Kalp Neyi İster?

Sayı : 70 / Aralık 2017, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Kalp, göğüs boşluğunda bulunan, yürek ve gönül olarak da adlandırılan, kan dolaşımını sağlayan bir organımızdır. Bu kalbin sözlük anlamındaki tanımıdır. Vücudun en önemli parçalarından olan kalbe, sadece et parçası gözüyle bakmak doğru değildir. Öyle ki duygulara ev sahipliği yapan bir yapısı vardır. Bu sebeple kalbe daha farklı bir gözle bakılmalı ve ele alınmalıdır. İnsan hayatındaki yeri ve önemi bilinmeli, kalbin ne istediğine dikkat edilmelidir.

Kalplerin gurbet yaşadığı, çığlık attığı bir devirde yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz dünyada insanlar mutlu değil, çünkü materyalist (maddeci) ağırlıklı bir yaşam söz konusu diyebiliriz. Hatta mutsuz olan insanların hayatına baktığımız zaman çoğunun ağır imtihanlardan geçmedikleri halde olumsuz duyguların pençesinde kıvrandıklarını görürüz. Burada bu insanların kalplerinin isteklerine cevap olarak ne verdiklerine, hayatlarında meydana gelen boşlukları ne ile doldurduklarına bakılmalıdır.

Yaşadığımız çağda mutluluğun tarifi de değişmiş durumda. Eşya, para, lüks tüketimini mutluluğun anahtarı olarak görüyoruz. Problem aslında burada başlıyor. Çünkü maddeye odaklandığımız ölçüde, maneviyattan uzaklaşıyoruz. Bu da en başta insan kalbini bunaltan, sıkan, hayatımıza huzursuzluk tohumları eken sorunların başında geliyor.

İnsanın dünyası kadar ahireti de önemli. Sadece bu dünyayı odak noktası haline getirdiğimiz zaman sorunlar başlıyor hayatımızda. Oysa Allah-u Zülcelal Hazretleri, dünyanın kıymetsiz oluşunu, geçici olduğunu bizlere şu ayet-i kerime ile bildiriyor:

“Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.” (Ankebut; 64)

Allah-u Teâlâ’nın yanında bir kıymet-i harbiyesi olmayan dünya için o kadar çok yoruyoruz ki kendimizi, adeta bir yarış içinde gibiyiz. İşin acı tarafı bu yarış sadece dünyalık şeyler için yapılıyor.

Helal daire içinde para kazanmak için çalışmak, ev, araba ya da başka şeylere sahip olmayı istemek yadsınamaz belki ama bunlar hayatın amacı olmamalı, sadece hayatı yaşamada birer aracı olabilmelidirler.

Her müslümanın bu ayırımı iyi yapabilmesi gerekir. Aksi takdirde maddeci bir dünya için koştururken bir yerde tıkanır kalır ve kaybettiğimiz değerleri yeniden arama çabasına girebiliriz. Çünkü manevi duygularımıza ev sahipliği yapan kalbimizin asıl gıdası iman ve imanın sağladığı manevi duygulardır.

Kalp bunlardan uzak yaşarsa, eninde sonunda çığlık atmaya mahkûmdur. Bu durum da psikolojik rahatsızlıkları, bunalımları, yanlış yola sapmaları beraberinde getirebilir. Bu yüzden imanın gerekliliklerine göre yaşayabilmek, kalbin kalbî isteklerine doğru cevap verebilmek çok önemlidir.

Peki, Kalp Ne İster?

Kalp hakiki bir muhabbet ister, sevmek ve sevilmek ister. İşte bu yüzden sürekli bir arayış içindedir. Kalbin hissettiği ve istediği muhabbeti veremezsek, sürekli bir boşluk yaşayacak ve arayış içine girecektir. Ve zamanla bu boşluğu başka şeylerle; sahte aşklarla, dostluklarla, sadece maddi değer taşıyan eşyayla doldurmaya çalışacaktır. Bunlar da zamanı gelince bizleri terk edecekleri için, büyük bir boşluğa düşmek kaçınılmaz olacaktır.

İşte bu sebeple bizleri hiçbir zaman bırakmayacak, her daim yanımızda olacak, ellerimizden tutacak bir dostun muhabbetine ihtiyacımız vardır. Bu dost elbette ki Bâki olan Allah Azimüşşan Hazretleridir.

Elbette hayatımızda bulunan, bizler için bir anlam ifade eden birçok insan vardır. Annemiz, babamız, arkadaşlarımız, evlatlarımız gibi. Fakat kabullenmek zor olsa da hepimiz geçici birliktelikler yaşıyoruz, (İnşallah Rabbim, tüm sevdiklerimizle ahiret de buluştur bizleri) hepimizin eninde sonunda döneceği yer Rabbin yanıdır. Bu sebeple sevdiklerimizi Allah rızası için sevmek, bu sevgiyi Allah-u Teâlâ Hazretlerinin sevgisine giden yolda bir basamak olarak görmek gereklidir. Allah-u Zülcelal Hazretleri için duyulan sevginin mükâfatı da vardır elbette.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Allah için birbirilerini sevenlerin ahiretteki yerleri, peygamberler ve şehitlerin gıpta ettiği çok yüce bir makamdır.” (Riyazü’s-Salihin) buyurarak aynı zamanda birbirini Allah-u Teâlâ için sevmenin ahiretteki önemine ve güzelliğine de vurgu yapmıştır.

Kalp, Yaratıcısına ibadet etmek, boyun eğmek, secde etmek, itaat etmek ister. Kalp Yaratıcısını anmak, hatırlamak, şükretmek, hamd etmek, tefekkür etmek ister. Bunlardan uzak kaldığımız için bugün birçok manevi sorunla karşı karşıyayız. Kalbin isteklerini bilmiyor, bilsek de ona karşı sorumluluklarımızı yerine getirmiyoruz çünkü.

Buhârî’de yer alan bir rivayete göre, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Abdullah İbn Mesud’dan kendine Kur’an okumasını istemişti. Bunun üzerine İbni Mes’ud radıyallahu anh Hazretleri; “Ey Allah’ın Resûl’ü! Kur’ân sana indirildiği hâlde ben mi sana okuyacağım?” diye sordu. Peygamber Efendimiz de sallallahu aleyhi ve sellem; “Evet, onu başkasından dinlemek benim hoşuma gider!” diye cevap verdi.

İbni Mes’ud radıyallahu anh, Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem isteği üzerine Kur’an’ı okumaya başladı. Daha sonra “Her ümmetten bir şahit gönderdiğimiz zaman durumları ne olacak?” mealindeki ayete gelince, Resûlullah; “Şimdilik yeter.” Dedi; o anda mübarek gözlerinden yaşlar boşanıyordu… (Buhâri, Fezâilü'l-Kur'ân: 32, 33;)

Bakınız Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an’ı dinlemek istiyor ve dinlerken hislenip ağlıyor. Bizlerin de Kur’an’ı okuması, dinlemesi, ayetleri anlayarak yaşaması gerekir. Ayrıca kalben Kur’an’ı dinlemek, Allah-u Teâlâ Hazretlerinin yüce kelamını dinliyor olmanın şuurunu da taşımamız gereklidir.

“Kişi sevdiği ile beraberdir” (Buhâri, Edeb, 96) buyuruyor sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Bizler de en çok Allah-u Teâlâ’yı sevmeli, kalbin en merkezi yerine koymalıyız Rabbimizi. Bu sebeple de ihsan şuuru içinde yaşamalıyız. Zira ihsan duygusu bizi ihlâsa ulaştırır.

Allah-u Teâlâ’nın her an bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamız gerekir. Haramları terk etmek, gıybet, dedikodu, yalan, iftira, kıskançlık, çok yemek, çok uyumak, hırs gibi aklımıza gelebilen her tür kötü hasletlerden uzak durmak, helal daire ile yetinerek yaşamak kalbin fıtratına uygun yaşamak demektir esasen.

Müslüman Uyanık Olmalıdır

Kalp öyle bir organdır ki, bizleri felakete sürükleyebilecek nitelikte olan her türlü günaha kapalı olmalıdır kapıları. Bu yüzden insi ve cinni şeytanların hedefi olmaktan korumalıyız kalplerimizi. Zira Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bizleri bu konuda da asırlar öncesinden uyarmıştır:

“İnsan vücudunda bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücut ifsat olur. İyi bilin ki, işte o et parçası kalptir.” (Buhari, İman, 39) buyurmuşlardır.

Demek ki kalbin bozulmasına, kirlenmesine müsaade etmemeliyiz. Bu sebeple gözlerin, kulakların, ellerin, ayakların, kısaca bütün organların işleyebileceği günahlardan kaçınmalı ve işlediklerimize de pişman olup bol bol tövbe etmeliyiz. Kalplerimizi sürekli tevbeyle yıkamalıyız.

Kalp çevirme, dönüştürme anlamlarına da gelir. Bu sebeple Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem sıklıkla ettiği dualardan biri de şudur; “Allah’ım, kalbimi dinin üzerine sabit kıl”

Demek ki kalp her an dönebilir; bugün maneviyatı merkeze almışsa yarın maddeyi alabilir, bugün huzur içindedir ama yarın ufak zannedebileceğimiz bir günahla dahi bunalabilir. İşte bu yüzden bizim de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gibi sıklıkla ve ümitle bu duayı tekrar etmemiz gerekir.

Kur’an- i Kerimde, Allah’u Teâlâ Hazretleri bizlere çok önemli bir uyarıda bulunuyor; “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Rad 28)

Allah-u Teâlâ’yı anmaktan gafil olan bir kalp, huzurlu olabilir mi?

Allah’ın celle celalühü mühürlediği bir kalp, hakikate ulaşabilir mi? Allah celle celalühü, kalbi mühürlü olanlardan eylemesin. Selam ve dua ile.


Sayı : 70
Büyük Kapak