Hz. Zeyd bin Harise ve Hz. Ümmü Eymen

Sayı : 30 / Ağustos 2014, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Müslümanların halifesi Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer radıyallahu anhuma birlikte yaşlı bir kadını ziyarete gidiyorlar. Kadın eski bir cariye, bir hizmetkâr, hem de siyahî… Ama ona büyük hürmet gösteriyorlar. Çünkü bu kadın, Sevgililer Sevgilisi’nin dadısı, Hz. Ümmü Eymen’dir.

Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhu,

- Ya Ömer, gel Ümmü Eymen’i ziyarete gidelim. Resulullah onu ziyaret ederdi. Şimdi mahzun kaldı, gidip teselli edelim, demiştir ve yola çıkmışlardır.

Hz. Ümmü Eymen, onları görünce Allah'ın Rasulünün sağ olduğu günleri hatırlayıp ağlamaya başlamıştır. Allah Resulünün yanından ayrılmayan dostlarını görünce hasreti daha da depreşmiş, sanki yüreğine kor düşmüştür.

Onun ağlayışı yüreği yufka bir zat olan Hz. Ebu Bekir’in de gözlerini yaşartır. İkisi de ağlamaktan hiçbir şey söyleyemez hale gelirler. Sanki diller susmuş, özlem dolu yürekler dile gelmiştir. Gözlerden dökülen inci taneleri, dayanılmaz hale gelen hasrete tercüman olmuştur.

Nihayet onların böyle ağlayışlarına dayanamayan Hz. Ömer konuşur, ağlamaklı bir sesle:

- Neden ağlıyorsun Ya Ümmü Eymen! Resulullah için Yüce Allah’ın katındaki makamının daha hayırlı olduğunu bilmez misin?

Hz. Ümmü Eymen ise ölülerin arkasından yas tutup ağlayan herhangi bir kadın olmadığını, çok ulvi bir hasretle yandığını gösteren şu cevabı verir:

- Ben onun için ağlamıyorum. Ben Allah katındaki nimetlerin Peygamber aleyhisselâtü vesselam için daha hayırlı olduğunu elbette biliyorum. Ama ben, vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, deyince bu sefer Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer radıyallahu anhu da hıçkırarak ağlamaya başlar. (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 103)

Annemden Sonra Annemdi

Hz. Ümmü Eymen radıyallahu anhâ Allah resulünün çocukluğuna şahit olmuş bir bahtiyardır. Peygamberimizin ailesinin hizmetkârı olduğu için küçükken ona dadılık yapmıştır. Bundandır ki Rasulullah aleyhisselatuvesselam anne hasretini onun sevgisiyle dindirmiş, onun hakkında “Annemden sonra annemdir” buyurmuştur.

Annesi, Âmine Hatun Medine’de vefat ettiği zaman, onu alıp Mekke’ye, dedesi Abdulmuttalib’in yanına getiren Ümmü Eymen’dir. O günden sonra da Efendisinin emanetine gözü gibi bakmıştır.

Hz. Ümmü Eymen, asıl ismi olan “Bereke”nin manasına uygun olarak bereketli ve mübarek bir ömre nail olmuştur. Peygamber Efendimizin hizmetinde bulunmanın kıymetini idrak etmiş ve kendisini azad edip özgürlüğüne kavuşturdukları halde bu kıymetli kapıdan ayrılmamıştır. Çünkü o, Allah Resulünün henüz çocukken bile yaşıtlarından çok farklı olduğunu sezmiştir.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hakkında“Ne küçüklüğünde ne de büyüklüğünde hiçbir vakit açlık ve susuzluktan şikâyet etmedi” buyurmuş olması, dikkat çekicidir. Onda müşahede ettiği bu haller, belki de ilerde kendisine peygamberlik verildiği zaman ilk iman edenlerden olmasına vesile olmuş olmalıdır.

Onun Müslüman olması, Mekke eşrafı için dikkat çekici bir hadise değildir. Nihayetinde yaşlı, siyahî bir cariye…

Fakat o, bu yaşlı haliyle Allah'ın büyük lütuflarına nail olmuştur. Hz. Ümmü Eymen’in kocası ölüp dul kalınca Allah'ın Resulü onun hakkında: “Cennet ehlinden bir kadınla evlenmek isteyen Ümmü Eymen ile evlensin” buyurmuştur.

Allah'ın Habibi’nin her işaretini emir kabul eden, azadlısı ve evlatlığı Hz. Zeyd talip olmuştur bu evliliğe… Annesi yaşındaki bir kadınla evlenmiştir, yalnız Allah'ın Resulünün müjdesine nail olmak için…

Hz. Peygamberi Babasına Tercih Etmişti

Hz. Zeyd’in hayatındaki tek fedakârlık bu değildir. O daha önce de Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin yanında azadlı olarak kalmayı, kendi babasıyla beraber memleketine dönmeye tercih etmiştir.

Aslında Zeyd, Yemen tarafında yaşayan bir kabile reisinin oğluydu. Ama bir kervanla yolculuk esnasında haramiler tarafından kaçırılıp köle olarak satılmış ve Mekke’ye kadar getirilmişti. Hz. Hatice onu satın alıp Peygamberimize hediye edince, O da onu yardımcısı edinmişti.

Hac zamanı Mekke’ye gelen bir akrabaları Hz. Zeyd’i kendisini görünce tanıdı ve babasına durumu haber vermişti. Zeyd’in babası Harise, bir kese altınla gelip oğlunu satın almak istemiş, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ise:

“Paraya gerek yok, kendisi özgürdür. İsterse sizinle gidebilir,” demişti.

Ama Hz. Zeyd, Peygamber sallallahu aleyhi veselleme öyle bir muhabbetle bağlanmıştı ki, O’nu kendi öz babasına tercih etmiştir. Kendi kabilesine dönüp, baba evinde hür ve şerefli olmaktansa, Mekke’de, azadlı statüsünde kalmayı tercih etmesi, akıl almaz bir muhabbettir. Allah resulü bu muhabbeti karşılıksız bırakmamak için onu “evlatlık” edinmiştir. Evlatlıkların öz babalarına nispet edilmesini emreden ayet inene kadar Hz. Zeyd peygamberimizin oğlu gibi kabul edilmiştir.

Hz. Zeyd, iman eden azadlı kölelerin ilki olduğu gibi Allah Resulünün önde gelen fedailerinden olmuştur. Herkesin yalanladığı, hakaret ve işkence ettiği Peygamberin yanında kalmak, onunla birlikte açlığa, yokluğa katlanmak… İslam’a davet için Taif’e gittiği zaman onu taşlayanlara kendi bedenini siper etmek… Bütün bunlar olurken babasının yanına dönmeyi hiçbir zaman düşünmemek…

Kısacası Hz. Zeyd’in hayat hikâyesi tam bir sadakat ve fedakarlık destanıdır. Hanımı Hz. Ümmü Eymen ile aralarındaki büyük yaş farkı, bu iki engin ruhun aynı sevdaya yanık olmasıyla kolayca aşılmıştır. İkisi de kendi varlıklarını Allah ve Rasulullah sevgisinde erittikleri için, bedenlerinin yaşı onlar için hiçbir önem taşımamıştır.

İmanla Dopdolu Bir Gönül

Onlar kendilerini İslam’a adamakla büyük bir şerefe nail olan bir ailedir. Hz. Ümmü Eymen de ileri yaşına rağmen Allah Resulüne hizmetten geri durmayan bir fedakârlık abidesidir. Mekke döneminde Hz. Hatice radıyallahu anha vefat etmesinden sonra nasıl ki, Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin kızlarına sahip çıktıysa Medine’ye hicretten sonra da onların babaannesi gibi yakından alaka göstermiştir.

İslam ordusu savaşa çıktığı zaman o da elinde su kırbasıyla koşmuş, yaralılara bakmıştır. Uhud Savaşı sırasında İslam ordusunun dağılmaya başlamasına şiddetle tepki göstermiş, hatta geriye dönen bazı kişilere;

- Al, şuradaki iplik bükme aletini de, kadınlar gibi iplik bük! Kılıcını da bana ver de kadınlarla beraber Uhud’a gidip ben savaşayım!” diye seslenerek onları Peygamberimizin yanına geri döndürdüğü nakledilmiştir.

Allah Resulünün ailesinden ve sahabeden kadınlarla birlikte Uhud meydanına giden Ümmü Eymen, Müslüman yaralıların tedavisine yardım edip sahabelere su dağıtmıştır. Hizmet maksadıyla Hayber Gazasına da katılan Ümmü Eymen, bu savaşta oğlu Eymen’in şehit düşmesini metanetle karşılamıştır. Daha sonra kocası Zeyd’in, Mute savaşında şehit düştüğü haberini alınca da aynı metaneti göstermiştir.

Allah Resulü, bundan sonra dadısı Ümmü Eymeni sık sık ziyaret etmiş, ondan bahsederken yanındakilere; “Ev halkımdan geriye bu kaldı” buyurarak vefasını ve bağlılığını göstermiştir.

İslam uğruna hem oğlunu, hem de eşini şehit veren Ümmü Eymen, buna rağmen en ufak bir yılgınlığa düşmemiş, İslam davasına sadakatini gencecik oğlu Usame’yi de Allah Resulünün emrinde savaşmaya teşvik ederek göstermiştir.

En Büyük Şeref: Sadakat

Elbette onların bu fedakârlığı karşılıksız kalmamıştır. Mekke’ye köle olarak getirilen bu iki garip insan, dünyada Allah Resulü’nün ordu kumandanı tayin ettiği Üsame bin Zeyd’in annesi ve babası olmak gibi büyük bir şerefe nail olmuşlardır…

Üsame bin Zeyd, Allah Resulü’nün ailesinden biri olarak büyümüştür. Torunlarından ayırt etmeyip bağrına basıp öptüğü küçük siyahî bir oğlancık, sefer esnasında devesinin terkisine bindirdiği delikanlıların başında gelmiştir. Allah Resulüne böyle yakın büyümenin feyz ve bereketine nail olan Üsame, Allah Resulünün en sevdiği kişiler arasında girmiştir.

Hatta öyle ki, Allah Resulü Veda Haccı sırasında Üsame’nin de kendileriyle beraber gelmesi için kafileyi bekletmiştir. Nihayet Üsame geldiği zaman onun annesi gibi siyahî bir delikanlı olduğunu gören bazı yeni Müslümanlar arasında, “Biz bunun için mi bekletildik” diyenler olmuştur.

Allah'ın Resulü Habibi, Mute harbine göndereceği ordunun başına eski bir köle olan Zeyd’i geçirdiği zaman da bunu dedikodu mevzuu edinenler çıkmıştır. Hâlbuki Hz. Zeyd, Allah'ın Resulünün emri üzerine Mute harbine giderken, orada şehit olacağını bilerek yola düşecek kadar varlığını Allah ve Resulüne feda etmiş bir şahsiyettir.

Allah Resulü, “Zeyd şehit olursa sancağı Cafer alsın…” buyurarak onun şehit olacağına işaret etmiştir. Ömrünü Peygamber sallallahu aleyhi veselleme adayan Hz. Zeyd, onun emri üzerine şehadete yürüyerek sadakatini ispatlamıştır.

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam vefatından evvelki hastalığı esnasında, onca ıstırabına rağmen ordu hazırlanmasını emretmiş, ordu komutanlığına da bütün itirazlara rağmen genç Usame’yi getirmiştir. Peygamberimizin Raşit halifeleri de Üsame’ye hak ettiği mevkileri ve hisseleri vermekte tereddüt etmemişlerdir. Böylece İslam dininin ırk, soy sop ve mevki ayrımı yapmadan her gayretli Müslümana eşit derecede muamele ettiğini ispat etmişlerdir.

Gerek Hz. Zeyd gerekse Hz. Ümmü Eymen, sadakatlerinin mükâfatına erişmiş bahtiyarlardır. Allah bizlere de böyle ailecek Allah'ın dinine baş koymayı ve Peygamberin henüz hayattayken cennetle müjdelediği bu sahabeler gibi ömür sürmeyi nasip eylesin.

Amin.


Sayı : 30
Büyük Kapak