Kara Afrika’nın Mazlum İnsanları

Sayı : 64 / Haziran 2017, Konu Başlığı : Röportaj

Ümmetin dul ve yetimlerine uzanan bir şefkat eli olmak için yeniden yollardayız. Derisi esmer, yüreği ise apaydınlık mazlum Afrikalı kardeşlerimizin imdadına yetişmek için… Dokuz kişilik ekibimizle dört saatlik bir uçak yolculuğu sonunda Sudan’ın başkenti Hartum havaalanına iniyoruz.

Afrika ülkelerinin çoğunda vizeler, ülkeye giriş yapılırken alınıyor. İki saatlik bir sıra beklemenin sonunda vizelerimizi alıp, bagaj kısmından bavulları alıp kendimizi dışarı atıyoruz. Dışarıda bizi sıcak hava ve toz bulutu karşılıyor. Burada iki mevsim var, yazlar çok sıcak, kış ise bahar gibi. Sahra çölünün etkisiyle sık sık kum fırtınaları çıkıyor.

Hartum şehrini Osmanlı’nın Mısır’a görevlendirdiği vali iken kendi idaresini kurmuş olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa kurmuş. Bir Afrika ülkesi için oldukça yeşil, hareketli, cıvıl cıvıl bir şehir. Bu da şehrin konumundan kaynaklanıyor.

Hartum, Uganda’dan gelen beyaz Nil ile Etyopya’dan gelen mavi Nil’in birleştiği noktada kurulmuş. Nil nehri Sudan’ı geçip Mısır’da yoluna devam ediyor, oradan da Akdeniz’e dökülüyor.

Şehir Nil nehri sayesinde turist çekiyor. Timsah derisinden yapılmış çantalar gibi hediyelik eşyalar satan esnafın yüzünü güldürüyor. Ülkenin ikinci büyük şehri Omdurman da Nil nehri yakınında kurulmuş. Diğer bir büyük şehir olan Port Sudan ise Kızıldeniz kenarında. Ama bizim yardım için geldiğimiz bölge Darfur.

Bölücülük Kurbanı

Darfur, güneydeki petrol yatakları bakımından zengin bir bölge. Ancak batılıların Sudan’ı bölme planları ile karıştırılması sebebiyle iç savaş mağduru.

35 milyon nüfusa sahip Sudan, çok farklı kabilelerden oluşuyor. Ülkenin resmi dini İslam, resmi dili Arapça olmakla birlikte birçok mahalli dil de konuşuluyor. Nüfusun % 75’ini Müslümanlar oluşturuyor. % 20’sini oluşturan animistler, yani tabiat varlıklarına kudsiyet izafe eden yerliler. Bölgede son zamanlarda yapılan misyonerlik faaliyetleri vasıtasıyla Hristiyanlık da yaygınlaştırılıyor. Hıristiyanların çoğu güneyde, Darfur bölgesinde yaşıyor.

Osmanlı’nın bölgede hakimiyetini kaybetmesinden sonra İngiliz ve Fransız sömürgesi olan Sudan, bağımsızlığını kazandıktan sonra İslami yönden şuurlandı. Kadiri ve Şazeli tarikatının yaygın olduğu Sudan’da Hasan el Turabi gibi İslam âlimleri ve münevverleri yetişti.

İşte bu sebeple Avrupalılar, bölgenin yeraltı zenginliklerini dindar Sudan halkına bırakmak istemiyorlar. Sudan’ın güney-batı bölgesindeki Darfur bölgesindeki Hıristiyan azınlığı ayaklandırarak, bölgede ayrılıkçılık çıkarıyorlar.

Ayrılıkçıların başına geçirilen John Garang’ı eğitim görmesi için Amerika’ya götürüldü. Yüksek ziraat eğitimi gören Garang, eski bir komünist. Bu ayaklanmayla başlayan iç savaşta, kuraklığın etkisiyle bölgedeki kabileler arasında tarla ve otlak kavgaları da kızıştı ve bütün taraflardan büyük can kayıpları yaşandı. Ancak Birleşmiş Milletler bu savaşı etnik temizlik ve katliam sayıyor ve Sudan Hükümetini sorumlu tutuyor.

Başta Amerika Batılı devletlerin Sudan hükümetine Darfur olaylarını bahane ederek baskı yapmalarının altında yatan asıl sebep, Sudan hükümetinin Avrupalı şirketler yerine Uzak Doğu ülkeleri ile işbirliği anlaşmaları yapıp bunları uygulamaya koyması. Darfur’da da iç karışıklık çıkarılması tam da bu anlaşmaların yapıldığı döneme rastlıyor.

Batılıların da kışkırtmalarıyla çıkarılan iç savaşın yanı sıra kuraklığın da etkisiyle bölgede 180 bin kişi ölmüş, 2 milyon kişi evlerinden göz etmeye mecbur kalmış. Evsiz kalanlar mülteci durumuna düşerek Darfur yakınlarında ama gözden uzak bir noktada, çok çok kötü şartlarda bir kampta yaşamaya mahkum edilmişler.

Kampta yaşayan kadınlar gündüzleri temizlik vb. işlerde ekmek parası kazanmak için, kilometrelerce yolu her gün kat ederek, Darfur’a gidip gelmektedirler.

Tabii bu arada binlerce çocuk da yetim kalmış. Bizim buraya geliş amacımız bu yetim ailelerinin hayatlarına dokunmak. Bir nebzede olsa o yavrucakları sevindirmek.

Yoksul ama Tok Gözlüler

Darfur’a hareket etmek üzere iç hatlardan 1,5 saatlik bir yolculukla nihayet Darfur’a geliyoruz. İç hatlarda ilginç bir olayla karşılaşıyoruz. Uçağınız saat 11’de kalkacaksa, görevlilere soruyorsunuz. Onlar da “12 de de kalkabilir, 13.00 te de… Ne zaman dolarsa o zaman kalkar,” diyorlarmış. Yani bizim hatlı minibüslere benziyor, dolunca kalkıyor.

Darfur’a inince yetim ailelerini ziyaret için karayoluyla devam ediyoruz. Yolda sıcaktan kendini bırakmış, sere serpe uyuyan insanlar görüyoruz. Ağaç dalını çatıp üzerine bez gibi bir şeyle kapatıp gölgelikler yapmışlar. Buldukları her gölgeliğe üçer beşer toplanmış bekleşiyorlar. Sıcak hava buradaki insanları gevşetmiş ve yavaşlatmış. Hiçbir konuda acele etmiyorlar. Gelecekten beklentileri yok. Hayatın akışına bırakmışlar kendilerini.

Şehirdeki en yaygın ulaşım aracı üç tekerlekli motorlar. Köylerde ise eşek arabaları kullanılıyor. Yolda sık sık eşek arabalarıyla su satan sakalar görüyoruz.

Sudan’da su problemi çok büyük bir mesele. Zaten yoksul olan halk, ihtiyacı olan suyu ya bu su dağıtıcılarından satın almak zorunda veya kilometrelerce yürüyerek kendisi taşımak zorunda. Hayırseverlerin açtıkları su kuyularının başında toplanan insanları görüyoruz. Su kuyusu açmanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz.

Yol kenarlarında gördüğümüz evlerin duvarları kara tuğla denilen tuğlalardan örülmüş. Duvarlarla çevrili avlularda günlük hayatlarını geçiriyorlar. Bu duvarlarla çöl sıcaklarının ve kavurucu rüzgârlarının etkisinden korunmaya çalışıyorlar. Fakir ailelerin evleri ise otlardan ve ağaçlardan oluşuyor.

Nihayet yetim ailelerine ulaşıyoruz. Yeri gelmişken şunu ifade etmeliyim. Sudanlılar gerçekten çok iyi insanlar. Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyorlar. Hepsi güler yüzlü.

Sudanlıların kendilerine özgü bir selamlaşması var. Muhatabınızın önce omuzuna doğru sağ elinizi dokundurup ondan sonra sarılıyorsunuz. Biz de öyle yapıyoruz. Böyle yapmamız hoşlarına gidiyor, gülüşüyorlar.

Sudan halkı o yoksulluklarına rağmen tok gözlü, asil insanlar. Dul hanımlar ve yetim aileleri bile yardım alırken, utanarak, mahcup bir edayla alıyorlar. Buradaki 20 aileye 60’ar adet yumurtalık tavuk hediye ediyoruz. Sonra başka yerlere gidiyoruz, orada da 60 Aileye 3 er adet süt keçisi hediye ediyoruz.

Anneleri mahcup ama çocukların mutlulukları görülmeye değer. Hepsinin yüzünde güller açıyor. Zira buralarda bir ailenin 2-3 keçisi varsa, o aile hayatını kurtarmış demektir.

Yolculuğumuzda yetim çocukların devam ettiği bir Kur’an kursunu da ziyaret ettik. Çocuklar bizi görünce çok sevindi. Bu çocukların diğer yetimlere nazaran durumları daha iyi. Kıyafetleri daha düzgün. Kendilerine ilgi göstermemizden memnun oluyorlar. Çok sevimliler. Bir yandan çocuk masumiyeti diğer yandan mazlumluğun verdiği boynu büküklükleri yüreğimizi merhamet hissiyle dolduruyor.

Burada çocukların kalem defter kitap bulması pek mümkün değil. Çocuklar okullarda ya da Kur’an kurslarında “loh” adını verdikleri tahta levhalar üzerine yazı yazıyorlar.

Ziyaretlerimizin bir durağı da, Türkiye’nin TİKA aracılığıyla yaptırdığı hastaneydi. Hastaneyi geziyoruz. Afrika’da değilmişiz gibi hissediyoruz. Çok bakımlı, güzel ve en önemlisi çok temiz. Kalp ve beyin ameliyatları hariç birçok tedavinin yapıldığı gayet modern bir hastane burası…

Bölgede yaygın olan göz ve böbrek rahatsızlıkları, sıtma ve sarıhumma hastalıkları bu hastanede tedavi ediliyor. Hastanede çalışan doktorların çoğu Türkiye’den gelmiş, diğer personel kısmen Sudanlı. Hastanenin bir amacı da Sudanlı gençleri burada çalışabilecek şekilde eğitmek. Bu da kısmen başarılmış.

Sağlık bakanlığı buraya Türkiye’den doktor göndermek zorunda kalıyor çünkü Sudan’lı gençler okuyup doktor olunca zengin Arap ülkelerinde çalışmaya gidiyor. Çünkü ülkede sağlık bütçesi yetersiz ve sistemli değil. Türkiye buradaki hastaneyi kapatsa insanların tedavi olabileceği yakınlarda başka bir yer yok.

Dört gün boyunca bu hayırlı çalışmaları yaparak bol bol dua ve temenniler alarak tekrar yola çıkarak, Yurda dönüş yaptık.

Sudan’da bir de toplu nikâh töreninde nikâh şahitliği yaptık. Yirmi çiftin toplu nikahı kıyıldı. Gelin hanımlar kadınlar tarafında, damatlar ise erkekler tarafında yan yana dizildi. Burada gelinler renkli kıyafetler giyiyor. Damatlar ise beyaz entari şeklindeki yerel kıyafet giyiyor ama üzerine sarı işlemeli bir kuşağı çapraz olarak takıyor. Tıpkı bizde sünnet çocuklarının taktığı gibi.

Bir hoca efendi kız babasıyla oğlan babasını yanına çağırıp nikâhı akdediyor, dualar ediliyor. Mehir miktarı genellikle dört yüz –beş yüz cüneyh kadarmış. Cüneyh, Sudan’da kullanılan para birimi.

Yeni evlenen çiftlere mutluluklar diliyoruz. Bu esmer tenli ve sıcak kalpli Müslüman kardeşlerimize Türkiye’li kardeşlerinin selamlarını ve yardımlarını iletmiş olmanın mutluluğu içinde dönüyoruz.


Sayı : 64
Büyük Kapak