Hz. Şuayb’ın Kızı Safura -r.anha-

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Kur'an-ı Kerim’de bahsi geçen hanımlardan biri de Hz. Musa aleyhisselamın hanımıdır. Bu hanımın Hz. Şuayb aleyhisselamın kızı Safura olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır.

Hz. Şuayb aleyhisselam, Medyen ve Eyke adlı şehirlere gönderilmiş bir Peygamberdi. Meyden şehri, Arap yanmadasının kuzey batısında; Hicaz'la Filistin arasında, sulak, yeşil bir şehirdi. Çin, Hindistan ve Fars diyarlarından gelip Mısır’a giden kervanlar bu şehirde konaklardı. Bu sayede burada ticaret canlanmış, halk zenginlik ve refaha kavuşmuştu. Ama bu zenginlik zaman içinde azgınlığa yol açmıştı. Medyen şehrinin halkı haksız kazançlar elde ederek halka zulmetmeye başladılar. Güçlüler zayıfları ezmeye başladı. Allah-u Zülcelâl bu kavme Hz. Şuayb aleyhisselamı Peygamber olarak gönderildi.

Hz. Şuayb, kendisine kitap verilmeyen, önceki Resullerin kitaplarına göre amel etmeye davet eden nebilerdendi. Rivayete göre o Hz. İbrahim aleyhisselamın neslinden geliyordu. Hz. Şuayb aleyhisselam çok büyük bir hatipti. İnsanları hikmetli ve güzel nasihatlerle uyarırdı.

Kur'an-ı Kerim’de Hz. Şuayb aleyhisselamın Medyenlilere yaptığı nasihatler şöyle anlatılmıştır:

"Medyen'e de kardeşleri Şuayb'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan (insan)lar iseniz böylesi sizin için daha iyidir!... Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek insanları Allah yolundan çevirmeğe ve O (Allah yolu)nu eğriltmeye çalışmayın. Düşünün siz az idiniz, O sizi çoğalttı ve bakın bozguncuların sonu nasıl oldu!... Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir." (A'raf, 85,86,87)

Hz. Şuayb aleyhisselam kavmini doğru yola davet ettiyse de ona iman edenler pek az idi. Özellikle zulmederek zenginleşmiş ve kalabalık bir topluluk oluşturmuş azgınlar Hz. Şuayb ile dalga geçiyor ve bazen de onu tehdit ediyorlardı.

"Dediler ki: Ey Suayb, senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz. Biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı, seni mutlaka taşlarla(öldürür)dük! Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün yoktur!" (Hud, 91)

Şuayb aleyhisselam onları Allah'tan korkmaya davet ediyordu:

“(Şuayb onlara de ki): Ey kavmim, size göre kabilem Allah'tan daha mi üstün ki, O'nu arkanıza atıp unuttunuz? Şüphesiz Rabbim, yaptıklarınızı kuşatıcıdır. (Ondan bir sey gizli kalmaz.) Ey kavmim, olduğunuz yerde (yaptığınızı) yapın, ben de yapıyorum. Yakında kime azabın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözetin, ben de sizinle beraber gözetmekteyim."(Hud, 92-93)

Hz. Şuayb’a ve ona iman eden az sayıdaki mümine zulmeden Medyen halkı sonunda helak edildiler.

“Derken o (müthis) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb'ı yalanlayanlar, işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular" (A'raf, 91-92)

Medyen Suyunun Başında

Bazı rivayetlere göre Hz. Şuayb aleyhisselam kavmi helak olduktan sonra bir süre daha ömür sürdü. Koyunlarıyla geçimini sağlayan Hz. Şuayb son zamanlarında çok yaşlanmıştı. Allah-u Zülcelâl ona erkek evlat vermemişti. Ancak o iki kızını edebli ve hayalı bir şekilde yetiştirmişti. Onlarla birlikte tenha bir yerde yaşıyordu.

O sırada Hz. İbrahim’in torunu Yakub’un neslinden gelen İsrailoğulları Mısır’da yaşıyordu. Firavun onların erkek çocuklarını öldürüyor, mallarını ellerinden alıp kendilerini köleleştiriyordu.

Bütün bu zulümlere rağmen Hz. Musa aleyhisselam Firavun’un hanımının himayesi altında yetişip delikanlılık çağına gelmişti. Ancak Hz. Musa, kendi kavmine yapılan zulümler sebebiyle üzgün ve kızgındı. Bir gün elinden bir kaza çıktı. Kur'ân-ı Kerim'de bu hadise şöyle anlatılıyor;

"Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre idi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı dövüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu.

'Bu şeytanın işidir; çünkü o apaçık saptıran bir düşmandır.' dedi. Musa, 'Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla.' dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir. Musa; 'Rabbim! Bana verdiğin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım.' dedi."

Şehirde, korku içinde, etrafı gözeterek sabahladı. Dün kendisinden yardım isteyen kimse, bağırarak ondan yine yardım istiyordu. Musa ona: 'Doğrusu sen besbelli bir azgınsın.' dedi.

Musa, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: 'Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun.' dedi." (Kasas, 15-19).

İsrailoğlundan olan adamın dünkü olayı ağzından kaçırması üzerine, halk Musa'nın Mısırlı Kıptiyi öldürmüş olduğunu öğrendi. Daha sonra bir adam koşarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.

"Musa korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. 'Rabbim! Beni zalim milletten kurtar.' dedi. Medyen'e doğru yöneldiğinde: 'Rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım.' dedi." (Kasas; 21-22).

İşte bu hadise neticesinde Hz. Musa aleyhisselam Mısır’dan uzaklaştı. Yola çıkarken yanına yiyecek de alamamıştı. Günlerce yol yürüdü, aç ve bitkin vaziyette Medyen'e ulaştı. Kur'ân-ı Kerim'de kıssa şöyle devam ediyor:

"Medyen suyuna geldiğinde, davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara: 'Derdiniz nedir?' dedi. 'Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır (onun için bu işi biz yapıyoruz)' dediler. Musa onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi: 'Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım.' dedi." (Kasas, 28/23 ve 24).

Bu ayetlerden anlaşıldığına göre Hz. Musa aleyhisselam erkeklerin arasına karışmamak için çekingen davranan bu kızların, hayalı mümin kızlar olduğunu anlamıştı. Onlara yardım ederek onların yerine koyunlarının su içmesini sağladı. Bundan sonra da yaptığı hizmete karşılık bir bedel istemeyip gölgeye çekildi ve halini Rabbine arz etti.

Akıllı ve Sezgili bir Hanım

Kur'an-ı Kerim'de kıssa şöyle devam ediyor:

"Derken kadınlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: 'Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor.' dedi.

Musa ona (kızların babasına) gelince, başından geçeni anlattı. O: 'Korkma! Artık zâlim milletten kurtuldun.' dedi.

İki kadından biri: 'Babacığım, onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdır.' dedi.

Kadınların babası, 'Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi kimselerden bulacaksın.' dedi. Musa: 'Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir.' dedi." (Kasas, 25-28)

Bu ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre Hz. Şuayb’ın kızı Safura, sezgili, ince düşünceli, halden anlayan bir hanımdı. Hz. Musa aleyhisselamın aç ve yorgun olduğunu, buna rağmen karşılıksız iyilik yapan güzel ahlaklı bir kimse olduğunu sezmişti. Hem onun yaptığı iyiliğe karşılık iyilik yapmak, hem de böyle güvenilir bir kişiyi çoban olarak tutması için babasına bu durumu haber vermişti.

Bu ayette dikkat çeken bir husus, onların erkek işi olan çobanlığı yapmak zorunda kalmalarına rağmen edeb ve hayalarını kaybetmemiş olmalarıdır. Hz. Musa aleyhisselamı çağırırken yine utana utana konuştuğu bildirilmektedir.

Bu ayet-i kerimeler bize eski zamanlarda yaşanmış bir hadiseyi anlatırken aynı zamanda bir edeb dersi de vermektedir. Mümine hanımlar eğer çalışmaları ve erkeklerle konuşmaları gerekiyorsa bunu da yine bir edeble yapmalıdırlar.

Bu hadisede Hz. Şuayb’ın kızının, babaları yaşlı olduğu ve ona söz geçirecek bir durumu olmadığı halde Allah korkusuyla edebli olduğunu görüyoruz. O böyle sırf Allah korkusuyla edebli olup, o ıssız sahrada bile iffetini muhafaza eden tertemiz bir hanımdır. Böyle davranmanın mükafatına kavuşarak Hz. Musa aleyhsselam gibi büyük bir Peygamberin hanımı olmuştur.

Bu hadise bize büyük bir ibrettir. Eğer bir hanım edebli olma konusunda üzerine düşeni yaparsa, en umutsuz bir yerde ve zamanda olsa bile Allah-u Zülcelâl ona kendisi gibi temiz bir eş gönderecektir. Koca bulmak için açılıp saçılmaya, kendini teşhir etmeye veya erkeklerle pervasızca konuşup samimi olmaya hiç lüzum yoktur. Allah-u Zülcelâl edebini muhafaza edenlere böyle üstün bir nasip gönderir.


Sayı : 67
Büyük Kapak