Kâinatın Mucizevî Yaratılışı

Sayı : 41 / Temmuz 2015, Konu Başlığı : Bunları Biliyor musunuz ?

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: “O (Allah) göklerin ve yerin yoktan var edendir. O (Allah), bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “Ol” der, o da hemen oluverir.” (Bakara; 117)

Allah'ın varlığını inkâr eden filozofların büyük çoğunluğu, kâinatın ezeli olduğunu yani maddenin sonradan var edilmediğini, hep var olduğunu iddia etmişlerdir. Oysa bilim dünyası kâinatın sonradan var edildiğini ispat etmiştir.

Alexander Friedmann ve Georges Lemaitre adlı bilim adamları, çeşitli hesaplamaları sonucunda, kâinatın gittikçe genişlemekte olduğunu teorik olarak hesapladılar. Onların teorileri 1929 yılında Edwin Hubble’ın dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetmesiyle gözlemsel olarak da ispatlandı. Bu astronomi tarihinin en önemli buluşlarından biri sayılmaktadır. Bu önemli keşif, on dört asır evvel Kur'an-ı Kerim’de haber verilmiştir. Allah-u Zülcelâl: "Göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz." (Zariyat; 47) Buyurmaktadır.

Bugün bilim adamları, kâinatın bundan 13, 5 milyar yıl önce büyük bir patlama ile yoktan var edildiğini kabul etmektedir. Çünkü NASA'nın 1992'de gönderdiği Cobe uydusunun hassas tarayıcıları Big Bang'den sonra tüm evrene yayıldığı hesap edilen radyasyonun kalıntılarını tespit etti.

Bilim dünyası kâinatın yaratılışını “Büyük patlama” olarak isimlendirse de aslında bu rastgele bir patlama değildir. Çünkü patlamalarda sadece etrafa cisimler saçılır ve herhangi bir düzen ortaya çıkmaz. Oysa Big bang denilen yaratılış anı ile çok hassas bir düzene sahip bir kâinat ortaya çıkmıştır.

Fizik Kanunlarındaki Hassasiyet

Bugün bilim dünyası, kâinatın ve dünyamızın ne kadar hassas dengeler üzerinde kurulduğu görerek hayret etmektedir. Mesela; eğer yerçekimi sabiti şimdikinden biraz daha fazla olsaydı, yıldızların oluşumu daha kısa sürede gerçekleşecek ve uzaydaki en küçük yıldızın dahi kütlesi bizim güneşimizin en az 1.4 katı büyüklüğünde olacaktı. Bu tür büyük yıldızlar ise o derece hızlı ve kararsız biçimde yanarlar ki etraflarındaki gezegenlerde hayatı oluşturacak şartların meydana gelmesi imkânsızdır.

Yaşam için ancak bizim güneşimizin büyüklüğünde yıldızlara ihtiyaç vardır. Dahası yerçekimi sabiti bundan biraz daha büyük olsaydı, evrendeki büyük yıldızlar birer kara deliğe dönüşmüş olacaktı.

Diğer yandan, eğer yerçekimi sabiti biraz daha küçük olsaydı, o zaman da uzaydaki bütün yıldızlar en fazla bizim güneşimizin 0.8’i büyüklüğünde bir kütleye sahip olacaklardı. Bu küçüklükteki yıldızlar her ne kadar etraflarındaki gezegenlerde hayatı destekleyecek ölçüde uzun ve kararlı biçimde yansalar da bu sefer gezegenleri ve canlılığı oluşturacak ağır elementler evrende oluşamayacaklardı.

Çünkü demir ve daha ağır elementler, ancak devasa yıldızların çekirdeklerinde üretilebilir ve ancak bu tür ağır yıldızlar berilyum ve daha ağır elementleri yıldızlar arası uzaya yayabilirler. Bu tür elementler ise gezegenlerin ve hayat formlarının oluşması için zorunludurlar.

Birçoğumuz Dünyanın çekirdeğinin yapısının ta yaratılışın en başındaki hassas kanunlarla tasarlandığını bilmeyiz. Bundan da ötesi, çekirdeğin yapısının hayatiyetimiz açısından ne kadar önemli olduğunun farkında bile değiliz.

Dünyanın çekirdeği demir ve nikel gibi manyetik özelliği olan ağır elementleri içerir. İç çekirdek katı, dış çekirdek ise sıvı haldedir. Çekirdeğin bu iki katmanı birbirinin etrafında hareket eder. Bu hareket ağır metaller üzerinde bir çeşit mıknatıslanma etkisi yaparak bir manyetik alan oluşturur. Dünyanın manyetik alanı, yaşamımız için büyük öneme sahiptir.

Atmosferin çok daha dışına kadar uzanan bu alan sayesinde dünya, uzaydan gelebilecek olan tehlikelere karşı korunmuş olur. Güneş dışındaki yıldızlardan kaynaklanan öldürücü kozmik ışınlar, dünyanın etrafındaki bu koruyucu kalkanı geçemezler. Özellikle de dünyanın on binlerce kilometre uzağında manyetik halkalar çizen Van Allen kuşakları, dünyayı bu öldürücü enerjiden korur.

Söz konusu plazma bulutlarının kimi zaman, hiroşimaya atılan atom bombasının 100 milyar katına eşdeğer olduğu hesaplanmıştır. Aynı şekilde, dünya zaman zaman çok şiddetli kozmik ışınların da hedefi olabilir. Ama dünyanın manyetik alanı, tüm bu öldürücü ışınların sadece yüzde 0.1’ini geçirmekte ve kalan bu binde birlik ışınlar da atmosfer tarafından emilmektedir. Bu manyetik alanı üretmek için kullanılan elektrik enerjisi, bir milyar amperlik bir akımdır ki, insanlığın tüm tarihi boyunca ürettiği elektrik enerjisinin toplamına yakındır.

Eğer dünyanın bu manyetik kalkanı olmasa, yeryüzündeki yaşam sık sık öldürücü ışınlarla tahrip edilecek, belki de hiç var olmayacaktı. Görüldüğü gibi, kütle çekim kuvvetindeki bu tür çok küçük oynamalar canlılığın, dolayısıyla insanlığın meydana gelmesini doğrudan engelleyecekti. Kütle çekimindeki biraz daha büyük oynamalar ise ortada bütünüyle evren diye bir kavramın kalmamasına neden olacaktı. Kütle çekim gücünün biraz daha artması halinde, evren genişleyemeden içine çökecek, biraz fazla azaldığı takdirde ise hiçbir yıldız ya da galaksi oluşamayacaktı.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Kainat daha en baştan bugünkü mükemmel düzeni ortaya çıkaracak şekilde bir nizama sahip olarak yaratılmıştır.
“Allah göğü Yükseltti ve ölçüyü koydu.” (Rahman, 7)


Sayı : 41
Büyük Kapak