Hz. Ümmü Şerik -r.anhâ-

Sayı : 54 / Ağustos 2016, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Mekke şehrinde her yıl hac zamanında panayır kurulurdu. Arap yarımadasının her yanından insanlar hem hac ziyareti yapmak için Mekke’ye geldiklerinde bu panayırlardan alışveriş yaparlardı. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de Mekke’ye gelen bu insanlara Allah'ın ayetlerini okur, İslam'a davet ederdi. Fakat İslam düşmanları insanların Peygamberimizi dinlememesi için hemen aleyhinde iftiralar yayardı.

O yıl Yemen’deki Devs kabilesinin itibarlı ve akıllı adamı şair Tufeyl b. Amir radıyallahu anh de gelmişti. Müşrikler onu görünce kendi aralarında şöyle konuştular:

- Tufeyl bin Amir’in Müslüman olmasına asla izin vermeyin. Çünkü o kabilesi arasında hatırı sayılır bir adamdır. Eğer o İslam hakkında müspet şeyler söylerse kavmi de Müslüman olur.

Bu düşünceyle hemen Tufeyl’in yanına koşan müşrikler Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hakkında ileri geri konuşmaya başladılar.

Tufeyl, onları dinledi ve Peygamberimizle karşılaşırsa onu dinlememeye karar verdi. Ama Allah-u Zülcelal bir kişinin hidayetini dilemişse hiç kimse engel olamazdı.

Ertesi gün Tufeyl Kâbe’ye vardığında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi namaz kılarken gördü. Bilmeden ona yakın bir yerde oturmuştu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin namazda okuduğu ayetlerden bir kısmını duydu. Bunlar çok hoşuna gitmişti.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem namazını bitirince peşine takıldı ve ona kendisini tanıttı. Sonra İslam hakkında sorular sordu. Peygamber Efendimiz Tufeyl’e ihlâs sûresini okudu ve İslâm’ı anlattı. Tufeyl, bundan daha güzel sözü daha önce hiç işitmediğini söyleyerek kelime-i şahadet getirdi ve müslüman oldu. Sonra kendi ailesi ve kabilesini de İslâm dinine davet etmek için Yemen’e döndü.

Tufeyl b. Amir, ailesine ve halkını ebedi kurtuluşa kavuşturmak için hemen tebliğe başladı. Onun davetini kabul edenlerin ilki, daha sonra Ebû Hureyre lakabını alacak olan meşhur sahabe ile Ümmü Şerik isimli bir hanım sahabe olacaktır.

Asıl adı, Guzeyye bint Câbir b. Hakîm el-Âmiriyye olan Ümmü Şerik radıyallahu anhâ, müslüman olunca kalbine Peygamber Efendimiz’e kavuşma arzusu doldu. Ancak Yemen ile Mekke arasında bir kadının tek başına kat edemeyeceği uzun ve tehlikeli bir mesafe vardı.

Ümmü Şerik radıyallahu anhânın gönlü öylesine Rasulullah aşkıyla doluydu ki, Mekke tarafına doğru yola çıkan bir Yahudi ailesiyle birlikte yola çıkmaya karar verdi.

İslam Düşmanlarının Eziyeti

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin daveti insanlar arasında duyulunca her kesimden insan farklı bir tepki vermişti. O sıralar Arap yarımadasına sığınmış bulunan Yahudi azınlığın tepkisi ise son derece tutarsızdı. Çünkü onlar ne zamandan beridir ahir zaman Peygamberinin yakında zuhur edeceğini söylüyorlardı. Fakat şimdi kendi Peygamberlerinin getirdiği tevhid inancını tebliğ eden bir Resul gelince onu yalanlıyorlardı. Çünkü onlar yıllardan beri cahil ümmiler diye küçümsedikleri Araplara böyle bir nasibin verilmiş olmasına hased ediyorlardı.

İşte bu Yahudi aile de kendi cemaatlerine uyarak İslam'a düşmanlık ediyorlardı. Ümmü Şerik’i yanlarına almaktaki niyetleri de yolda onu tesir altına alıp dininden döndürmekti.

Ümmi Şerik Yahudi ailesi ile birlikte yola çıktı. Aralarındaki sözleşme gereği yolculuktaki yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını Yahudi aile alacaktı. Bütün gün yol aldıktan sonra hava kararınca uygun bir yerde durup mola verdiler. Havanın sıcaklığı sebebiyle Ümmü şerik çok susamıştı. Yanına ancak bir kırba su almıştı ama o çoktan tükenmişti. Yahudi adam ise karısını ona başka su vermemesi için tembihlemişti. Çok susamış olan Ümmü Şerik,

- Neden bana su vermiyorsunuz? Yanıma su kapları almama da izin vermediniz. Yola çıkarken “Biz senin için de su aldık, sana veririz, yükünü ağırlaştırma,” dememiş miydiniz? Neden sözünüzde durmuyorsunuz? Diye sitem etti.

Bunu üzerine Yahudi adam Ümmü Şerik’in karşısına dikildi ve;

- Bana bak ey kadın! Sen bu yeni zuhur eden dine girmekle bütün ailene ve kavmine sırt çevirdin. Ne yaptığının farkında değilsin. Bu yoldan geri dön, yoksa sana bir yudum bile su vermem, dedi. Ümmü Şerik şaşırıp kalmıştı.

- Siz Yahudiler ne zamandan beri son Peygamberin zuhurunu bekleyip durmuyor musunuz? Ona ilk iman eden siz olmalıydınız. Nasıl oluyor da böyle düşmanlık ediyorsunuz? Dedi. Yahudi içindeki husumeti dışına vurdu:

- Senin aklın ermez. Biz ehl-i kitap bir kavimiz. Son Peygamberin de bizden zuhur edeceğini ümit ediyorduk. Ona tabi olarak dünyaya hükmedeceğimize inanıyorduk. Bizim kavmimizden olmayan bir Peygambere tabi olmaya yanaşmamız mümkün değil. Eğer Muhammed beklenen son Peygamber ise kıyamete kadar hükmü baki olacak dini getirmiş demektir. Bu da artık üstünlüğün bizlerden gittiğini gösterir. İşte bizim de bunu kabul etmemiz mümkün değil. Şimdi sen ya bu dininden dönersin ya da sana bir damla bile su vermem, susuzluktan helak olup gidersin!

Ümmü Şerik radıyallahu anhâ, Yahudi’nin kavmiyetçilik hastalığı sebebiyle bile bile hidayete sırtını döndüğünü görmüştü. Bu ıssız çölde sığınacak kimse olmadığına göre artık Rabbine sığınmaktan başka çare bulamıyordu. Susuzluktan ölmeyi göze almıştı, yeter ki iman üzere ölsün.

Yahudi adam, Ümmü Şerik’in imanında sebat ettiğini görünce onu biraz daha yıldırmak istedi. Su kırbalarının ağzını sıkıca bağladı. Hepsini bir yere toplayıp üzerine ağır eşyalar koydu. Kendisi de bütün gece onların başında oturdu.

Ümmü Şerik geceyi geçirmek üzere devesinin yanına gidip oturdu. Biraz sonra üzerine hafif bir uyku hali geldi. Fakat bu hal sanki bir rüya gibiydi. Uykuyla uyanıklık arasında yüzüne serpilen su damlalarını hissetti. Hemen başını yukarı kaldırdı. Görmediği bir kaptan buz gibi serin, tatlı bir su yavaşça yüzüne doğru akıtılıyordu.

Ümmü Şerik radıyallahu anhâ bunun sabrı ve sebatına karşı İlahî bir ikram olduğunu anlamıştı. Hemen bu sudan kana kana içti. Sonra koşup kırbasını da bu tatlı sudan doldurdu. Suyla işi bitince su kendiliğinden göğe doğru çekilip kesildi.

Sonra Rabbinin ihsanına şükrederek sabahladı. Tan yeri ağarmaya başlamıştı. Hava ısınmadan yola koyulmaları gerekiyordu. Yahudi adam ile karısı uyuyakalmışlardı. Ümmü Şerik onlara seslendi.

Yahudi adam onun dinç ve zinde görünce su içtiğini anladı. Hemen karısına bağırıp çağırmaya başladı.

- Sana ne dedi ben! Hani ona su vermeyecektin. Baksana su içmemiş olsa böyle dinç olur muydu? Karısı ise yeminler ediyordu.

- Vallahi ona su vermiş değilim. İşte bak, su kırbaları ağzı bağlı olarak yerinde duruyor.

Ümmü Şerik, Yahudinin karısına daha fazla bağırmaması için açıkladı:

- Boşuna kızıyorsun. Bana o su içirmedi, Rabbim bana kendi katından su içirdi.

Bir kısım rivayetlere göre bu Yahudi ailesi bu fevkalade hadise karşısında müslüman oldu. Böylece imanda sebatının mükâfatı olarak yol arkadaşlarının da kalpleri İslam'a açılmış oldu.

Tebliğ ve Hizmet Yolunda

Ümmü Şerik radıyallahu anhâ Mekke’ye varınca Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin tebliğ vazifesine yardıma koştu. O kadınların İslam'a davetinde vazifeliydi. Kureyş kadınlarının evlerine varıp İslâm’ı anlatıyor, Müslüman hanımlara yeni nazil olan ayetleri okuyordu. Tebliğ ve irşad hizmetini şiddetli baskılardan dolayı gizli gizli yürütüyordu. İnsanların ebedi saadete ermeleri için aşkla, şevkle çalışmaktan başka bir gayesi yoktu.

Ancak İslam düşmanları onun faaliyetlerinden haberdar olmuşlardı. Onu vaz geçirmek için önce tehdit ettiler sonra da hapse kapattılar. Hapis tutulduğu süre içinde de dininden vazgeçmesi içinbaskı yapıp durdular. Ama o vazgeçmiyordu. Sonunda birçok garip müslümana yaptıkları gibi ona da işkenceler yaptılar. Çöle götürüp kızgın güneşin altında aç ve susuz bırakarak üç gün boyunca eziyet ettiler. Ancak Ümmü Şerik radıyallahu anhâ dininden dönmüyordu.

Sonunda kendi aralarında konuşup onu kabilesine geri göndermeye karar verdiler. Onu burada işkenceyle öldürmek, Ümmü Şerik’in mensup olduğu Devs kabilesi ile aralarını açabilirdi. Bu sebeple bir ticaret kervanına teslim edip Yemen’e gönderdiler. Ancak Ümmü Şerik bu yolculukta da ilahi yardıma kavuşuyordu.

Tüccarlar onu bir devenin üzerine oturtup ellerini ayaklarını bağlamışlardı. Bütün gün yiyecek ve su vermeyip eziyet etmişlerdi. Bir ara Ümmü Şerik susuzluktan bayılmıştı. O sırada göğsünün üzerinde bir serinlik hissederek uyandı. Allah-u Zülcelal ona cennet pınarlarından su içiriyordu. Kana kana su içip serinledi, kendine geldi. Tüccarlar onun ayıldığını görünce;

- Anlaşılan ipleri çözüp bizim sulardan içmiş, dediler. Ama Ümmü Şerik’in elleri bağlıydı ve su kırbaları da su dolu ve bağlı olarak yerinde duruyordu. Ümmü Şerik:

- Sizin sularınızı içmiş değilim, bana Allah katından su içirildi, deyince onun dininin doğruluğuna kanaat getirdiler ve onu Mekke’ye giden bir kervanla geri döndürdüler.

Yeniden Dolan Yağ Kırbası

Ümmü Şerik radıyallahu anhâ Medine’ye hicret ettikten sonra da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında oldu. İslam tarihine adını hizmet ehli ve son derece cömert bir hanım olarak yazdırdı. Ümmü Şerik’in evi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin mescidine yakındı ve onu ziyarete gelen misafirlerin ağırlanmasına yardım ederdi. Kendisine ait koyunların sütünden yağ elde eden Ümmü Şerik o yağı Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme hediye ederdi.

Yine bir gün hizmetkârına: “Şu yağ kırbasını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin ailesine götür, hediye olduğunu bildir.” dedi.

Hizmetçi yağı getirince Peygamber aleyhisselatu vesselam onu ailesine ait kaba döktürdükten sonra geri verdi ve onu ağzını bağlamadan duvara asmasını bildirdi. Hizmetkâr dediği gibi yaptı.

Bir süre Ümmü şerik hizmetkârına verdiği kırbanın dolu ve ağzı açık olarak duvarda asılı olduğunu gördü. Hizmetkârına:

- Ben sana bu yağı Resûlullah’a götür dememiş miydim? Niçin hâlâ burada duruyor? dedi.

Hizmetçi:

- Allah Resûlü yağı boşaltıp kırbayı bana verdi ve ağzını bağlamadan asmamı tembihledi. Ben de onun dediğini yaptım.

Anlaşılan Cenab-ı Hak, Habibine ikram edilen hediyenin karşılığını kendi katından ihsan etmişti. Ümmü Şerik bu İlahî ikrama sevinerek hemen Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e durumu haber verdi.

Rasulullah Efendimiz, bunun Rabbimizin bir bereketi, ikramı olduğunu bildirip yağ tulumunun ağzını bağlamamalarını tembihledi.

Ümmü Şerik radıyallahu anhâ’nın yaşadığı fevkalade haller, Allah yolunda fedakârlık yapanların dünyada da yardıma kavuşacaklarını göstermektedir. Allah-u Zülcelâl bizleri onların yolundan ayırmasın.


Sayı : 54
Büyük Kapak