“Kitap İnsanı, İnsan Dünyayı Değiştir”

Sayı : 21 / Kasım 2013, Konu Başlığı : Röportaj

Bazı kişiler vardır, topluma ayna tutar. Hepimizin gördüğü ama yüzünü çevirip geçtiği şeylere dikkatimizi çeker. Onlar düşünürler ve yazarlardır.

Dünya hızla değişiyor; şehirlere göçüyor, üretim, tüketim, haberleşme tarzımız hızla biçim değiştiriyor. Çalışma hayatımız, aile hayatımız, eğitim sistemimiz hızla değişiyor. Yediden yetmişe her insanı etkileyen bir değişim girdabının içine sürükleniyoruz.

İnsanımız biraz tepeden inme zorlamalarla biraz da hayat tarzımıza etki eden değişim rüzgârlarıyla kendi köklerinden uzaklaştı. Artık birçok konuda Müslümanca düşünce tarzımız ne olmalı, bilmiyoruz. En çok da “dünya hayatı”na bakışımız nasıl olmalı konusunda kafa karışıklığı yaşıyoruz. Bu temel konuya bakışımız netleşmediği için aile hayatımız, çocuk yetiştirme biçimimiz ve bütün bir hayat tarzımız da dışarıdan gelen telkinlerle biçimleniyor.

Bu konuda sizler için eğitimci yazar Said Çamlıca ile konuştuk.

Said Çamlıca kimdir?

Çalışmak için Almanya’ya giden Tokat’lı bir ailenin oğlu olarak 1974 yılında Köln’e bağlı küçük bir kasabada doğdu. Ailesi eğitimini Türkiye’de almasını istediği için 13 yaşında memleketine döndü ve İmam hatip lisesini Tokat’ın Turhal ilçesinde okudu. Marmara Üniversitesi Almanca Öğretmenliği bölümünden 2000 yılında mezun oldu. Bir süre Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ve özel sektörde öğretmenlik yaparken sınavlara hazırlanan öğrenciler, öğretmenler ve velilere “eğitim seminerleri” vermeye başladı. Halen kurumsal eğitim ve danışmanlığın yanında İstanbul merkez olmak üzere, Anadolu’nun birçok şehrinde ve Avrupa’da gurbetçilere eğitim seminerleri veriyor. “Kitap insanı, insan dünyayı değiştir” sözünü kendine rehber edinen Said Çamlıca’nın başta çocuk eğitimi olmak üzere çeşitli konularda yayınlanmış kitapları bulunuyor.

İslami Hayat: Öncelikle teşekkür ediyoruz bize zaman ayırdığınız için. Said bey, siz Anadolu’dan Almanya’ya göçmüş bir ailenin çocuğusunuz. O yüzden çok iyi bilirsiniz, bugün gerek büyük şehirlere gerekse Avrupa’ya göç etmiş nesiller ve hatta artık onların çocukları olan üçüncü kuşak nesillerimiz var. Sizin farklı bir durumunuz var, ailenizin dini hassasiyeti sebebiyle zannediyorum, eğitim yıllarınız yeniden memleketinizde geçmiş. Hem de İmam Hatipte eğitim görerek kendi değerlerimizle yeniden kucaklaşma gayretinin bir parçası olmuşsunuz. Biraz gözlemlerinizden paylaşımda bulunur musunuz? Toplum olarak gidişatımızı nasıl görüyorsunuz?

Said Çamlıca: Anadolu insanı, kendi tabiriyle ekmek parası kazanmak için memleketini, sevdiklerini bırakıp gitti. 1960'lı yıllarda, düşünün ki cep telefonlarının olmadığı, mektubun bile belki bir ayda gidip geldiği zamanlarda, yabancı bir memlekete gitmek kolay bir tercih değildi, mecburiyetler sebebiyle yaşandı bunlar. Benim babam ağabeyimin doğumunu mektupla öğrenmişti. Ama onlar kökleriyle irtibatlarını kaybetmemek için orada da kendi camilerini inşa ettiler, derneklerini kurup bir arada kalmaya çalıştılar. Biz altı kardeşiz, hepimizi eğitim çağımızda memleketimize gönderdiler. Kız kardeşlerim Kur’an Kurslarında okudular. Biz de İmam Hatip lisesinde okuduk.

İslami Hayat: Hicri yılbaşı vesilesiyle sormak istiyorum, bunu da hicret bağlamında ele almak mümkündür herhalde. Aileniz de maddi konfor yerine maneviyatı tercih etmiş, çocuklarımız kendi memleketimizde kendi değerlerini öğrenerek yetişsinler diye düşünmüş olmalılar.

Said Çamlıca: O zamanlar biz çocuktuk, bunu anlamıyorduk tabi. Kendi adıma ben bunun bilincinde değildim ama elbette dediğiniz gibi bir hassasiyet sebebiyle, bizi memleketimize gönderdiler. Toplumun değişmesi deyince, mesela eski bayramlar sık sık örnek verilir, “bizim çocukluğumuzda bayramlar çok güzeldi,” denilir. Aslında geçmişin özlemi bir yerde çocukluk çağının özlemidir. İnsanın sorumluluklarının olmadığı o çağların ayrı bir güzelliği vardır. Şimdiki çocuklar da bayramlardan keyif alıyor. Çocuk her zaman çocuktur. Onlar da ilerde çocukluklarını özlemle hatırlayacaklar. Elbette biz onlara aynı değerleri öğretirsek, misafirperverliğimizi aktarırsak onlar da bu değerleri yaşayacak, yaşatacak…

İslamî Hayat: Malum, toplumdaki hızlı değişim en fazla çocuk ve gençleri etkiliyor. Anne babayla kayda değer bir şey konuşmayan ve bir nasihat duymayan çocuklar ve gençler, iletişiminin çoğunu cep telefonuyla, internetle kuruyor. Aileler çocuklarına ulaşamıyor neredeyse. Sadece karnını doyuran, çamaşırını yıkayan, harçlığını veren kişiler durumuna düşebiliyorlar. Siz bir eğitimci olarak çocuk eğitimi konusunda ailelere neler söylemek istersiniz?

Said Çamlıca: Teknoloji kullanmasını bilene nimet, kullanmasını bilmeyene beladır. Bunu sadece internet için söylemiyorum her türlü araç böyledir. Teknoloji çok hızlı yaygınlaşınca biz aile içi ilişkilerde olsun, çocuk eğitiminde olsun, uyum sağlamakta zorlandık. Bizim çocukluğumuzda televizyonda Kara Şimşek diye dizi vardı, onu seyrederdik. Teknoloji vardı da biz mi irademizi kullandık? Hayır. Hiçbir genç teknoloji bağımlısı olarak dünyaya gelmez. Bu zaman içinde, alışkanlıklarla kazanılıyor. Konferansım sırasında bir anne yanıma geldi. Kızının internet bağımlısı olduğunu söyledi. İnterneti iptal etmek isteyince kızı “intihar ederim” demiş. Bu kız on dört yaşındaydı. On yıl önce bu kız annesi olmadan duramayan bir çocuktu. Şimdi internet olmadan duramaz hale gelmiş. Hiç kimse internet bağımlısı olarak dünyaya gelmiyor. Doğuştan internet bağımlılığı diye bir şey yok. Teknolojiyi yok etmemiz mümkün değil, onu kullanmayı öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekiyor. Birçok evlerde anne televizyon karşısında, babanın elinde kumanda. Dede bile televizyonun karşısından kalkıp camiye gidiyor, gelince yine televizyonun karşısına oturuyor. Çocuk da bakıyor evde bir konuşma yok, paylaşım yok, o da gidiyor internetin karşısına oturuyor. Çocuk annesini babasını kitap okurken görse o da okur, ama televizyon seyrederken görüyor, internet karşısında görüyor. O da onu örnek alıyor. Konferanslarımda da öğrencilere her zaman söylerim, teknolojiye hâkim olmamız gerekiyor, mahkum değil. Anne babaların çocuklarına bunu öğretmesi gerekiyor. Tabi bunu öğretebilmesi için de önce kendini eğitmesi gerekiyor. Zaman zaman konferanslarımda da söylüyorum, bugün bizim çocuk eğitimi problemimizin kökeninde “çocuğu eğitecek olanların eğitimi” problemimiz var.

İslamî Hayat: Zaman zaman dikkat çektiğinizi görüyoruz, toplum olarak kitap okumuyoruz, ekranlardan boşaltılan telkinlere teslim olmuşuz ve nasıl düşüneceğimizi artık bize kumandası başkalarının elinde olan cihazlar söylüyor. Kendimize ait bir düşünce tarzımızın olması için nasıl bir okuma programı yapmalıyız? Siz çok okuyan bir insan olarak nasıl yol gösterebilirsiniz?

Said Çamlıca: Benim tavsiyem her gün biraz da olsa kitap okumak. Her zaman söylerim, basit bir hesapla, günde 20 sayfa kitap okuyan bir insan ayda 600 sayfa, senede 7.200 sayfa okumuş olur. Bu çok zor bir şey değildir. Her gün bir şeyler öğrenmeyi hayatımızın bir parçası yapmamız lazım. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellik düşünmedir. Düşünme mekanizmasını besleyen ise okumaktır. Her gün bir şeyler okumaya, öğrenmeye niyetli olmamız lazım. Fakat biz Allah'ın ilk emri “Oku!” yu “Diploma al!” anlamışız, bunun bedelini ödüyoruz.

İslamî Hayat: Bizim bu ay konumuz, müslümanın dünya hayatına bakışının temeline koyması gereken bir yol işareti olarak, “Dünya ahiretin tarlasıdır” hadis-i şerifini nasıl anlamalıyız?

Said Çamlıca: Bu konuyu da okumayla irtibatlı anlamak mümkün. Her sene mukabeleler yaparız, Kur’an-ı Kerimi yüzünden okur hatim indiririz. Bazı hanımlar elli altmış yaşından sonra Kur’an okumayı öğrendiği için seviniyor. Bu güzel bir şey ama bakıyorsun Kuran okumayı öğrenmiş ama yine gıybet ediyor, komşusuyla geçinemiyor. Hâlbuki bizim Kur'an-ı Kerim’i anlamamız ve hayata geçirmemiz gerekiyor. “Kur’an’ın alfabesi mi, ahlakı mı?” diye bir kitap çalışmamız var. İslamı çağa taşımak için hem Kur'an-ı Kerim’i anlayarak okumamız gerekiyor, hem de başka kitaplar okumamız gerekiyor. Anadolu insanımız, “Dinimi öğreneyim de ticaretimi yaparken helal kazanayım” diye düşünmüyor. Sadece Anadolu insanı değil, mesela Mısır’da gençlerin yüzde yirmisi okuma yazma bilmiyor. Somali nüfusunun beş milyonu hafız ama Kur'an ı Kerim’i sadece ezberliyor, hayata tatbik etmek için anlamak manasında değil. Dünya ahiretin tarlasıdır hadisini de böyle anlamak gerekiyor.

İslamî Hayat: Biz genellikle din ile dünyayı ayrı ayrı şeyler gibi düşünüyoruz galiba. “İslamı bu çağda nasıl tatbik ederiz?” diye bir derdimiz yok.

Said Çamlıca: Fakat olması gerekiyor. Dünya hayatı bize verilmiş fırsattır. Her gün sabahtan akşama kadar imtihan yaşıyoruz, ailemizle ilişkimizde, çocuklarımızı yetiştirmemizde, komşularımızla ilişkimizde sürekli sevap kazanma imkânımız var. Bizim

Anadolu insanımızın şöyle bir sözü var “Dünyada mekân ahirette iman” diyoruz. Bir ev almak için on yıllık borca giriyoruz. Ben de “Peki ahirete yatırım yapmak için ne yapıyoruz?” Diye soruyorum. Ev almayalım, manasında değil ama “dünya ahiretin tarlasıdır” diye inanıyorsak, her gün ömür tarlasına bir iyilik tohumu ekmeli değil miyiz? Ne zaman başlayacağız ahiret için çalışmaya…

İslamî Hayat: Günümüzde gençlerin elinde geniş imkânlar ve önünde türlü türlü seçenekler var. Fakat buna karşın onları iki dünyaları için de çalışmaya şevklendirecek bir ruh halinin eksikliği hissediliyor. Kaç yaşına geldiği halde hala bir aile kuramamış veya yürütememiş, bir baltaya sap olamamış kişiler sıkça görülüyor. Bilhassa büyük şehirlerde sık sık görülür hale geldi, birçok anne babalar, otuz yaşına gelmiş kırk yaşına gelmiş çocuklarıyla yaşıyor… Sizce bunun en yaygın sebepleri nelerdir? Aileler bu konuda ne yapabilirler?

Said Çamlıca: Bütün problemler birbiriyle bağlantılı. Ne yazık ki dindar kesimde de aile geçimi hususunda problemler görülüyor. Bazen gittiğim yerlerde söylüyorum, hanımlar kayınvalidelerinden şikayet ederler, ama kendileri oğullarına ve gelinlerine aynı şeyleri yaparlar. Çünkü insanlar hayatın merkezine Allah'ın emirlerini koymayıp kendi nefsini, kendi egosunu koyuyor. “Bana bunu nasıl yapar?” diyor. Bir de boşanma problemi dediğimiz şey aslında evlenme problemidir. Bugün gençler evliliği dizilerden öğreniyor. Evleneceği kişi dizilerdeki gibi, kızsa manken gibi olsun, erkekse karizmatik olsun, âşık olduğum kişiyle evleneyim, istiyor. Hâlbuki hiçbir insan öyle devamlı manken gibi durmayacak. Hayatın gerçekleri başlayınca evliliklerde geçim olmuyor. Temel çürük olduğunda nasıl ki bina yıkılıyorsa evliliğin temeli de sağlam temeller üzerine atılmayınca ayakta kalmıyor. Bu sebeple çocuklarımızı yetiştirirken evliliğin ne olduğu, neden evlendiğimizi kendi dünya görüşümüze göre öğretmemiz gerekiyor.

İslamî Hayat: Bir de bugün psikoloji pedagoji konularında batıdan çeviri kitaplar oldukça popüler. Bu kitaplarda bize telkin edilen görüşler hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela bunlarda “çocuklara nasihat etmeyin sıkılırlar, baskı yapmayın, özgür bırakın” gibi telkinler yer alıyor. Bunlar bizim gibi “dünya ahiretin tarlasıdır” diye inanan insanlara ne kadar uyar?

Said Çamlıca: Batının ürettiği pedagoji ve psikolojiyi reddedebilmemiz için kendi pedagoji ve psikoloji bilgilerimizi üretmemiz gerekiyor. Yoksa onların yazdıkları popüler olacaktır. Zaten bugün üniversitelerde psikoloji ve eğitim üzerine hep Avrupalı, Amerikalıların ortaya koyduğu fikirler okutuluyor. Biz kendi meselelerimiz üzerine kafa yormadığımız, kendi değerlerimize göre çözüm yolları geliştirmediğimiz sürece bize yabancı görüşlere mahkum kalacağız. Bu sebeple bizim başta Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam olmak üzere kendi eğitimcilerimizin, kendi coğrafyamızda yetişmiş eğitim bilimcilerin görüşlerinden kendi psikoloji, sosyoloji ilimlerimizi geliştirmemiz gerekiyor. Ne yazık ki şu anda gelenek olarak bize aktarılagelen gelen adetlerimiz de ne akla ne nakle, yani Kur'an-ı Kerim’e ve sünnet-i seniyyeye uymuyor. Bunun en basit örneği mesela Anadolu’da baba çocuk ilişkilerine baktığınız zaman babalar oğullarına sevgi göstermezler, sevgi ifade eden hitaplarda bulunmazlar, araya mesafe koyarlar. Ama Kur'an-ı Kerim’e baktığınız zaman orada görüyorsunuz ki Peygamberler oğullarına hitap ederken “Ya büneyye” yani “Canım oğlum” diye hitap ediyor. Ben merak ettim, “Acaba Osmanlı’da nasıldı?” diye. Osmanlıya baktınız zaman da görüyorsunuz ki babalar oğullarına “Mahdumum” kızına “Kerimem” diyor. Yani Osmanlıda babalar erkek çocuklarına “hizmet ettiğim kişi” kız çocuğuna “ikram ettiğim kişi” diyor. Ne yazık ki Osmanlıdan sonra bir kırılma olmuş, ondan sonra problemler başlamış. Eğitimle ilgili, babasından dedesinden yanlış şekilde muameleler görmüş olan kişiler de batıdan tercüme edilen ve kulağa da hoş gelen pedagojik-psikolojik fikirlere meylediyor. Bununla beraber tamamen teslim olmasak da psikoloji sosyoloji kitaplarını okumamız gerekiyor. Çünkü bu ilimler insanı anlamamız için gerekli. Fert olarak insanı tanımamız için psikoloji, toplumu anlamamız için de sosyoloji ilmini öğrenmemiz lazım. Bu ilimleri öğrenmek İslami ilimleri okumak gibi gereklidir Müslümanlar için.

İslamî Hayat: Teşekkür ediyoruz bize zaman ayırdığınız için. Çalışmalarınızda muvaffakiyetler diliyoruz.


Sayı : 21
Büyük Kapak