Kapak: Ramazan’a Nasıl Kavuşuyoruz?

Sayı : 63 / Mayıs 2017, Konu Başlığı : Kapak

Hepimiz Peygamber aleyhisselatu vesselamın meşhur duasını biliriz:

“Allahım! Recep ve Şaban’ı mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur." (Ahmet b. Hanbel, Müsned, I, 259) diye dua ederdi.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bizim gibi gafletle, “Nasıl olsa aylar birbiri ardınca geçip gidecek ve Ramazan ayı gelecek,” diye düşünmüyordu. Ramazana güzel bir halde kavuşmak için dua etme ihtiyacı hissediyordu.

Halbuki o zaten daima zikir, şükür, tefekkür halindeydi. Dili daima Allah'ı hamd ve tesbih etmekle meşguldü. Sabah kalkarken, üstünü giyinirken, hacet giderirken, bineğine binerken, evine girerken, yatağına yatarken…

Kelimenin tam manasıyla dua ile yatar, dua ile kalkardı. Sabah uyanınca, “Allah’ım! Senin kudretinle sabaha çıktık, senin kudretinle akşama gireriz. Senin kudretinle yaşar, senin kudretinle ölürüz… En son dönüşümüz sanadır.” diye dua ederdi. (Tirmizi, Deavât, 13).

Akşam yatarken de, “Ya Rabbi! Senin adınla yatar ve senin adınla kalkarım. Eğer canımı alırsan ona rahmet et. Eğer onu serbest bırakırsan salih kullarını nasıl koruyorsan onu da öyle koru.” diye dua ederdi. (Tirmizi, Davât, 20).

Dua, gafletten silkinme, hayatı sürekli Allah'ın nimetleri ve görüp gözetmesi altında yaşadığımızı hatırlama vesilesidir. Bu sebepledir ki dua hayatımızı değerli hale getiren en kıymetli ameldir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur: "Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur." (Tirmizî, Daavat,1; İbn Mace, Dua,1)

Elbette duanın böyle kıymetli olması için dil alışkanlığıyla ve gafletle değil, farkında olarak, huşu ile yapılması gerekir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

"Biliniz ki, Allahu Teâlâ, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez." (Tirmizî, Daavât, 64)

Peygamber aleyhisselatu vesselam kalbini bir an bile gaflete terk etmemek için daima şükür, zikir, istiğfar, dua ve istiaze ederdi.

Gözü uyurken bile kalbi uyumazdı. Gönlü daima Mevlasına yönelmiş haldeydi. Zikir, şükür ve güzel ibadet edebilmek için dua ederek kuvvet iser, sonra ibadetinin ardından kabulü için dua eder, sonra yine ibadet ederdi. Yani hayatının her anını dua ve ibadet için bir vesile sayardı.

Baktığı her şeye Rabbinin ayeti olarak bakardı. Hilalin doğuşunu görünce bunu şükür ve dua için vesile sayardı:

“Allah-u Ekber! Allah’ım! Onu biz güvendeyken, iman etmişken, selâmetteyken, İslâm üzereyken ve Rabbimizin sevdiği işlerde başarılı olduğumuz haldeyken üzerimize doğur. (Ey Hilâl) Bizim Rabbimiz de senin Rabbin de Allah’tır.” (Dârimi, Savm, 3).

Her nimetten Allah'ın adıyla istifade eder, şükrünü her daim ifade ederdi. Her şeyin hayrını ister, mesela bir rüzgâr esince bile dua ederek onun hayır getirmesini ister, şerrinden Allah'a sığınırdı. (Müslim, İstiskâ 15)

Bizler bir işin başına geçince o işe dalar, kendi istediğimiz gibi olsun, derdine düşeriz. Hâlbuki Peygamber aleyhisselatu vesselam yaptığı her işte, Rabbinin her an kendisini gördüğünü unutmadan hareket eder, “Allah’ım Bana hayırlısını ver ve benim için en uygun olanı seç.” (Tirmizî, Deavât, 85) diyerek Allah'tan hayırlısını nasip etmesini isterdi.

İşte Peygamberimizin kulluğu böyle bir kulluk idi…

Ramazanı Şevkle Karşılardı

Unutmayalım ki bu, bize örnek olması gereken kulluk…

Böyle her an gafletten uzak, gayretli, şevkli bir kulluk… Böyle olduğu halde, Peygamber aleyhisselatu vesselam, üç aylara girince, Ramazanın yaklaşması vesilesiyle kullukta daha da şevkleniyor ve şevkini artırması için Rabbine dua ve niyaz ediyordu.

Ashabı kiramdan birçoğu Rasulallah sallallahu aleyhi ve sellemin Şaban ayında tuttuğu oruç kadar hiçbir ayda tutmadığını bildirmişlerdir. Ramazan ayı geldiği zaman ise çok şevkli ve heyecanlı bir halde bulunurdu. Abdullah ibn-i Abbas radıyallahu anh O’nun neşesinin en önemli emaresini tarif ederken “esen rüzgârlardan daha cömert olurdu,” (Buhârî, Savm, 7) ifadesini kullanır.

Nasıl ki müjdeli bir haber alan insan sevinir ve herkesi de sevindirmek ister, bahşişler dağıtır; bunun gibi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de Ramazan gibi bir fırsata kavuşmanın sevincini, eline geçeni dağıtarak göstermiştir.
Nasıl sevinmesin ki…

Âlemlere rahmet olarak gönderilen o Resul, ümmetinin kurtuluşunu her şeyden çok istemektedir. Kurtuluşa vesile olmak için insanları güzel bir kulluğa davet etmeye bütün bir ömrünü adamıştır.

Ümmetini Rabbinin rahmetine mazhar ve kulluğuna layık hale getirmek için her vesileyi değerlendiren Resul-i Zişan Efendimiz, Ramazan ayını da çok önemli bir fırsat olarak görmüştür. Bir hadis-i şerifinde:

“Eğer ümmetim Ramazan ayında (tecelli eden fazilet ve mükafatları) gerçekten bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi” (Heysemi, Mecma’uz-Zevaid, c.3, 141) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem yılın her ayında ashabına sık sık, “Asıl hayat ahiret hayatıdır,” buyurarak hatırlatmada bulunurdu. Bilhassa Ramazan ayının yaklaştığı günlerde bu ayın bereketiyle müjdeler, değerini bilmeye davet ederdi.

Selman-ı Farisî’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Şaban ayının son günü hutbe okuyarak Ramazanı iyi değerlendirmeye teşvik etmiştir. Bu hutbesinde “Ramazanda eda edilecek bir farzın diğer zamanlarda eda edilen yetmiş farza denk sevap kazandıracağı, herhangi bir nafilenin de farz gibi mükafat getireceğini” bildirmiştir. (Hayâtu’s-Sahâbe, 3/384)

Biraz düşünelim. Peygamber Efendimiz ve Sahabe-i kiram, Allah'ın dini uğruna ne kadar büyük fedakârlıklar yaptılar.

Dünya hayatının rahatını, kazançlarını, emniyetini tamamen feda ettiler. Açlık, işkence ve hakaretlere katlandılar.

Memleketlerini, evlerini, rahat hayatlarını bırakıp hicret ettiler. Akrabaları hatta evlatlarıyla savaşmayı bile göze aldılar.

Zafer kazandıkları da oldu, yakınlarını şehit verip büyük acılar çektikleri de oldu…

Bunca fedakârlıklara rağmen ibadetlerinden de hiç gafil kalmadılar.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem yaya olarak çıktığı, büyün gün güneş altında yürüdüğü seferlerde dahi teheccüd namazını terk etmedi. Ashab-ı kiram da yokluk içinde dahi infakta bulundu. Ehl-i beyt, iftarda yiyecekleri bir somun arpa ekmeğini dahi fakire verip kendileri suyla iftar etti.

İşte onlar hayatlarını daima gafletten uzak ve fedakarca yaşarken dahi Ramazanın gelmesini fırsat bilip ufak tefek hatalarının bağışlanması ve derecelerinin yükseltilmesi için daha fazla ibadete sarıldılar.

Peki biz ne yapıyoruz?

Hiç Değilse Ramazanda Fedakarlık Yapalım

Ömrümüzü nasıl geçirdik?

Yılın büyük çoğunluğunu nasıl geçiriyoruz?

Dinimiz için yaptığımız en büyük fedakarlık nedir?

Hiç değilse emniyet içinde, rahat evlerimizde, yumuşacık seccade üzerinde yaptığımız ibadetlerle Allah'a yaklaşma fırsatını ne kadar değerlendiriyoruz? Namazımızda, evradımızda gafletten ne kadar sıyrılabiliyoruz?

Şimdi belki de elimizde kalan sermaye, yaklaşmakta olan Ramazan ayını güzelce ihya etmek…

Oruç vesilesiyle açlığı tadıp biraz olsun incelen, rakikleşen kalplerimiz, belki muhtaçlığını hisseder de içten yakarışlara muvaffak olabilir. Belki ruhumuz nefsin sultasından biraz olsun kurtulur da Allah'a samimiyetle yönelir.

Bu büyük bir fırsat… Bilhassa bizim için elimizde kalan en mühim fırsat…

Peki, Ramazan gelince bizi nasıl bulacak? Bu sevap kazanma fırsatını şevkle bekleyen, aylar öncesinden hazırlanmaya başlayan, özlem duyan samimi kullar olarak mı bulacak. Yoksa…

Allah'ın razı olduğu, sevdiği kulları, Peygamber aleyhisselatu vesselamın gönül halini örnek alarak ömürlerini Allah'a adamışlar, kalplerinin pusulasını hep Allah'ın muhabbetine ayarlamışlar. Hele Ramazan yaklaşırken bu mübarek ayın rahmet sağanağından istifade etmek için daha da şevkli olmuşlar. Öyleyse biz de onlar gibi yapalım.

Önce nefsime, sonra bütün kardeşlerime:

Gelin, üç aylar vesilesiyle bizi gaflete sürükleyen her şeyle, malayani konuşmalarla, televizyon ve internetle, dünya işleri hakkındaki aşırı endişelerle aramıza mesafe koyalım.

Seccademizle, tesbihimizle, Kur'an-ı Kerimimiz ve evradımızda alakamızı çoğaltalım. Bedenimizi oruca, elimizi, dilimizi ve kalbimizi oruç edebine alıştırmaya başlayalım.

Bilhassa çok dua edelim… Kendimiz için, ümmet için, bilhassa mazlumlar için elimizi açalım. Rahmet kapılarının sonuna dek açıldığı bu mevsimde gafletten uyanmamız için yalvaralım.

“Ya Rabbi, bu ümmetin ıslahı için çalışanlara güç kuvvet ver. İfsadı için çabalayanlara da fırsat verme!” diyelim.

Allah bizi nefsimize ve düşmanlarımızın insafına terk etmesin. Bizi kendisine sığınan ve yardım gören kullarından eylesin. Amin.


Sayı : 63
Büyük Kapak