a git ve bu sözün hükmünü sor. Belki bir çare gösterir, dedi.

Evs bin Samit bu olup bitenlere çok üzülüyordu. Peygamberimizle birlikte gazalara çıkmış samimi bir müslümandı. Böyle bir hata işlemiş olmaktan dolayı utanıyordu.

- Ben Rasûlullah’a böyle bir şeyi sormaya utanırım. Git sen sor, diyerek hanımını gönderdi.

Havle binti Sa’lebe radıyallahu anha samimi bir mümine hanım olarak nikah ahkamı konusunda endişe ediyordu. Bir yandan o da kocasından ayrılmak istemiyordu. Çocukları da vardı. Çocuğunu bıraksa kocası ona bakamazdı. Yanına alsa kendisi evlenemezdi.

Bu durumu gizleyip evliliğine devam etse Allah'tan başka kimse bilmezdi ama o nikahlarının gitmiş olmasından ve evliliğe devam etme imkanının kalmamış olmasından endişe ediyordu. Öte yandan Allah'ın bir çıkış yolu vermesinden de ümidini kesmiyordu.

Cenab-ı Hak onlara hidayet rehberi göndermişti. Allah'ın Habibi onların arasındaydı. Müslümanlara düşen her konuda Allah'ın rızasını aramak, Allah'ın hükmüne razı olmaktı.

Hem Rabbimiz kullarına karşı herkesten daha merhametliydi. Kulları için kolaylık istediğini, zorluk istemediğini beyan buyurmuştu. O ne dilerse o olurdu. Belki de Allah onlara bir hal çaresi gösterirdi.

Havle binti Salebe radıyallahu anhâ böyle düşündü ve Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme giderek durumunu anlatıp halini şikayet etti. Onun şikayeti, kocasının böyle düşünmeden bir söz söyleyip onları sıkıntıya sokmuş olmasındandı. Onun şikayeti kendi acizliğinden, çaresizliğindendi. Bu halini arz ederek Rabbinin yardımına müracaat ediyordu.

Peygamber efendimizle görüşmek için gittiği zaman onu Hz. Aişe annemizin odasında buldu. İzin isteyerek yanına girdi ve olup biteni anlattı ve:

“Yâ Rasûlallah! Kocam bana “Seni boşadım” demedi ama bu şekilde bir söz söyledi, bizim halimiz ne olacak? Ben bu yaştan sonra nereye giderim? Çoluk çocuğumu bırakıp gitsem onlara ne olacak? Ya Rasulallah bize bir çözüm bulunmaz mı? diye halini arzetti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz kendi aklına göre konuşmaz, ancak Allah'ın vahyettiğini bildirirdi. Bu sebeple bir hüküm gelinceye kadar bekledi.

İslam’a göre bir kadın ile bir erkeğin bir araya gelişi ancak Allah'ın meşru kıldığı nikah ile meşru olur. Nikah ve boşama sözlerini kullanırken hassas olunmalı, ciddi davranmalıdır. Bu sözleri rastgele kullanmak Müslümanlara yakışmaz. Çünkü bunlar hududullahtır, yani Allah'ın çizdiği sınırlardır.

Allah'ın Resulü de bu sebeple böyle hassas bir konuda Allah'ın hükmünü bekledi. Bu sırada Havle de devamlı “Yâ Rabbi! Halimi sen biliyorsun. Bize bir kurtuluş yolu lutfeyle!..” diye dua ediyordu.

O gerçekten samimi iman etmiş bir hanımdı. Haklarında Allah'ın vereceği hükme razı olmuştu. Allah ne emrederse ona itaat edecekti. Nihayet onun bu teslimiyetinin mükafatı yetişti. Bir süre sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme vahiy gelmişti.
Allah'ın Resulü nazil olan Mücadile suresinin ilk dört ayetini okudu. Ayetlerin meâli şöyle idi:

“Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir.

İçinizden zıhar yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.

Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin hanımlarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.

Buna imkan bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce ardarda iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurur. Bu hafifletme, Allah’a ve Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.
(Mücâdele Sûresi: 1-4)

Yüce Allah bu yaşlı kadıncağızın şikayeti üzerine onun meselesi hakkında âyet indirmişti. Bütün Müslümanların ta kıyamete kadar namazlarında ve diğer zamanlarında okuyacağı bir kısım ayetler bu kadıncağızın şikayet-i ahvali üzerine nazil oluyordu.

Allah-u Zülcelâl bu âyet-i celîleler ile cahiliye adet ve telakkilerinden birini daha iptal ediyordu. Bir adamın karısına söylediği böyle bir sözle kadının, o kocanın anası olamayacağını bildiriyor, bunun bir boşanma olmadığını da hükme bağlıyordu. Bu söze ağır bir yemin hükmü uygulayan Rabbimiz, böyle bir söz söyleyene ceza olarak ya köle azad etmesini veya iki ay oruç tutmasını ya da altmış fakiri doyurmasını emretti. Böyle bir yeminin kefaretinin ancak bu olabileceğini açıkladı.

Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz âyet-i kerîmeleri okuduktan sonra Havle radıyallahu anhâ’ya hitaben:

- Ona söyle de bir köle azâd etsin, buyurdu. Havle:

- Allah’a yemin ederim ki onun azâd edecek bir kölesi yok, dedi. Efendimiz:

- O zaman peşi peşine iki ay oruç tutsun, buyurdu. Havle:

- Vallahi o yaşlıdır, buna da gücü yetmez, dedi. Efendimiz:

- O halde altmış yoksulu doyursun, buyurdu. Havle:

- Ya Rasûlallah! Onun buna da imkânı yok, dedi. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi Efendimiz:

- Biz sana bir ağacın verdiği kadar, bir sepet hurma vereceğiz, buyurdu. Havle binti Sa’lebe de:

- Ben de o kadar hurma ilâve edeceğim ve dağıtacağım, dedi. Efendimiz Havle’nin bu sözünden memnun oldu ve:

- Git ona ver dağıtsın. Kocanın iyiliği için çalış, buyurdu.

Havle’nin kocasına olan merhameti, onunla tekrar bir araya gelmek için çözüm arayışı, onu dardan kurtarmak için çabalayışı mümine hanımlara ne güzel örnektir.

Bir yandan Allah'ın hakkına ve çizdiği sınırlara riayet ederken bir yandan da İlahi Rahmetten ümidini kesmemek, ağlayıp sızlayarak Allah'ın af ve merhametini celp etmek… İşte mümin yakışan samimi imanın tezahürleridir bunlar. Allah-u Zülcelâl bizlere de böyle samimi iman ve kalp rikkati versin. Havle binti Sa’lebe radıyallahu anhâ gibi dualarımızı, niyazlarımızı Allah-u Zülcelâl’e duyurmayı nasip eylesin. Amin


Sayı : 65
Büyük Kapak