Kimsesizlerin Kimsesi Olmak İçin

Sayı : 17 / Temmuz 2013, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

Herkes kendisini çok farklı, kendi hayatını çok özel zannediyor. Kendi duygularına kapılıyor, kendi amaçlarına odaklanıyor. Eh, belki de öyle olması gerekiyor. Dünya denilen şu dolabı döndürmek için böyle gözü bağlanmış, sırf kendi önünü görenlere ihtiyaç var.

Hâlbuki biraz başımızı kaldırıp baksak, belki de başkalarının hayat hikâyelerinden alınacak çok ibretler var. Her insan hayata açılan bir penceredir. Her pencereden manzaranın farklı bir açısını görmeniz mümkündür. En önemlisi de başkalarının başından geçenlerden ibret almanız mümkündür…

Yararlı Olmak Eşsiz Bir Mutluluk

Bu ziyaret esnasında bazı hayat hikâyeleri dinledim ve kendimce ibretler aldım. Mesela kendisini, “Ben Amerikan kolejinden mezunum. İngiliz edebiyatı okudum. Denizcilik işletmelerinin baş tercümanıydım,” diye tanıtan hanımın hikâyesi beni çok etkiledi.

Aslında bu hanım, tam da genç kızlara örnek gösterilen modern kadınlardan biriydi. İyi eğitimliydi, uzun yıllar çalışmış para kazanmıştı. Ama para kazanmak yetmiyordu, insanın kendini güven içinde ve mutlu hissetmesi için mutlaka aileye ihtiyacı vardı işte...

“Eşimi ve annemi ardı ardına kaybettim. Yeğenimle yaşıyordum, o da yurtdışına taşınınca yalnız kaldım. Tabi herkes biliyor bu kadın yalnız yaşıyor diye hırsızlara fırsat çıkıyor. Buraya geldim ben de. İnsanın evi gibi olmuyor ama bu halimize de şükür.” diyen bu hanım da ispat ediyor ki, çoluk çocuk yetiştirmek boşa giden bir fedakârlık değil.

Yaşlılık çağı, yatılı okulda okuma çağına veya askerlik dönemine benzer bir şey değil ki… Gençler belki kendi akranlarıyla kalmaktan hoşlanabilir. Ben de yatılı Kuran kursunda okudum, çok güzel tecrübelerim oldu. Ama bu yaşın psikolojisi farklı.
Artık yeni bir şeyler yapma imkânı olmayan bu insanlar, hayatı boyunca verdiği emeklerin neticelerini görmek istiyor. İşte aile bu yüzden çok önemli…

Elbette o da bir nasip meselesi. Bazısının nasibi kendi evlatlarını büyütüp gününü görmek; bazılarınınki ise başkalarının çocuklarını eğitip yetiştirmek… Bu hanıma ikincisi nasip olmuş.

“Buraya lise talebeleri geliyor onlara İngilizce dersi veriyorum. Türkiye’nin farklı yerlerinden İstanbul’a okumaya gelmiş bir sürü öğrenci geliyor. Sağ olsunlar, çok cana yakınlar. ‘Dışarıdan istediğiniz bir şey varsa getirelim’ diyorlar, Allah razı olsun. Neşelendiriyorlar bizleri.”

Öyle mutlu oluyor ki bunları anlatırken; insanın kendini değerli hissetmesinin önemini bir kez daha kavrıyorum. Ve değerli hissetmek için tüketmekten çok üretmenin ve yararlı olmanın mutluluğuna ihtiyacımız olduğunu…

Gerçekten de hizmet etmek, işe yaradığını hissetmek, insanı en çok mutlu eden şey. O da mutluluğu gençlere ders vererek yararlı olmakta bulmuş.

“Hizmet etmek isteyen her yerde ve her ortamda imkân buluyor öyle değil mi?” diyorum kendisine.

“Ben gençliğimde de çok hizmet ettim.” Diyor ve “Erzincan depremi olmuştu, yardım toplamıştık eniştemle birlikte,” diye geçmişte yaptıkları yardımları anlatıyor. Ardından şimdiye kadar birçok kişiden duyduğum cümleyi kuruyor: “Belki de o hizmetlerim sebebiyle Allah bana yaşlılığımda hizmet edenler verdi.”

Gerçekten de hizmet etmek, insanı hem mutlu eden hem iki dünyada da muhakkak mükâfatına kavuşulan bir nimet.

Manevîyat da İhtiyaç

Söz arasında bir ara hanım:

“Ah, gençlik ne güzel şeydi.” Deyince ona ümit vermek istiyorum ve:

“Allah cennette ebedi gençlik nasip edecek inşallah,” diyorum. Birden unuttuğu bir şeyi hatırlamışçasına,

“Benim kıyafetime bakmayın, ben aslında çok inançlıyımdır,” diyor.

“Elbette,” diyorum,”Hiçbirimiz sonumuzu bilmiyoruz ki, önemli olan son nefes.”

Hoşuna gidiyor; “Çok güzel söyledin” diyor.

Keşke huzurevleri, yaşlıların manevi ihtiyaçları için de hizmet verse. Şimdi bu ebediyet yolcularının sağlık personeli, psikolojik danışman kadar ve hatta daha fazla dinî, manevî danışmana ihtiyaçları yok mu?

Tekerlekli sandalyede adeta virgül gibi iki büklüm olmuş teyzeler görüyorum. Belini doğrultmaktan aciz olmak nasıl bir şeydir acaba? Kendisine ufak tefek şeyleri dert edenlerin gelip bir görmesi lazım… Bizim onlara olan ihtiyacımız, onların bize olan ihtiyacından daha fazla aslında…

Örgü ören teyzelerin yanına gidiyorum. Yaptıklarına ilgi gösteriyorum:

“Bu modelin adı ne? Rengi ne güzelmiş. Ellerinize sağlık” diyorum. Yanındakiler “Kesmeşeker” diyor. Teyzemiz işitme engellisiymiş. Sadece sessizce gülümsüyor.

Onun sesi ve sözü de o… Örmekte olduğu o yeleği kim giyecek? Bilmiyorum. İnşaallah ona değer veren biri çıkar da mutlu olur.

O anda aklıma geliyor, aslında onlara kermes ve benzeri hayır işlerinde çalışma imkânı sunulsa ne güzel olur. Çünkü insan bir şey üretiyorsa ister ki birileri görsün, takdir etsin ve bir işe yarasın. Sırf oyalanmak için bir şeyler yapmak insanı mutlu etmez. Ama yaptığı şeyle birisine yararı dokunduğunu hissederse mutlu olur.

Hem bu dünyada ümidi kalmamış ebediyet yolcuları için en büyük moral kaynağı, ahiretleri için bir şeyler yapabilme imkânı olsa gerek…

İftara Davet Edebilirsiniz

Öğrendiğime göre huzurevine kabul edilmenin bazı şartları var. Alkol ve benzeri madde bağımlılığı olmamak, bulaşıcı hastalığı olmamak gibi ve elbette her şeyden önce “kimsesiz olmak”.

Çünkü anayasa evladın anne babasına, anne babanın evladına bakmasını mecbur tutuyor. Buradakilerin çoğu da hiç evlenmemiş veya evlatlarını kaybetmiş ve kimsesiz kalmış olanlar.

İnsanın hiç kendisine konduramadığı ilk şey ölüm… Ama ondan da daha çok konduramadığı, ölümü bile arattıracak kadar yaşlanmak, evlat acısı görmek, kimsesiz kalmak. Ne kadar zor bir durum!

“Allahım,” diyorum “Resulün ne güzel dua etmiş, ‘erzel-i ömür verme’ derken.” Gerçekten de ömrün bile hayırlısını versin Allah…

Ayrılırken görevliye soruyorum: “Kimsesizlere el uzatmak isteyen okurlarımıza ne tavsiye edersiniz?“

“Ziyaretlere ve hediyelere de mutlu oluyorlar ama mekân değişikliği onları daha çok mutlu ediyor. Mesela 5-10 kişilik gruplar olarak evlerinde ağırlamak isteyenler olursa onların evlerine misafirliğe gidiyorlar. Biz buradan araç temin ediyoruz, getirip götürüyoruz,” Diyor.

Ailenin yokluğunda hiç değilse bir aileymiş gibi onun hatıralarını dinlemek, ona değer hissettirmek isterseniz siz de kimsesizleri evinizde iftara misafir edebilirsiniz. İnanın kalburüstü (!) insanların davet edildiği, lüks iftarlardan çok daha makbul ve sevaplı bir iftar daveti vermiş olursunuz.

Misafirliğe gitmeyi kim sevmez. Hem ev yemeklerini de çok özlüyorlarmış.

Rehber hanım, “Evinde ağırlayamayacak olanların da sarma dolma gibi ev yemeklerinden getirebileceklerini” söylüyor. Bu da onları çok mutlu ediyormuş. En azından ev hasretini giderir bir nebze…

Elbette ziyaretlere götürülenler kendi işini görebilecek durumda olanlar arasından seçiliyor. Onlar genellikle Güven sitesinin sakinleri. Huzurevi sitelerden oluşuyor, mesela Huzur sitesinde yatağa bağlı hastalar, Papatya sitesinde şizofren hastalar, Çınar sitesinde demans (bunama) hastaları bulunuyor. Onların bulunduğu kısma girmedik bile…

Bahçede dolaşan veya banklarda oturanlar sakinlerle sohbet ediyoruz.

“Bahçeniz ne güzelmiş!” diyoruz. Şükrediyorlar.

Biz de şükrediyoruz ve teşekkür ediyoruz burayı kuran belediyemize. Onlar yalnız başına, sefil bir şekilde ölüp gitseydi haberimiz olmazdı. Bunun hesabını nasıl verirdik? En azından onlar var!

En baştan da dediğim gibi, “Allah düşürmesin ama yokluğunu da göstermesin” diyorum tekrar…


Sayı : 17
Büyük Kapak