Kardeşlik Haklara Riayeti Gerektirir

Sayı : 71 / Ocak 2018, Konu Başlığı : Tefekkür

Allah-u Zülcelâl, kullarının hakkına değer verir; kullarının da birbirlerinin hak hukukuna değer vermesini ister.

Ne var ki hak ihlâli günlük hayatımızın alelade bir vakası hâline dönüşmüştür. Bunun pek çok nedeni olmakla birlikte, kardeşlik anlayışı da bunun etkenleri arasındadır.

Yanlış örfe dayalı bir kardeşlik vardır; kökleri uzak geçmişe dayanan; bir de İslam’ın buyurduğu bir kardeşlik. Çoğu zaman, yanlış örfe dayalı kardeşlikle İslamî kardeşlik, gaflet yüzünden birbirine karışmakta ya da insanın tamahkârlığından dolayı kasıtla bir birine karıştırılmaktadır.

Yanlış örfe dayalı kardeşlikte (belki de örfün suiistimal edilmesiyle üretilen kardeşlik anlayışı demek gerekiyor) kendilerini birbirlerinin kardeşi görenlerin yakınlığı, onları birbirine karşı duyarsızlığa itiyor; aralarındaki samimiyet, onların birbirlerinin haklarına karşı lakayt davranmalarına, yol açıyor.

“Kardeşim değil mi ki?” diye başlayan bir ifadeyle kardeş olarak görülen kişiyle alay edilebiliyor, ona lakap takılabiliyor, onun önündeki yiyecek, izni olmadan yenilebiliyor, dolabındaki giyecek, giyilebiliyor. Bu anlayışın toplum özünde farklı yapılardan ithal edilme derin kökleri vardır. Bizim dünyamıza dışarıdan sızmış, bize yabancı olduğu fark edilmeyince aramızda derinleşmiştir.

İslamî kardeşlik, bu anlayışın tam zıddına kardeş olanların, birbirlerine saygılarının artmasını, birbirlerinin her tür hakkına riayet etmesini gerektiriyor. Birinin bizim “kardeş”imiz olması, ona karşı saygısız, haklarına karşı duyarsız olmamızı değil, tam aksine ona karşı daha çok saygılı, haklarına karşı daha çok duyarlı olmamızı icap ettiriyor.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz. Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurât; 9-11)

“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hâkimlere (idarecilere veya mahkeme hâkimlerine) vermeyin.” (Bakara; 188)

İlahî mesaj açıktır, nettir. Mü’minlerin kardeşliği, onları birbirlerine karşı duyarsız kişiler yapmaz.

Mü’minler arasındaki samimiyet, onların birbirlerinin hak hukuklarını hiçe saymalarına yol açmaz.

Kur’an azimüşşan, mü’minlerin birbirlerinin mallarını haksız yere yemelerini yasakladığı gibi onların, o mallarından izinleri olmadan başkalarını verilmesini de yasaklamıştır.

Mü’min, kendi malının sahibidir; onun diğer mü’minlerle kardeşliği, malının onlar tarafından izni olmadan yenilmesini değil, aksine onlar tarafından korunmasını gerektirir.

Mü’min olmakla kişiler arasında oluşmuş samimiyet, haklara riayeti daha zorunlu hâle getirir.

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür.” (Zilzâl; 7-8)

Mü’min, buna bütün içtenliğiyle inanır.

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, (Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa,) dinar ve dirhemin bulunmadığı (altın ve gümüşün geçmediği) hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde o gün,- sâlih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde (yaptığı haksızlık ölçüsünde) kendinden alınır. Eğer hasenatı (iyiliği) yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.” (Buhârî, Mezalim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyamet 2,)

Mü’min, Allah-u Zülcelâl’in kurulacağı muhakkak olan adalet terazisi karşısında mahcup olmaktan endişe duyar. Helalleşme, bu endişeyi gideren bir fırsattır.

Helalleşme Samimi Olmalı

Ne var ki helalleşmenin suiistimali, hilenin insan ilişkilerinin karakteristik özelliklerinden biri hâline getirildiği çağımızda yaygın bir durumdur. Helalleşme, Allah-u Zülcelâl’ın azabından korunmak için bir fırsat iken, onun suiistimali azabı daha da çetinleştirir.

“Hakkını helal et kardeş! Ne olacak ki nihayetinde kardeşiz!” demekle helâlleşme gerçekleşmez.

Helâlleşme bir müşareket (işteşlik) hâlidir. Helâllik dilenen kişi, bu söze herhangi bir zorlama olmadan, içtenlikle müspet karşılık vermezse helalleşme ameli tamamlanmış olmaz. Bir taraf helâllik dileyecek, karşı taraf da hakkını ona bir karşılık alarak veya karşılıksız olarak helâl edecektir. Aksi durumda mahkeme, İlahî terazinin kurulduğu günde görülecektir.

Yapayca bir helâlleşme söz konusu ise onu da en iyi bilen Allah-u Zülcelâl’dir:

“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Mülk; 12-13)

Rabbim, bizi aralarındaki samimiyet arttıkça birbirlerinin haklarına daha çok riayet edenlerden eylesin…


Sayı : 71
Büyük Kapak