Kader Konusunda İtikad Mezheplerinin Görüşleri

Sayı : 58 / Aralık 2016, Konu Başlığı : Tefekkür

Konuya vakıf olmayanların hakkında konuşmaması tavsiye edilen kader konusunda dört farklı görüşten söz edilmiştir:

1. Hanefi mezhebine mensup olanların bağlı olduğu İmam Maturidî’nin görüşü

2. Şafii mezhebine mensup olanların bağlı olduğu İmam Eşa’rî’nin görüşü

3. Cüz-i iradeyi abartan Mutezile’nin görüşü

4. Cüz-i iradeyi yok sayan Cebriyye’nin görüşü

Ancak İmam Maturidi ile İmam Eşa’rî’nin görüşü birlikte Ehl-i Sünnetin görüşünü teşkil ettiğinden bu görüşleri üçe indergemek de mümkündür.

Ehl-i Sünnet imamları Maturidî ve Eşa’rî, özetle kişinin cüz-i iradesinin bulunduğunu ve dolayısıyla yaptığı eylemden sorumlu olduğunu belirtmişler, bununla birlikte cüz-i iradesinin dışında kalan alanı geniş tutmuşlardır. Her iki mezhebe göre de kişi, kendi eylemlerinin yaratıcısı değildir. Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. Kişi, eylemini seçen konumundadır.

Ehl-i Sünnet’e muhalefet eden Mutezile, kişiyi adeta kendi eylemini yaratan konumuna çıkarmış; aklı ve iradeyi abartmıştır. Buna karşı Cebriyye, kişinin eylemleri için cüz-i iradeyi inkâr etmekte, onu eylemlerinin sorumluluğundan kurtarmakta ve bu batıl inanç neticede kişiyi helal haram demeden dilediğini yapma hâline sürüklemektedir.

Nakşibendiyye-i Halidiye’nin mürşidi Şeyh Halid-i Zülcenaheyn el-Bağdadî kaddasellahu sırrıh Mektubat-ı Halidiye’nin 9. Mektub’unda kader konusunu ele almıştır.

Tasavvufta çıktığı mertebe kadar geniş bir ilme de sahip olan Şeyh Halid Hazretleri, bu mektubunda kader konusunu farklı âlim ve mezheplerin görüşleri doğrultusunda tetkik ettikten sonra kendi görüşlerini beyan etmiştir. Şeyh Halid Hazretlerinin anlattıklarından yola çıkarak kader konusundaki farklı görüşleri şu şekilde aktarmak mümkündür:

Hastalık, sıhhat, büyümek gibi kimi fiiller tabiidir. Kişi, bu fiillerin farkında olsun veya olmasın, bu eylemlerle ile ilgili hüküm aynıdır: Bunlar, kişinin kendi iradesi dışında gelişen eylemlerdir. Bu eylemler konusunda ihtilaf yoktur.

Kişinin fiillerinin diğer kısmı ise ihtiyarîdir, bu eylemlerde bulunmak kişi için bir tercih meselesidir. Mezhepler arasındaki ihtilaf da bu ihtiyarî (tercihe bağlı) eylemler konusundadır.

Cebriyye mezhebi mensupları, kişinin ihtiyari fiillerinin olmadığını, fiillerin kulun kudret ve tercihi olmaksızın yalnız Allah-u Teâlâ’nın kudret ve dilemesi ile meydana geldiğini söylemişlerdir.

Mutezile, bu fiillerin sadece kulun kudreti ve tercihi ile gerçekleştiğini, kulun bunları sadece kendi ihtiyarı ile yaptığını söylemişlerdir.

Ehl-i Sünnet uleması ise kader konusunun çok irdelenmesini hoş görmemiş, bu konuda Mutezile ve Cebriyye’de olduğu gibi bir sapma gördüklerinde konuya el atmışlardır.

Ehl-i Sünnetin Kader Anlayışı

Eşa’riler, Mutezile ve Cebriyye’nin kaderle ilgili bu görüşlerine karşı, ihtiyarî fiiller Allah-u Teâlâ’nın kudreti ile gerçekleşip bu fiillerde kulun kesbi, tercihi varsa da kudretinin etkisi yoktur demişlerdir.

El-Kadı Ebubekr El-Bakıllânî'ye göre, kadim olan yüce Allah'ın kudreti ihtiyarî fiilin yaratılmasında tesir eder, hadis olan kulun kudreti ise fiilin vasfında yani ibadet veya günah olmasında etkili olur. İlgili kaynaklarda geçtiği üzere Maturidîlerin görüşü de el-Kadı Ebubekr El-Bakıllanî’nin görüşüdür.

Şeyh Halid Hazretleri’nin “Bunun yanında İmam Eşa’rî ile İmam Maturidî'nin kulun kudreti hakkındaki görüşleri ile kulun kesbi hakkındaki görüşleri arasındaki fark gayet kapalı ve anlaşılmazdır. Hatta kendileriyle görüştüğüm bazı asrımız alimleri bu konu hakkında hayatları boyunca kitapları karıştırdıkları hâlde aralarında bir fark göremediklerini dolayısıyla her ikisi de aynı şeyi söylüyorlar demek zorunda kaldıklarını söylemişlerdir” sözlerinden anlaşılacağı gibi kader konusunda Eş’arilerin görüşü ile Maturidîlerin görüşü o kadar yaklaşmıştır ki bunlar arasındaki farkı seçmek güçtür; hatta kimileri, bunları tek görüş gibi aktarmışlardır.

Eşa’rîler, kişinin kendi eyleminde tercihi var, kudreti yok derken Maturidîler, kudreti de tercihi de var demişlerdir. Ama neticede her iki taraf da,

1. Her şeyin yüce Allah’ın külli iradesi dâhilinde olduğuna inanmışlardır. O külli irade kadimdir ve bütün mahlûkata şamildir. Hiçbir şey, o iradeye bağlı olmadan gerçekleşmez.

2. Kişinin eyleminin yaradılışını Allah’a ait görmüşlerdir. Halık olan sadece O’dur. O’nun dışında hiç kimsenin yaratma kudreti yoktur.

3. Allah-u Teâlâ’nın külli iradeye kişinin ise cüz-i iradeye sahip olduğuna inanmışlardır. Cüz-i irade, Allah-u Teâlâ’nın insana verdiği tercih hakkıdır; kişi, bu irade ile doğru ve yanlışı birbirinden ayırır ve onlardan dilediğini seçer.

4. Kişinin fiillerini ihtiyarî olmayan (tercihi dışında) ve ihtiyarî olan (tercihe bağlı) diye ikiye ayırmışlardır.

5. Kişiyi ihtiyarî olmayan, iradesinin müdahale etmediği eyleminden sorumlu görmemişlerdir. Örneğin kişinin acıkması kendi elinde değildir. Bu, yüce Allah’ın onun için takdir ettiği bir hâldir. Kişi, istese de istemese de acıkır. Bu konuda bir tercihte bulunamaz. Bunun için kişi, bu tür eylemlerinden hesaba çekilmez.

6. Kişiyi ihtiyarî eyleminden sorumlu görmüşlerdir. Kişi iyilik veya kötülük yapmışsa bu, onun tercihiyle gerçekleşmiştir. Kişi, bu eyleminden hesaba çekilir. Eli titreyen kimsenin hareketi ile isteyerek elini hareket ettirenin hareketi birbirinden farklıdır. Kişi, iradesine bağlı fiillerini iradesi dışında gelişen fiilleri gibi göremez; iradesine bağlı fiillerinden hesaba çekileceğini göz ardı edemez.

Kadere İman “Kadercilik” Değildir

Buna karşı hem Maturidîler hem Eşa’rîler,

1. Günümüzde “kadercilik” olarak bilinen Cebriyye’nin kişinin eyleminin kendi iradesine bağlı olmadığı görüşüne karşı çıkmışlardır.

Bu görüş, insanı geleceğini planlamaktan, dünya ve ahretinin daha güzel olması için çalışmaktan alıkoyuyor; tembelleştiriyor, kendisini olayların gelişine bırakmasına yol açıyor. Toplumlar, bu görüşe müptela olduğunda ise bu gelişmeme ve nihayetinde gelişen ülkelere esir olma ile sonuçlanıyor. İslam, böyle bir tercihe kesin olarak karşı çıkıyor. İnsana istikbalini planlamasını, istikbali için imkânlar oluşturmasını, tedbirler almasını; o planlama, imkân ve tedbirler çerçevesinde istikbali için çalışmasını emrediyor.

Ondan bunu kendisine yeryüzünü inşa görevini veren Allah-u Teâlâ’nın ölçüleri doğrultusunda, helal ve haramı arasındaki farkı gözeterek, kendisine haram olanı terk ederek, başkalarının hukukuna göz dikmekten uzak durarak gerçekleştirmesini talep ediyor.

Kul bu hususta elinden geleni yaptıktan sonra ona düşen Allah-u Teâlâ’ya tevekkül etmektir. Kendi iradesi dışında bir şey gerçekleşmişse onun da Allah’tan olduğuna inanacak, musibete sabredecek, başına gelenlerden dolayı isyana sürüklenmeyecektir.

Cebriyye’nin diğer tehlikesi ise bu görüşün nihayetinde günahı teşvik etmesidir. Fiilinden sorumlu olmadığını, fiillerinde iradesinin payının bulunmadığını düşünenler, günahı da kaderle açıklar, kendilerini günahlardan sakındırma ihtiyacı duymazlar, helal ve haramı birbirine karıştırır, harama giden yol kolay olunca onu tercih eder, dünya ve ahretlerini berbat ederler.

2. Kaynaklarda “Kaderiye” olarak da nitelenen Mutezile’nin aklı abartan, fiilleri konusunda insanın iradesinin cüzi olduğunu inkâra varan görüşlerini reddetmişlerdir. Mutezile, insan iradesinin sınırsız olduğunu ve kişinin kendi fiilinin yaratıcısı olduğu iddiasını ortaya atmıştır. Halbukî Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Gerçekte biz her şeyi bir kaderle yaratmışızdır.” (Nisa 155) “Sizi de yaptıklarınızı da yaratan Allah’tır.” (Kamer; 149)

Ehl-i Sünnet itikadının iki imamı İmam Maturidî ve İmam Eşa’ri, ifrat ve tefrite kaçan bu iki görüş karşısında Ehl-i Sünnet’in her hususta benimsediği gibi itidali benimsemiş; kişinin cüzi iradesiyle kesbettiğinden (kazandığından) sorumlu olduğunu açıkça beyan etmişlerdir.

Özetle, Ehl-i Sünnet’in itikadında, bizim irademize bağlı olmayan fiillerimiz, hâllerimiz vardır. Biz, bu fiillerden, hâllerden sorumlu değiliz, onlardan hesaba çekilmeyeceğiz. Buna karşı, bizim irademizle gerçekleşen, dilersek yapmayabileceğimiz fiillerimiz vardır.

Biz, o fiillerden sorumluyuz. Bu fiillerimizden hesaba çekileceğiz. Ahirette iyiliklerimizin de kötülüklerimizin de karşılığını göreceğiz.

“Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir ve her kim zerre kadar kötülükte bulunmuşsa onu görecektir.” (Zilzâl 7-8)


Sayı : 58
Büyük Kapak