Hz. Yûşâ -A.s.-

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : Tarihten Simalar

Uzun zamandır gitmeyi istediğimiz bir türbe olunca planlarımızın arasında, Bismillah diyerek çıktık yola. Gezmenin en güzel yönlerinden birisi, büyükleri ziyaret etmek ve dualarını almaktır bana göre.

Hele ki bu büyükler, yüce Allah’ın dostları olunca, bir başka güzelleşiyor ve anlam kazanıyor o günümüz. Büyük şehirlerin bitmeyen kalabalığından kaçmak, koşturmanın tüm hızıyla devam ettiği hayata kısa bir mola vermek isteyenlerin arzusu maneviyat dünyaları olunca, soluğu Allah dostlarının yanında alıyorlar. Ne de iyi yapıyorlar. Kalbe şifa olan duaların tüllendiği bu türbelerde medfun olanlar, kalbe şifa isteyenlerin dualarına vesile olan büyük zatlardır.

Öğleden sonra çıkıyoruz yola, istikametimiz Yûşâ Aleyhisselam’ın, Anadolu Yakası’nda, Beykoz ilçesine bağlı, Anadolu Kavağı’nda bulunan kabri. Güneş yeryüzünü öylesine ışıklandırıp ısıtmış ki, neredeyse onu başımızın üzerinde taşıdığımızı hissediyoruz. Ara sıra içtiğimiz soğuk sularla serinlemeye çalışırken, suyu verene hamd ediyor ve ne büyük bir nimete sahip olduğumuzu bir kere daha tefekkür ediyoruz.

Yûşâ Aleyhisselam’ı ziyaret edeceğimizi öğrenenler, bu büyük zata selam yolluyor, bu vesileyle dua talep ediyorlar bizden. “Dualar müşterektir” diyerek devam ediyoruz yolumuza.

Yolda giderken yeşilin her tonunu sergileyen birbirinden güzel köylerden geçiyoruz. Bu vesileyle bir metropol şehir olan İstanbul’da, hala bazı köylerin varlığını koruduğunu tespit etmiş oluyoruz.

İstanbul’un içinde ama farklı bir şehirdeymiş gibi hissediyoruz kendimizi, Beykoz’un köylerine göz kırparken. Gök mavi, yer yeşil olunca, yollar da Hz. Yûşâ’ya uzanınca derin bir sükûnet ve huzur çalıveriyor kapımızı. Biz de seve seve kapımızı açıyor ve buyur ediyoruz ihtiyacımız olan bu güzel misafirlerimizi.

Sükûnetimizi ve huzurumuzu da yanımıza katarak varıyoruz Hz.Yûşâ tepesine. Muazzam bir kalabalıkla karşılaşıyoruz; tatili fırsat bilenler Hz. Yûşâ ile buluşmaya gelmişler.

Arabamızı uygun bir yere park ettikten sonra, türbeye götüren yokuşta yürümeye başlıyoruz. Tam da bu sırada dikkatimi çeken bir şey oluyor. Bugüne kadar ziyaret ettiğim türbelere varmanın yolu, dik bir yokuşu yürüyerek çıkmak oluyor. Beşiktaşlı Yahya Efendi, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin türbeleri de bu kabildendi.

Kendi kendime bunun sebeplerini irdelemeye başlıyorum. Acaba bu yokuşlar, bu büyük zatların yaşadıkları zorlu ve mücadeleli hayatlarını mı simgeliyor? Ya da Allah’a ulaşabilmek için dünya denilen yokuşu nasıl aşabileceğimizi bu zatlardan öğrenebileceğimizi mi salık veriyor? Belki de; Allah yolundaysak eğer, karşımıza çıkan engelleri yılmadan, pes etmeden sonuna kadar gitmemiz gerektiğini hatırlatıyordur bu yokuşlar bize?

Öyle ya sabırla geride bıraktığımız o yokuşların sonunda manevi huzurda buluyoruz kendimizi. Dualarımız dilimizden gönlümüze akmaya başlıyor o zaman. Böylece ıstırap yüklüyoruz dualarımızı oluşturan sözcüklerimize. Üzerine gözyaşımızı da akıtınca, Allah’ın dost kabul ettiklerini de vesile edince daha bir anlam kazanıyor dualarımızın konuğu olan arzularımız. Kim bilir belki de daha hızlı yol alıyordur ötelere.

Tepeye doğru yürüdüğümüz yokuşta çeşitli hediyelik eşyalar ve yiyecek içecek satılan küçük dükkânlar görüyoruz. Dükkânların girişine kurulan standların önünden geçerken, bir an önce türbeye varmanın; orada yatan zata selam vermenin ve onu vesile ederek dua etmenin heyecanını yaşıyoruz.

Geçimlerini sağlamak için sattıkları ürünlerin reklamını yapan satıcılara şahit olunca, heyecanlarımızın o an için birbirinden ne kadar farklı olduğunu anlıyoruz. Türbenin ziyaretçilerini alışverişe çağıran seslerin yankıları arasından süzülerek yolumuza devam ediyoruz. Ardımızda bıraktığımız satıcıların sesleri, kalabalığın uğultusu neredeyse kabrin girişine kadar eşlik ediyor bize.

Yûşâ Aleyhisselam’ın kabrine vardığımızda yoğun bir kalabalığın arasında buluyoruz kendimizi. Sıraya girmiş olan bu kalabalığa biz de dâhil oluyor, ellerimizi açarak dua etmeye başlıyoruz.

Derin bir sessizlik var kabrin bulunduğu yerde, kimi Kur’an okuyor sessizce, kimi isteklerini duaya döküyor içten içe. Herkes bir arzuhal içinde, yediden yetmişe. Köşede gelip geçenlere aldırış etmeden derin bir uykunun kollarında olan bir köpek yatıyor. Belli ki bu canlılar da huzurun ve güvenin yerini öğenmişler.

Hz. Musa -a.s.-‘ın Yeğeni

Hz. Yûşâ nın kabrinin boyu 17 metre uzunluğunda. Kimilerine göre bu uzunluğun sebebi Hz. Yûşâ’nın boyu, kimilerine göre ise naaşın tam olarak kabrin neresinde olduğunun bilinmemesindendir. İkinci tahmin daha ağır basıyor. Rivayet odur ki Hz. Yûşâ’nın kabri, gördüğü bir rüya üzerine Beşiktaşlı Yahya Efendi tarafından tespit edilmiştir.

Hz. Yûşâ Mısır’da dünyaya gelmiş, Musa Aleyhisselam zamanında yaşamış, O’nun ölümünden sonra da halife veya peygamber olmuştur. Musa Aleyhisselam’a yakınlığıyla bilinen Yûşâ Aleyhisselam’ın asıl adı, Yûşâ Bin Nun’dur. Hz. Yusuf’un neslinden gelen Nûn’un oğludur. Annesi ise Musa Aleyhisselam’ın kız kardeşidir.

Firavun’un zulmünden kaçan Hz. Musa, Mısır topraklarından Filistin topraklarına hicret ettiği sırada Yûşâ Aleyhisselam’da yanında bulunuyordu.

Firavun askerleriyle, Hz. Musa’yı ve beraberindeki Müslümanları Kızıldeniz’de sıkıştırarak boğmak istemiştir. Ama Allah’ın yardımı, Hz. Musa ve beraberindeki Müslümanlara yetişmiş, deniz yarılmıştı birdenbire. Böylece Musa Aleyhisselam ve diğer Müslümanlar karşı tarafa geçerek kurtulmuş, onları yakaladığını ve öldüreceğini sanan Firavun ise denizde boğularak ölmüştür. Deniz Hz. Musa’ya ve yanındakilere yol olurken, İlah olduğunu iddia eden Firavun ve askerilerine ise mezar olmuştur.

Musa Aleyhisselamın, Hızır Aleyhisselam ile görüşmek üzere çıktığı yolculukta Yûşâ Aleyhisselam da yanında bulunuyordu. Fakat Musa Aleyhisselam, Hızır Aleyhisselam ile karşılaşınca, Yûşâ Aleyhisselam geri döndü.

Yûşâ Aleyhisselam yaşadığı dönemde Erîha ve İlyâ şehirlerini ve civarını fethetmiştir. Bu fetihlerden sonra Belka şehrinine yürüyen Hz. Yûşâ, bu şehri fethetmek ve Belâk adındaki oldukça zalim olan hükümdardan kurtarmak istiyordu. Köşeye sıkışan hükümdar, o zamanın âlimlerinden olan ve yaklaşık iki bin talebesi olduğu söylenen Bel’âm bin Bâûrâ’dan, Hz. Yûşâ ve beraberindeki askerlerin aleyhinde dua etmesini istedi.

Bel’âm bin Bâûrâ, İsm-i A’zâm duasını bilir ve bu vesileyle yaptığı tüm dualar anında kabul olurdu. Bu özelliğinden dolayı da zalim hükümdarla inançları aynı olmadığı halde, Bâûrâ’ya kimse dokunamıyordu.

Zalim Belâk, Bâûrâ’dan, Hz. Yûşa aleyhinde dua etmesi için ısrar ediyor, isteğinin yerine getirilmemesi karşısında kendisini idam edeceğini söyleyerek baskı uyguluyordu. Ciddi bir imtihanın içinde olan, Bâûrâ ilk etapta bu isteğe karşı çıktıysa da daha sonra zalim hükümdarın istediğini yapmayı kabul etti. Nefsine ve şeytana yenik düşen Bâûrâ ne kadar yanlış bir yolda olduğunu fark edemedi, Hz. Yûşâ ve ordusuna beddua etmeye kalkıştı. Yapmaya kalkıştığı bu talihsiz olay üzerine, Allah-u Teâlâ ibret olsun diye, Bâûrâ’nın dilini göğsünün üzerine sarkıttı.

“O, dünyaya meyletti ve nefsinin hevâsına uydu. Onun ibret verici hâli, üstüne varsan da, kendi hâline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzer.” (Araf; 176)

Allah’ın izni ve inayetiyle şehre giren Hz. Yûşâ, Belka’yı fethederek kendisi ve ordusu için beddua eden Bâûrâ’yı da öldürdü.

Yûşâ Aleyhisselam ve ona inananlar Filistin, Şam ve Kudüs’ü de fethettiler. Ardından Kudüs bölgesinde bulunan diğer şehirler ve batıda bulunan beş şehirde bu inananlar ordusu tarafından fethedildi.

Musa Aleyhisselamın vefatından sonra, Yüce Allah, Yûşâ b. Nûn Aleyhisselamı, İsrail oğullarına Peygamber olarak gönderdi. Yûşâ Aleyhisselam, Hz. Musa’ya gönderilen Tevrat’ın hükümleriyle amel ediyor ve insanlara tebliğde bulunuyordu. Böylece 27 yıl boyunca insanlara Allah’ın emirlerini bildirdi, gece gündüz tebliğde bulundu.

Tefsir âlimleri; Mâide sûresi 23. ayette geçen, Allah-u Teâlâ’ya iman edip O’ndan korkanlardan iki kimseden birinin ve Kehf sûresinde 60 ve 65. ayetlerde bildirilen, Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselam’ın yolculuğu sırasında yanlarında bulunan genç kişinin, Hz. Yûşâ olduğunu bildirmişlerdir.

Yûşâ Aleyhisselam’ın kabrinin yanında bulunan diğer kabirleri de ziyaret ederek dua ediyoruz. Orada bulunan küçük bir kabir, ölümün yaşının olmadığını bir kez daha hatırlatıyor bize. Türbenin dışında; Yûşâ camii, kütüphane, çeşme, şadırvan gibi yapılarda bulunuyor.

Yûşâ tepesinde bulunan ağaçlar, tepeye ayrı bir renk katıyor. Dalları gökyüzüne uzanan bu ağaçlar, hafifçe esen rüzgârın eşliğinde adeta, Allah’ı zikrediyor gibiler. Yûşâ Caminin arkasında bulunan teras, ziyaretçilerine eşsiz bir manzara sunuyor. Terastaki yeşilliklerin arasından yeryüzünü maviye boyayan denizin endamını seyrediyoruz. Burada oturarak Allah’ı, Peygamberlerini ve dostlarını düşünerek tefekkür etmek, güne ayrı bir mana katar nitelikte.

Maviden laciverte çalan denizi ve Yûşâ Aleyhisselamın kabrini ardımızda bırakarak dönüyoruz. Dilimizde duayı, gönlümüzde Hz. Musa ve Yûşâ Aleyhisselamın isimlerini terennüm ede ede dönüyoruz, en çok da kendimize. Bu duygularla uzaklaşıyoruz yüreklere serinlik veren bu tepeden. Duamız odur ki bu mübarek dostların peşinden giderek, Allah’a yaklaşalım, bizlerde dost olalım Yüce Dost’a. Âmin.


Sayı : 67
Büyük Kapak