Hz. Şifa -r. anha-

Sayı : 61 / Mart 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Şifâ binti Abdullah radiyallahu anhâ, Mekke’nin Kureyş kabilesinin Adiy koluna mensup bir hanımdı. Kureyş kadınları arasında seçkin bir hanımdı. O zamanlar okuma yazma bilen erkeklerin bile sayısı çok azken Şifa hatun okuma yazmayı bilirdi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme İslam’a davet vazifesi verilince Şifa hatun da Allah'ın indirdiği ayetleri dinledi. Bu sözlerin şimdiye kadar duymadığı çok güzel, çok etkileyici, hayranlık uyandırıcı sözler olduğunu gördü. Akıllı ve marifet sahibi bir kadındı. Aklını ve irfanını doğru yolda kullandı ve böylece birçoklarına nasip olmayan bir şeref ona nasip oldu. Mekke'de hicretten önce İslâm'la şereflenen hanım sahâbîler arasında katıldı.

Hz. Şifa hatun Mekke devri boyunca oğlu Süleyman ile birlikte dinini muhafaza etti ve elinden geldiği kadar ibadetlerini yapmaya çalıştı. Medine’ye hicret emri gelince de oğluyla birlikte yola çıktı. Peygamber aleyhisselatu vesselama biat etmiş olmanın sorumluluğuyla, ömrünün onun hizmetinde geçirmek üzere yeni bir hayata doğru yola çıkmıştı.

Nefesi Şifalıydı

Hz. Şifa radıyallahu anhânın bir başka özelliği de nefesi kuvvetli bir hanım olmasıydı. O aynı zamanda hastalara karşı rukye yapmayı da biliyordu.

Rukye hastalıkların iyileşmesi için bazı sözler okuma ya da okuyup üfleme manasına gelir. Cahiliye çağında Araplar hastalıkları birkaç yöntemle tedavi ederlerdi. Bunların çoğu tıp bilgisinden ziyade inançla ilgili yöntemlerdi. Çünkü o zamanlar hastalıkları yapanların gözle görünmeyen, kötü ruh, cin gibi gizli varlıklar olduğuna inanılıyordu. Bu varlıklara karşı korunmak için veya onları uzaklaştırmak için yine başka bir takım ruhani varlıklardan medet bekleniyordu. Mesela putların isim veya sembollerinden medet umuluyordu.

Bazen de Araplar Yahudi veya Hıristiyan bilginlerine veya kahinlerine başvurur, onlardan medet beklerlerdi. Onlar da İbranice veya Süryanice sözler okuyarak rukye yaparlardı. Bazen de manası belli olmayan harf, sayı veya şekiller çizilmiş muskalar verirlerdi.

Elbette başına bir dert gelen insanlar, derdine derman olabilecek herkese başvurmaya eğilimli olur. Bu durumdaki bir insan, duygusal yönden zayıf ve etkilenmeye açık durumda olduğu için, kendisine telkin edilen inançlara da kolayca meyledebilir.

Bu sebeple Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem müminlerin bu gibi muskacılara, sihirbazlara veya rukyecilere gitmesini yasakladı. Çünkü onların çoğu şirk inancının unsurlarıyla yapılmaktaydı.

Şifa hatun da kendi ailelerinde olan bir yetenek sebebiyle sivilce gibi benekli bir hastalığı olanlara rukye yapardı. Evleri bu hastalığa karşı okunmak üzere gelenlerle dolardı.

Şifa hatun Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin getirdiği tevhit dinini duyunca bütün kalbiyle iman etti. Hem de bu uğurda yapmakta olduğu işi de feda etmeyi göze alıyordu. Çünkü onun kalbine iman nuru girmişti.

İnsanları nefesiyle iyileştirmek onun kalbine kibir ve üstünlük duygusu vermemişti. Aksine o bunu sadece insanlara hizmet etmek ve acılarını dindirmek için merhametle yapıyordu. Allah'ın ona nasip ettiği bu hizmet için şükrediyor, kendisini kimseden üstün görmüyordu. Eğer Rabbi ona bu hizmeti bırakmasını emrederse onu da yapmaya hazırdı.

Şifa hatun böyle düşüncelerle Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamın yanına geldi. Edeble:

- Ya Rasulallah, ben sana indirilene iman ettim. Bana söylendiğine göre sen rukye yapanlara gitmeyi yasaklamışsın. Ben insanlardaki sivilce gibi bir hastalığa karşı okuma yapıyordum. Bunu bırakmamı emrederseniz bırakayım, dedi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme bu şekilde başvuran başkaları da olmuştu.

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam onlara ne okuduklarını soruyordu. Okudukları sözler şirk inancıyla ilgiliyse, İbranice, Süryanice veya manasız sözlerden meydana geliyorsa onları yasaklıyordu.

Okudukları sözlerde bir mahzur görmezse okumalarına izin veriyordu. Şifa hatunun yaptığı okumanın şirk olmadığını görünce ona okumaya devam etmesi için izin verdi.

Böylece Hz. Şifa radıyallahu anha cahiliye döneminde olduğu gibi İslam’a girdikten sonra da insanlara faydalı olmaya devam etme imkanına kavuşmuştu.

Hafsa’ya da Öğret

Şifa radıyallahu anhâ Medine'ye hicret edince Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem onu oğlu Süleyman ile birlikte Mescid'e yakın bir mahalleye yerleştirmişti. Zaman zaman da onların evini ziyaret ederdi.

Şifa hatun Peygamberimizin yanına geldiği vakit Hz. Hafsa radıyallahu anhâ annemiz de yanındaydı. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem kadınların da okuma yazma öğrenmesini, talim ve terbiye işlerinde yetişmesini uygun görüyordu. O ümmetinin cehaletten kurtulup ilim irfan sahibi olmasını, kulaktan dolma bilgilerle, sağdan soldan görüp duyduklarıyla hareket eden değil, sahih ilimlerle hayatına yön veren bir ümmet olmasını istiyordu. Bu sebeple kadın erkek demeden ilim seferberliği başlatmıştı. Bunun için de işe hanımlarından başlamıştı.

Ümmetin kadınlarının örneği olan müminlerin annelerinin ilimle meşgul olmalarını teşvik için Hz. Hafsa’nın okuma ve yazmayı öğrenmesini teşvik etti. Hz. Şifa’ya:

- Yazı yazmayı öğrettiğin gibi bu okuduğun duâyı da Hafsa'ya öğret! buyurdu.

Şifâ radıyallahu anhâ seve seve bu görevi yerine getirdi. Hem okuma yazmayı, hem de rukye ile ilgili bilgileri Hz. Hafsa radıyallahu anhâ annemize öğretti.

Neden Camide Değilsin?

Hz. Şifâ radıyallahu anhâ, takva sahibi ve insanlara faydalı olmaya çalışan bir hanım olduğu gibi evlatlarına da böyle davranmalarını tembihleyen bir anneydi. Oğullarını da kızını ve kızını kendisine gelin verdiği yeğenini de hep takvaya ve İslam hizmetine teşvik ederdi.

Sık sık Peygamberimizi ziyarete gelip ondan ilim ve feyz almak isterdi. Bir gün yine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin yanına gitmişti. Ama namaz vakti geldiği için Peygamber sallallahu aleyhi vesellem mescide geçip namaza başladı. Hz. Şifa hatun da hemen kızının evine geçti. O sırada damadı olan Surah b. Hasene’nin evde olduğunu gördü. Damadına:

- Peygamber aleyhisselatu vesselam ashabıyla birlikte namaza durdu, sen hâlâ evdesin. Yoksa sen cemaate devam etmiyor musun? Diyerek çıkıştı.

Damadı Surah radıyallahu anh ise:

- Sakin ol teyzeciğim. Beni ayıplama! Çünkü benim bir elbisem vardı. Bugün Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bize gelip ödünç elbise istedi. Hemen onu verdik. Başka elbisemiz olmadığından dışarı çıkamadım." dedi.

Hz. Şifa damadının bu mazeretini ve Peygamber sallallahu aleyhi vesellem için yaptığı fedakarlığı duyunca:

- Anam babam sana fedâ olsun. Ben senin bu durumunu bilmiyordum kusuruma bakma, dedi.

Efendimiz aleyhisselatu vesselam kaylûle yani öğle sıcağında gölgeye çekilip biraz uyuma adeti için zaman zaman bazı sahabelerinin evinde misafir olurdu. Bunlardan biri de Hz. Şifa radıyallahu anhânın eviydi.

Hz. Şifa radıyallahu anhâ Peygamber sallallahu aleyhi vesellem onun evine teşrif ettiği zaman ona ikram etmek için temiz bir yer yatağı hazırlamıştı. Ne zaman Efendimiz aleyhisselatu vesselam evine gelse o zaman bu minderi ve yer yatağını onun için sererdi. Bu yatağı Peygamber aleyhisselatu vesselam ahirete irtihal ettikten sonra hatıra olarak saklamıştı. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin bu aziz hâtırası Şifa Hatunun vefatından sonra onun çocuklarına kaldı.

Şifa hatun, Hz. Ömer’in ilmine ve reyine danıştığı hanımlardan biriydi. Bu da gösteriyor ki, isabetli görüşleriyle itimadını kazanmıştı. Bu bir hanımın da ilim ve hikmet öğrenip istişarelerde isabetli görüşler ortaya koyabileceğini göstermektedir. İslam’da aklını güzelce kullanan bir hanımın da cemiyette itibar kazanacağını göstermektedir.

Allah-u Zülcelâl bizleri de böyle hanımlardan eylesin. Allah şefaatlerine nail eylesin. Amin.


Sayı : 61
Büyük Kapak