Hz. Musa -a.s.-'ın Muhtereme Annesi

Sayı : 63 / Mayıs 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hz. Adem ile Havva’dan başka her insan bir annenin emekleriyle, zahmetleriyle bu dünyaya gelmiştir. Bir çocuğun dünyaya getirmek, yetiştirmek, hayata kazandırmak Allah'ın annelere nasip ettiği en güzel duygulardan biridir. Allah-u Zülcelâl anneyi yaratılış mucizesine vasıta kılmakla kadına büyük bir keremde bulunmuştur.

Bu mübarek ve şerefli vazifeyi yerine getirenlerin en talihlileri ise hiç şüphesiz, Peygamberlerin annesi olma şerefine nail olan annelerdir. İşte Hz. Musa aleyhisselamın annesi de bu mühtereme hanımlardan biridir.

Hz. Musa’nın anne babasının isimleri Kur'an-ı Kerim’de geçmez. İsrailiyat kaynaklarında Hz. Musa’nın babasının isminin Amram olduğu geçmektedir. Amram, Hz. Yusuf aleyhisselam zamanında Mısır’a yerleşen Hz. Yakub’un oğullarının soyundan gelmektedir. Aynı kaynaklar, Hz. Musa’nın annesinin isminin Jakobet (Arapça telaffuzla Yakubet ) olduğunu bildirmektedir.

Hz. Musa’nın annesi, Kur'an-ı Kerim’de saliha ve Allah'a tevekkülü tam olan bir hanım olarak tanıtılmıştır. Onun başından geçen hadiseler, kadın olsun erkek olsun bütün müminlere ibret olacak fevkalade hallerdir. Bu mübarek hanımın şahsında, bir mümin, Allah'a tam teslimiyet ve tevekkülle itaat ettiği zaman nasıl Rabbimizin ona vaadlerini gerçekleştirdiğini görebiliyoruz. Hem de en ümit kırıcı hallerde bile…

Gerçekten de Hz. Musa aleyhisselamın annesinin imtihanı, akıl almaz derecede korkunç ve yürek parçalayıcı bir felakettir. Öz evladını cellatlara teslim etmek…

Hz. Yusuf aleyhisselam zamanında Mısır’ın Melik’i tevhit dinine iman etmiş, İsrail oğullarını Mısır’a yerleştirmişti. Ancak daha sonra tahtı ele geçiren zalim bir komutan olan Firavun, kendisini ilah ilan etmiş, İsrail oğullarını ise köleleştirmişti.

Kendi diktatörlüğünü Kıptilerden oluşan seçkin bir sınıfa ve ordu mensuplarına dayandıran Firavun, Kıptiler dışındaki göçmen halklara, bilhassa da İsrail oğullarına çok büyük bir zulüm yapıyordu. Onların mal varlıklarına el koymuş, kendilerini köle, kadın ve çocuklarını hizmetçi yapmıştı. Bu zilletten kurtulmamaları için de erkek çocuklarını bir sene öldürüyor, bir sene sağ bırakarak onları köle olarak yetiştiriyordu. Ayet-i kerimede şöyle anlatılır:

"Firavun, memleketin başına geçince halkı fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi." (el-Kasas 28/4)

Zorlu İmtihan

Musa aleyhisselamın annesinin bebeğini dünyaya getirdiği sene, erkek çocuklarının öldürüleceği seneydi. Doğum yapan zavallı anne, bebeğin erkek olduğunu görünce irkildi ve içine bir hüzün çöktü.

“Çok geçmez, Firavun’un adamları kapıya gelir. Doğum yaptığımı görünce de onu görmek ister. Erkek olduğunu görünce de kucağımdan söküp alır, zavallıcığı katletmeye götürür.” Diye düşündü. Bir çare aradı ama bulamadı.

Saklasa, Firavunun askerlerine “Öldü,” dese… Ama nihayetinde bir bebekti bu, elbette ağlayacaktı. Zaten müminlerin yaşadığı mahalleler sıkı kontrol altındaydı. Ne kadar saklamaya çalışsa faydası yoktu. Bu güzel yüzlü masum bebeğin sonu da diğerleri gibi olacaktı.

Fakat mübarek anneye bir hal oldu. Zaten bu bebeğe hamile kaldığı günden beri kendisinde bambaşka haller hissetmişti. Rüyalarında bembeyaz giysiler içinde mübarek hanımlar etrafını sarmış, ona müjdeler vermişlerdi.

“Karnındaki çocuğun herhangi bir çocuk olmadığını, o yüzden helal lokma yemeye, gıybet ve malayani dinlememeye çok dikkat etmesini,” bildirmişlerdi. Esasen takva sahibi ve ibadete düşkün bir hanımdı ama bu hamilelik boyunca kendisinde bambaşka bir manevi hal hissetmişti.

İşte şimdi de yine üzerini manevi bir hal bürüyordu. Kendisine muhtevasını bilemediğimiz bir surette vahiy veya ilham geliyordu. Allah-u Zülcelâl bu hali şöyle haber veriyor:

"Musa'nın annesine: "Çocuğu emzir, başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nil'e) atıver. Korkma, üzülme. Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız" diye bildirmiştik" (el-Kasas, 7).

Musa aleyhisselamın annesine vahyedilmesinin nasıl bir surette olduğunu bilmiyoruz. Ama Kur'an- Kerim’de Hz. Meryem validemize de Cebrail aleyhisselamın göründüğü ve konuştuğu bildirilmiştir. Kadınlara risalet vazifesi gibi, yerine getiremeyecekleri ağır bir görev yüklenmemiştir.

Bir ayet-i kerimede peygamberlik vazifesinin erkeklere verildiği bildirilmiştir. (el-Nahl, 43) Peygamberlik çok tehlikeli ve zor bir görevdir. Kafirlere Allah'ın emirlerini tebliğ etmek gibi bir vazife, kadınlar, engelliler, köleler, göçmenler, garipler gibi; mütekebbir kişilerin ciddiye almayacağı kimselere verilmemiştir.

Esasen engelli, köle, göçmen veya kadın olmak, Allah'ın sevdiği bir kul olmaya, evliya olmaya mani değildir. Ama peygamberlik vazifesinin verileceği kişiler, bu görevi yerine getirebilecek güce sahip, hür, şerefli, halkı arasında tanınan bilinen asilzade erkeklerden seçilmiştir.

Bununla beraber Allah-u Zülcelâl’in apaçık bazı emirlerinin ve haberlerinin bazı muhtereme hanımlara da bildirdiğini görebiliyoruz. Bundan Hz. Musa aleyhisselamın annesinin alelade bir kadın olmadığını, bu şerefe layık bir Saliha hanım olduğunu anlayabiliyoruz. Nitekim onun bu son derece zor ve annelik duygularına ters gelecek emre teslimiyetle itaat ettiğini görüyoruz.

Biraz düşünecek olursak, yeni doğum yapmış, göğsü sütle gönlü yavrusunun sevgisiyle dolu bir annenin onu bir sandığa koyup suya bırakıvermesi hiç de kolay bir emir değildir. Allah-u Zülcelâl yeni doğum yapmış bir anneye yavrusuna sımsıkı bağlansın diye annelik hormonları nasip eder. Annelik duyguları, yavrusunu gözünün önünden bile ayırmamasını ister. Böyle bir dönemdeki annenin yavrusunu, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan suya bırakıvermesi ne kadar zor bir emirdir.

“Ya sandık devrilir ve çocuk boğulursa? Ya su onu denize kadar sürükleyip götürürse? Ya bir balık veya timsah onu yutarsa? Ya bir balıkçı onu bulup askerlere teslim ederse?”

Muhakkak ki hangi anne olsa bu endişe ve evhamlara gark olur. Nitekim Hz. Musa aleyhisselamın annesi de endişelidir. Ama bütün bu endişeleri Allah'ın izniyle bir yana bırakmayı ve Allah'ın vahyine iman edip teslim olmayı başarmıştır. Bir anne için çok zor olan bir imtihandan yüz akıyla çıkmış ve bütün kadınlar için bir şeref levhası olmuştur.

İmtihanı Başardı

Evet, kadınlar da Allah'a itaat ve teslimiyet sahasında böyle zor imtihanlardan geçebilirler. Kadınlar arasında da fıtri duygularını feda ederek Allah'ın emirlerine uyan ve onun vaadine teslim olanlar çıkabilir. Hem de evladına karşı kalbi coşkun bir sevgiyle dolu olsa da…

Hz. Musa’nın annesinin yüreği evladına karşı sevgiyle dopdoluydu. Üstelik evladı çok sevimli idi. Allah-u Zülcelâl onun simasına bir güzellik vermiş ve ona karşı bir sevgi yaratmıştı.

Hz. Musa’nın annesi de evladına karşı olan o büyük muhabbetle imtihan ediliyordu. Evladını çok seviyordu. Zaten hangi anne sevmez ki? Ama Allah tarafından verilmiş çok daha kuvvetli bir sevgiydi bu. O masum bebeği, o tertemiz simayı her gören hayran oluyordu. Ama bu kuvvetli sevgiyi Allah için, Allah'a itaat yolunda feda edecekti bu mübarek hanım.

Çünkü bütün sevgiler bir imtihandı. Eğer evladını Allah için seviyorsa, onu Allah'a emanet etmeli, Allah'ın emrettiği gibi suya bırakmalıydı. Yüreği pır pır etse de, Allah'ın vaadine güvenmeliydi. Nihayet o Allah'a itaat etmeye niyetlenince Rabbi de ona imtihanı kolaylaştırdı ve kalbini pekiştirdi.

Ayet-i kerimede onun yüreğinin evladına karşı olan sevgi ve endişe dışında başka hiçbir şey düşünemez hale geldiği ama Allah'ın onun yüreğini pekiştirdiği şöyle bildirilir:

“Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer inanıp güvenenlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (el-Kasas, 10)

Tedbir ve Tevekkül İç içe

Hz. Musa’nın muhtereme annesi masum bebeğini suya bıraktıktan sonra suyun onu nereye sürüklediğini görmesi için kızına onu takip etmesini söyledi. (el-Kasas, 11)Böylece ablası Hz. Musa’nın bulunduğu sandığın Firavuna ait saraya doğru sürüklendiğini ve onu hizmetkarların sudan çıkarıp Firavun’un karısına götürdüklerini gördü.

Bu hadisede, Allah'a tevekkül etmekle dünyevi tedbir almanın bir biriyle çelişmediğini görüyoruz. Çünkü Allah-u Zülcelâl bunu kınamamıştır. Nitekim başka ayetlerde de bunu görürüz. Mesela Hz. Yakub, oğullarına tedbirli olmalarını tembihler, ama tedbirin Allah'ın takdirine mani olmadığına da iman eder.

“(Hz. Yakub, Mısır'a hareket etmek üzere olan çocuklarına) dedi ki: “- Ey yavrularım! Şehire bir kapıdan girmeyin de, ayrı ayrı kapılardan girin (kalabalığınızla dikkati çekmeyin). Böyle olmakla beraber, Allah'ın hükmünden hiç bir şeyi sizden gideremem. Hüküm ancak Allah'ındır; yalnız ona tevekkül ettim ve tevekkül edenler de yalnız ona dayanıp güvenmelidirler.” (Yusuf, 67)

İşte Hz. Musa’nın annesi de böyle, bir yandan kızını bebeğin ardından göndermiş ama bir yandan da Allah'a tevekkül etmiştir.

Hz. Musa’nın ablası, muhtemelen sarayda çalışan veya çalışan kişileri tanıyan, böylece oraya girip çıkabilen biridir. Böylece dikkat çekmeden saraya girer.

Gönüller Allah'ın Elindedir

O sırada Hz. Musa’yı gören Firavun’un hanımı, ondaki güzelliğe hayran olmuş ve onu evlat edinmek istemiştir. Kur'an-i Kerim, bunu şöyle anlatıyor: "Firavun'un karısı: Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur yahut onu evlat ediniriz" dedi. (O bebeğin, katletmek için aradıkları, gelmesi yaklaşmış olan Peygamber olduğunun) farkında değillerdi. (el- Kasas, 9)

Firavun her ne kadar bu durumdan kuşkulansa da hanımının isteğini kıramamıştır. Binlerce masum bebeği katleden acımasız ve zorba bir adam, hanımının gönlüne söz geçirememiş, onun bu yavruya olan sevgisine mani olamamıştır. Çünkü kalpler Allah'ın kudreti altındadır.

Firavunun karısı bebeği bağrına basar. Hz. Musa aleyhisselam daha birkaç günlük veya haftalık bir bebektir. Elbette acıkınca ağlamaya başlamıştır. Onu emzirecek bir anneye ihtiyacı vardır. Hemen haber salınıp yeni doğum yapmış anneler saraya çağrılır.

Firavunun evlat edindiği bir bebeği emzirecek anneye elbette dolgun bir ücret verileceği kesindir. Bu sebeple emzikli anneler hemen saraya koşarlar. Ama ne kadar uğraşsalar da masum bebek saraya getirilen hiçbir süt anneyi emmeye yanaşmamaktadır.

Herkes bu küçücük bebeğin karnı aç olmasına rağmen emmemesine şaşırıp kalmaktadır. Çünkü o herhangi bir bebek değildir.

Allah-u Zülcelâl, ileride peygamberlik vazifesi vereceği bu yavruya daha birkaç günlük bebekken annesi dışındaki kadınların sütünü haram etmiştir. O da karnı aç olduğu halde adeta oruç tutmuş, kendisine yasaklanmış olan sütleri emmeye yanaşmamıştır.

İşte bu durum, Hz. Musa aleyhisselamın kendi öz annesinin himaye ve terbiyesi altında yetişmesine vesile olacaktır. Ayet-i kerimede bir süredir kardeşinin yakınlarında bir yerlerde durup olup biteni gözleyen Hz. Musa’nın ablasının bu durumu nasıl değerlendirdiği şöyle anlatılır:

"Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Hz. Musa’nın ablası:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi." (Kasas, 12)

Bu ayette görüyoruz ki, Hz. Musa'nın ablası gayet akıllıca davranmış, bir süre kendi kimliğini ve bebeğin kendi kardeşi olduğunu ustalıkla gizlemiş, hiç kimseyi kuşkulandırmamıştır. Sabırla bekledikten sonra onların süt anne bulamayıp çaresiz kaldığı bir anda onlara bu teklifte bulunmuştur. Bu şekilde sabırlı, dikkatli ve doğru an geldiği zaman da cesaretli davranmak suretiyle kardeşinin annesine tekrar kavuşmasına vesile olmuştur.

Allah-u Zülcelâl Vaadini Gerçekleştirir

Hz. Musa’nın annesi saraya çağrılır. Muhtereme anne, Allah'ın seçkin resullerinden biri olacak olan evladını kucağına alınca hiç kimsenin göğsünü emmeyen bu mübarek bebek, annesini hemen emmeye başlamıştır. Bu manzara karşısında Firavunun hanımı bu bebeği ücret karşılığı emzirmesi ve bakması için kendi öz annesine teslim etmiştir.

Bu hadisede kadınların da gayet akıllıca ve basiretle işleri idare edebileceğini, zalimlerin zulmü altındayken bile cesurca hareket edebileceklerini görmekteyiz. Demek ki bir takım güçlüler halkı korkutmak ve itaat ettirmek için ne yaparlarsa yapsınlar Allah'a samimiyetle iman eden gönüllere Allah-u Zülcelâl kendi katından bir cesaret ve azim ihsan etmektedir.

Zalimlerin küçümsediği, hizmetçilik yapmaktan başka bir şeye aklı ermez zannettiği kadınlar, Firavunu ve askerlerini atlatmış ve bütün düzenlerini alt üst etmiştir. Çünkü Allah dilediğini yapar, zalimlerin fitne ve hileleri asla Allah'ın takdirinin önüne geçemez.

Ne ibretli bir haldir ki Firavun öldürmeye çalıştığı bebeğin, bizzat kendi himayesi altında ve öz annesi tarafından yetiştirilmesi için onun kendi annesine süt annelik ücret ödeyecektir. Hz. Peygamber bu ibretli hadiseye işaret ederek şöyle buyurur:

"Ümmetimden cihad eden ve verilen ödülü alarak onunla düşmana karşı güç kazananlar, çocuğunu emziren ve bunun için ücret alan Musa'nın annesine benzerler." (Suyuti, el-Camiu's-Sağir,)

İşte Allah-u Zülcelâl’e itaat eden ve onun dinine hizmet etmek için teslimiyet ve tevekkülle fedakarlık gösterenlerin mükafatı… Gerçekten de Allah-u Zülcelâl kullarına vaad ettiği nimetleri iki dünyada da vermeye kadirdir.

Bu hadisede Allah-u Zülcelâl, kibirli ve zalim Firavun’a kendi kudretini ispat ettiği gibi, Hz. Musa’nın annesine vaadini de gerçekleştirmiştir. Mütekebbir ve zorba Firavun her türlü zulme rağmen istemediği bir şeyin önüne geçememiş hatta tam aksine bizzat onun gerçekleşmesine hizmet etmiştir.

Hz. Musa’nın annesi ise bütün zayıflığı ve mazlumluğuna rağmen Allah'ın yardımına erişmiş, canından çok sevdiği evladına tekrar kavuşmuş, onu tertemiz sütüyle besleyip büyütmüştür. Öyleyse Allah-u Zülcelâl gibi bir Rabbi ve Mevlası olanların artık korkmasına sebep yoktur.

Allah-u Zülcelâl Hz. Musa aleyhisselamı böyle ibretli bir hayat hikayesiyle yetiştirmiştir ki, ileride yükleneceği görevler için imanı kuvvetlensin ve Allah'ın vaadinin hak olduğuna yakinen inansın. Nitekim bu olayın bazı hikmetleri Kuran'da şöyle bildirmektedir:
“Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (el-Kasas, 13)

Derken Hz. Musa aleyhisselam yetişmiş ve başından geçen hadiselerle olgunlaşıp kemale ermiş, Allah'ın Azim ve Yücelik sahibi (Ulu’l azm) Peygamberlerinden biri olmuştur. İşte bu hadisede bize büyük bir ibret vardır. Zalimler ne kadar düzen kursa da Allah-u Zülcelâl isterse Firavunların sarayında Musa’lar yetiştirmeye kadirdir.

Bu hadisede ayrıca kadınların sevgi ve merhametinin ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu görüyoruz. Genellikle kadınların hisleri, erkeklerin o sert ve rekabetçi dünyasında küçümsenen ve önemsenmeyen duygular olarak görülür. Halbuki dünya üzerinde nice kavgalar, savaşlar, rekabetler bir köpük gibi gelip geçer, ama Allah'ın gönüllerde yarattığı saf ve temiz sevgiler, tıpkı kaynak suyu gibi her zaman akmaya devam eder. İşte asıl güzellikleri yeşerten de bu sevgidir.

Zalimlerin yakıp yıktığı, katlettiği, oluk oluk kanını akıttığı canlara inat, Allah-u Zülcelâl kadınların gönlündeki sevgi, merhamet, sabır ve fedakârlıkla yeni nesiller yetiştirmektedir. O nesiller arasında geçmişte nasıl Hz. Musa gibi Peygamberler yetiştiyse gelecekte de nice Allah'ın sevdiği kullar, kahramanlar, alimler, sıdıklar yetişecektir. Yeter ki biz kadınlar, anneliğin gücüne inanalım ve Allah'ın bizim üzerimizde tecelli eden mucizesine mazhar ve layık olmaya gayret edelim.

Bugün İslam alemi çok büyük zulümler altında inlemektedir. Ama öte yandan sevineceğimiz bir husus varsa o da şudur ki, mümine hanımlar iman ve muhabbet dolu sineleriyle evlatlarını yetiştirmeye devam etmektedir. Öyleyse Allah'a güvenelim ve asla ümidimizi kesmeyelim.

Rabbımız cümlemize bu muhtereme annemizin yolundan gitmeyi nasip etsin. Bu dünyada ondan ibret almaya muvaffak kılsın ve ahirette de şefaatlerine nâil eylesin. Amin.


Sayı : 63
Büyük Kapak