Şiirle Kurulan Kardeşlik Köprüleri

Yazar : Emre Uyar
Sayı : 27 / Mayıs 2014, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

6 Mart Perşembe akşamı, Fatih Ali Emirî Kültür Merkezinde bir şiir dinletisi etkinliği vardı. Fakat bu bildiğimiz şiir dinletilerinden biraz farklı, İslam dünyasından farklı dilleri bir araya getiren, çok renkli bir etkinlikti… İslam dünyasından ülkemizdeki üniversitelerde okumaya gelmiş öğrenciler, okudukları şiirlerle kendi ülkelerini tanıttı bu etkinlikte. Azerî, Filistinli, Arnavut, İranlı, Pakistanlı, Bangladeş’li, Gürcü, Faslı, Orta Afrikalı, Özbek… gençler şiirlerle buluştu.

Sunuculuğunu kamuoyunun yakından tanıdığı sunucu, seslendirme ve tiyatro sanatçısı Seyfullah Kartal yaptığı etkinliğin sloganı: “Kardeşliğin dili; Şiir"

Tam da etkinliği düzenleyen Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneğinin gayesini yansıtan bir etkinlikti bu. İslam dünyasından Türkiye'ye eğitim için gelen öğrencilere ensar olmak için kurulmuş derneğin sloganı: 'Biz Bir Milletiz!'

Daha önce Feshane’deki tanıtım etkinlikleri vesilesiyle bahsetmiştim ama tekrar hatırlatmak istiyorum: Bâb-ı Âlem 2004 yılında, Sader ismiyle, IHH'nın bünyesinde kurulmuş Türkiye'de lisans ve yüksek lisans için gelmiş yabancı uyruklu misafir öğrencilerle ilgilenen bir yardımlaşma kurumu. Bu öğrencilerin çoğu, kendi ülkelerinin para birimi çok düşük değere sahip olduğu için ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekiyorlar.

Bâb-ı Âlem, 97 ülkeden 2400’e yakın öğrenciye ev eşyası, erzak konusunda yardımcı olmaya çalışıyor. Onları burada muhacir kabul edip ensar olmaya çalışıyor. Bunun yanında öğrencilere rehberlik yapmak için, eğitim çalışmaları, sosyal kültürel faaliyetler, piknikler, geziler düzenliyor ve Türkçe kursları veriyor.

Ayrıca Sefire-i Âlem isimli kardeş kuruluş da bayan öğrencilerle ilgilenerek ülkemize okumaya gelen kız öğrencilerin, bilhassa İstanbul gibi bir metropolde sahipsiz kalmayıp, selametle tahsillerini tamamlamalarını hedefliyor. Bu ülkemizin imajı için de önemli, sonuçta bu öğrenciler ülkelerine döndüklerinde bir yerlere gelebilecek insanlar. Çünkü Türkiye'de eğitim görmüş olmaları onların statülerini yükseltiyor.

Kendi Dilleriyle, Kendi Şiirlerini Söylediler

Tabi ki bu öğrenciler hazırlıktan yüksek lisansa kadar bazen sekiz on yıl ilkemizde misafir kalıyorlar. Bu süre içinde ülkemiz insanının onlara karşı davranışları bizim hakkımızda edinecekleri kanaat açısından çok önemli.

İşte bu yüzden Bâb-ı Âlem Derneği, bu öğrencilerin kendi ülkelerini tanıtacağı faaliyetler düzenleyerek, halkımızın misafir öğrencilere karşı bakışlarını olumlu yönde değiştirmeye çalışıyor. Mesela ülkemizde tahsil görmeye gelmiş bir Afrikalı öğrenciyle yolda veya metroda karşılaştıkları zaman küçük görmemeleri için, “Onlar da bizim Müslüman kardeşimiz. Irk, renk ve dil farkına mukabil biz bir ümmetin fertleriyiz. Kültürümüz aynı.” Diye düşünmelerini sağlamak için bu faaliyetler düzenleniyor.

Bâb-ı Âlem Derneğinin, bütün öğrencilerin Türkçe konuştuğu ve Türkçe şarkılar söylediği değil, kendi diliyle, kendi şairlerinden eserler okuduğu bir etkinlik düzenlemiş olması bence çok önemli. Bu bizim İslam dünyasına tepeden bakmadığımızı, onları kardeşçe kucakladığımızı göstermesi bakımından üzerinde durulması gereken bir konu.

Zaten İslam medeniyeti, çok dilli, çok kültürlü olsa da, manevi değerleri ortak olduğu için aynı duygu ve düşüncelerde birleşen, birbirini anlaması zor olmayan halkların medeniyeti. Nitekim Uluslararası Şiir Gecesi etkinliğinde seslendirilen şiirlere baktığımızda farklı şairlerin ortak duyguları seslendirdiğini gördük.

Dili Yok Kalbimin, Ondan Ne Kadar Bîzârım

Programa Yemenli Hafız öğrenci Muhammed Hamza'nın Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başlandı. Ardından Bâb-ı Âlem'in faaliyetlerinin tanıtıldığı klip izlenildi.

Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Arıkmert açılış ve selamlama konuşması yaparak geceye destek veren herkese teşekkürlerini sundu. Konuşmasında şair ve şiirle ilgili Kur'an-ı Kerim'de geçen ayetleri hatırlattı ve böyle bir programla ülkemizin ve İslam dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu kardeşlik değerini hatırlatmak istediklerini dile getirdi.

Programın şiir dinletisi bölümü, Seyfullah Kartal’ın seslendirdiği, Mehmet Akif’in safahat kitabının giriş şiiriyle başladı:

Bana sor sevgili kâri’, sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyette şu karşında duran eş’ârım:

Bir yığın söz ki samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu bilirim, çünkü ne sanatkârım.

Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!

Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!

Oku, şâyet sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.


Bu mısralar şiir için söylenmiş en güzel sözler değil midir? Doğrusu iyi bir seçim olmuştu. Bu güzel girişten sonra Azerî misafir öğrenci Bahtiyar Vahapzade’den şiirler okudu. Şairin, Allah-u Ekber adlı şiiri, ümmetin ortak sadası ezanın gönüllerde uyandırdığı ihtişamlı duyguları çok güzel dile getiriyordu:

Allah’a yücelen ulu bir yolun
İlkin pillesidir Allahû Ekber

Hakk’a dananların yüzüne değmiş
Hakk’ın sillesidir Allahû Ekber

Göklerin nidası yücelip yerden
Daim halâs eder hayırı şerden

Kudret-i Kamil’in minarelerden
Gelen nağmesidir Allahû Ekber”


Şiiri dinlerken gönlümden geçti, keşke Bahtiyar Vahapzade’nin bu şiiri nasıl bir hasretle, nasıl bir isyan ve sevdayla yazdığı da anlatılsaydı. Rus zulmü altında dininden, özünden koparılmak istenen halkı adına isyanı vardı Vahapzade’nin ve “Beni bu isyan şair yaptı.” Diyordu.

Evinde annesi babası namaz kılıyordu ama okulda “Allah yoktur” dedirtiyorlardı. Vahapzade bu baskı karşısında direnen, “Benim babam haklıdır. Dedem haklıdır. Nenem haklıdır. Öğretmenler yalan söylüyor” diyen bir düşünürdü.

1977 yılında Türkiye’ye geldiği zaman İstanbul’da sabahleyin ezan sesi duymuştu. Çocukluğumda Şeki’de duyduğu son ezandan bu yana hasretti ezan sesine. Ezan sesi onu çocukluğuna götürmüş, babasını, dedesini hatırlatmıştı. Uyuyamadı, oturup “Allahu Ekber” isimli şiiri yazdı.

Programda ikinci sırada Hafız-ı Şirâzi’nin Farsça aslından Dostluk Ağacı ismiyle çevrilen şiiri seslendirildi. İranlı öğrenci şiiri ana dilinde okurken, biz de projeksiyon cihazıyla fona yansıtılan ekrandan farsça aslı ve Türkçe çevirisini takip edebiliyorduk.

Hâfız-ı Şirâzî 14. yüzyılda yaşamış ve İran tasavvuf şiirinin öncülüğünü yapmış bir şair. İranlılar onun yüksek bir ilham ile yazdığını kabul eder, onun şiir kitaplarını tefeül ile açarak sorularına cevap ararlarmış. Hafızın şiirleri Divan edebiyatımızı etkilemiştir. Aşina olanlar onun şiirlerindeki rindlik temasını hemen tanıyacaklardır:

Dostluk ağacı dik ki meyve olarak kalplerin muhabbetini versin
Düşmanlığı fidanken sök ki büyüdüğünde çok eziyet vermesin

Harabata misafir olduğunda rindleri hor görme ki sarhoş olduklarında sana düşman olmasınlar
Sohbet gecesini ganimet bil zira devranımız döner, pek çok güneş doğup batar gece gündüz geçer


Kardeşim Sen Hürsün

Programda Arapça şiirlerin terennümü ayrı bir keyif verdi. Seyfullah Kartal’ın da dikkat çektiği gibi, Kuran dili olduğundan mıdır, kendine mahsus bir sıcaklığı ve musikisi olduğundan mıdır Arapça insana hiç yabancı dil gibi gelmiyor. Hele Seyid Kutub’un meşhur “Ahi Ente Hurrun” şirinin ilk kıtaları, bestelendiği için neredeyse ezberlediğimiz ve kendimize mal ettiğimiz bir şiir oldu artık...

Kardeşim sen özgürsün, prangalara vurulsan bile
Sen Allah'a bağlandıktan sonra kölelerin tuzağı sana ne zarar verebilir ki?

Kardeşim zulmün ordularını kökten sileceksin ve bununla yeryüzünde bir fecir doğacak
Sen ruhunu fecrin doğuşuna teslim et o zaman fecrin ufuktan karşıladığını göreceksin


Bu şiir gecesinde doğu dilleriyle aramızdaki ortak kelimeleri de fark etme imkânı bulduk. Mesela Urduca dediğimiz zaman yabancı bir dil diye düşünüyoruz. Hâlbuki Türkçe tercümesiyle karşı karşıya geldiği zaman pek çok ortak kelime olduğunu fark ediyoruz.

Mesela Muhammed İkbal’in Urduca şiirinde ortak kullanılan kelimeleri saydım, 7 beyitlik bir şiirde şu kelimelerimiz ortak: devir, telaş, cihan, ziyan, devlet, dünya, vehim, mal, zaman, mekan, nağme, gül, lale, bahar, hazan, cemaat ezan… Duygu ve düşünceler ise zaten ortak:

Benliğin gizli sırrıdır, la ilahe illallah
Kını olmayan kılıçtır la ilahe illallah

Bu devir kendi İbrahim’ini arama telaşındadır
Ki putlarla doludur bu cihan, la ilahe illallah


Bilmediğiniz bir dilde şiir dinlediğiniz zaman, her ne kadar yorumlayan arkadaşın vurgularından onun duygularını hissedebiliyor olsanız ve manasını ekrandan okuyabiliyor olsanız da o dili kullananlarla aynı derecede edebi zevk almanız mümkün değil. Ama musiki söz konusu olunca durum farklı. Kelimeler insanları birbirinden ayırsa da nağmeler birleştiriyor.

Pakistanlı ve Bangladeşli arkadaşlar akıllıca davranmışlar, ünlü şairlerinden şiir seçerken, ilahi veya marş olarak bestelenmiş şiirleri seçmişler ve onları ezgili bir şekilde terennüm ettiler. Hem İkbal’in lailahe illallah eserini, hem de Bangladeşli arkadaşın okuduğu, Gazi Nazrul İslam’a ait “Biz Böyle bir Milletiz” ismiyle çevrilmiş eserini, adeta Hint filmlerindeki ezgilere benzeyen tınılarla dinledik. Nağmeli bir şekilde okununca elbette dinlemesi daha keyifli oluyor.

Gecede Mevlana hazretlerinin dizelerini, hem asıl dili Farsça’dan hem Türkçe’den dinlemek gibi bir şansımız da oldu. Farsça aslından dinlediğimiz Gazel’in girişi şöyleydi:

“Gel kardeşim birbirimizin değerini bilelim, çünkü her an birbirimizden ayrılabiliriz.

Madem ki mümin müminin aynasıdır öyleyse ne diye ayna olan kardeşimden yüz çevirelim”

Seyfullah Kartal ise, Mevlana’dan; Sen ve Ben isimli tercümeyi okudu:

Mutlu an odur ki;
Bir konakta otururuz ikimiz

Sen ve ben
Bedenle can gibiyiz,

Ayrılmaz biz ikimiz
Sen ve ben
Mucize odur ki;

Bir köşede kavuşmuşuz ikimiz
Sen ve ben

Ama aynı zamanda
Binlerce mil uzağız ikimiz

Sen ve ben
Duygular Aynı Olunca…


Programda Amharice, Arnavutça, Gürcüce, Lezgice gibi, daha önce hiç duymadığım dillerde şiir dinleme şansına sahip oldum. Bu dillerin telaffuzu ne kadar değişik gelse de konuları ve manaları bize çok yakındı. Mesela Lezgice şiirin konusu “anne sevgisi”ydi.

Şairin “Canım anam -nenem-” manasına gelen “can dide” mısrası tekrarlandıkça sanki bu dili anlıyormuşuz gibi olduk. Bu arada, lezgice Azerbaycan’da konuşulan yerel dillerden biriymiş.

Şiir ve edebiyat gerçekten de araya çizilmiş suni sınırları kaldırırcasına bizi birbirimize yaklaştırıyor. Mesela komünist ideoloji yüzünden özüne yabancılaştırılmış, içe kapanık bir devlet olan Arnavutlukta doğrusu böyle bir derinliğe sahip bir şairin yetiştiğini bilmiyordum.

Fatmir Muja’nın gecede okunan şiirinden hoşuma giden birkaç mısranın tercümesini paylaşmak istiyorum:

Allahım ne kadar akılsız olduğumu anlamama yetecek kadar akıl ver
Ne kadar bilgisiz olduğumu anlamama yetecek kadar bilgi ver

Ne kadar güçsüz olduğumu anlamama yetecek kadar güç ver
Yerin üstünden geçip gittiğimde yeniden toprak olacağımızı unutturma!


İnternette Fatmir Muja ismiyle araştırma yaptığım zaman, ne acıdır ki, çok az bilgi bulabildim. Hâlbuki ülkemizde Arnavutça bilen çok kişi yaşıyor olmalı, keşke onu bize daha fazla tanıtsaydılar.

Bulabildiğim bir yazının linkini vermek istiyorum. Tercümesini Prof. Dr. Metin Izeti’nin yaptığı bu yazısında Fatmir Muja namazın sırlarına pencere aralamış:

“Namazın son iki hareketi başı sağa ve sola çevirmektir. Sola çevrilen baş hakikat hakkında düşünmek ayrıcalığına sahip olan kalbe yönelir. Bu hareket ile barış istenir veya Kuranın deyimiyle tüm varlıklar için selam istenir. Bu kelime yer, gök ve onların arasında mevcut olan her şey için kullanılmıştır. İslam ve müslüman kelimeleri de bu kelimeden türer. İnsan makrokozmosta barışı bulmak için teslim olan mikrokozmostır. Binanen aleyh namaz vasıtasıyla Onun isimlerini tanımaya ulaşır.”

Yazının tamamını: http://www.fatmirmuja.com/artikulli.php?id=60 linkinden okuyabilirsiniz.

Fransızca ve İspanyolca şiirler de dâhil on dört farklı dilde şiirin seslendirildiği programda Ali Şir Nevaî’den şiir okuyan genç önce bir açıklama yaptı:

“Ali Şir Nevaî’nin şiirlerinde kullandığı dil için kimileri Uygur dili, kimileri Özbek dili, kimileri de Oğuz Türkçesi der. Aslında bunların hepsi de doğrudur ama en doğrusu Nevaî’nin dili kardeşlik dilidir.”

Açıklama güzeldi ama şiir seçimi ve çevirisi daha iyi olabilirdi gibime geldi.

Uzatma Dünya Sürgünümü Benim

Şiir gecesinde elbette modern şiirler de okundu. Seyfullah Kartal, Sezai Karakoç’un mısralarını ustaca yorumlayarak salonu coşturdu:

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Sevgili
En sevgili

Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk cellâdından ne çıkar mademki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili
En sevgili

Ey sevgili


Şiir Gecesinin sonunda şiir seslendiren öğrencilere plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimi yapıldı. Gençlerin mütevazı bir beden diliyle, başlarını mahcubiyetle yere eğerek plaketleri alışları bile sıcak duygular uyandırdı.

Katılımcılara dağıtılan, içinde gecede okunan şiirlerin yer aldığı 'Şiir Gecesi Kitapçığı'nı bu günün hatırasına hep saklayacağım. Bâb-ı Âlem Derneğine karşı zaten muhabbet besliyordum, bu güzel faaliyeti için kendilerine minnet ve şükran hisleriyle doldum. Bu gecenin, daha nice faaliyetlerin müjdesi olması dileğiyle…


Sayı : 27
Büyük Kapak