Kredi Kartlarıyla Gelen Fitne

Sayı : 68 / Ekim 2017, Konu Başlığı : Hasbihal

Son yıllarda hayat tarzımızda hızlı bir değişim görünmektedir. İnsanımızın hayat tarzı değiştikçe alışveriş ile ilgili adet ve alışkanlıkları da değişmektedir.

80'li yıllardan itibaren bütün dünyada ve ülkemizde tüketim çılgınlığı bir hayat tarzı haline gelmiştir. Reklamlar sürekli bilinçaltımıza, “Ne kadar harcarsan o kadar modern bir insansın” düşüncesini telkin etmektedir. Bu kültürün adeta sembolü olan nesne ise, artık yediden yetmişe herkesin cüzdanında bulunan kredi kartlarıdır.

Kredi kartı, bankaya yatan maaşınızı çekmeden, kart aracılığıyla kolayca alışveriş yapmayı sağlayan bir ödeme aracı olarak tanıtılmıştır. Elbette kısa zamanda sadece bir kolaylık olmaktan öteye geçmiş, modern hayatın vazgeçilmez bir parçası gibi görülmeye başlanmıştır.

Bilhassa medya ve popüler kültürün etkisi altındaki genç kesimler için alış veriş anlayışı değişmiştir. Artık gençler alışveriş yaparken fiyatların uygunluğuna, cepteki paranın yetip yetmeyeceğine değil kredi kartına kaç taksit yapıldığına bakar olmuştur.

Zamanla gençler arasında kredi kartı kullanımı hızla yaygınlaşmış, birçok kişi bilinçsizce kullandığı için de ödeme güçlükleri çekenlerin oranı patlama derecesinde artış göstermiştir.

İşte bütün bu gelişmeler, dinimizin yasakladığı faizin günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi gibi bir sonuç doğurmuştur. Oysa faiz yada Kur'an-ı Kerim’deki adıyla “riba” Allah'ın kesinlikle haram kıldığı bir uygulamadır.

Riba, borçlunun, borcun vadesi geldiğinde aldığı paradan fazla olarak bir oran ödemesi demektir. Riba, Cahiliyye döneminde çok yaygındı. Zengin tüccar veya sermaye sahipleri, riba uygulamasıyla yoksulların emeğini sömürürdü. Ailesi kalabalık veya sermayesi az olan bir kişi zarurete düşerek sermaye sahiplerinden bir yıl sonra iki katını ödemek üzere para veya yiyecek maddesi, tohumluk vb. emtia borç alırdı.

Borçlu o sermaye ile ticaret yaparken ya kar veya zarar ederdi. Yahut kar etse bile kazancı ancak masraflarına yeterdi. Ama alacaklısı bunlara bakmaz, verdiği parayı iki kat olarak geri isterdi.

Ödemeler vaktinde yapılmayınca alacaklı, borçlunun kapısına dayanırdı. Eğer borçlu borcunu ödeyemeyecek durumdaysa önceden belirlenen faiz oranı iki katına çıkarılarak vade uzatılırdı. Eğer borçlu borcunu yine ödeyemezse ki çoğu zaman ödeyemiyordu, ya malını mülkünü kaybediyor veya onlar da yetmezse kendisi veya oğulları alacaklının kölesi haline geliyordu.

Kredi Almanın Sonu

Günümüzde banka faizinde de durum çok farklı değildir. Bir bankaya girdiğinizde sizi güler yüzlü şube çalışanları karşılar. Görünüşte hepsi de çok şık ve kibardırlar. Hiçbiri krediyi ödemezseniz nasıl bir felakete uğrayacağınızı söylemez.

Banka reklamlarında da kredi almayı çok eğlenceli ve mutluluk verici bir şeymiş gibi gösteren şaklabanlıklar yer alır. Ama eğer bankaya olan borcunuzu zamanında ödeyemezseniz başınıza gelecek şeyler ne eğlencelidir, ne de o kibarlıktan eser vardır.

Önce telefonunuzu bankayı temsil eden avukatlar arar ve ödemezseniz başınıza neler geleceğini gayet tehditkar bir şekilde haber verir. Bir süre sonra da dediklerini yaparlar. Evinize icra gelmesi, mal veya gayrimenkulunüz varsa haczedilmesi, maaşınız varsa bir kısmına el konulması kaçınılmazdır. Hatta hapse atılmanız bile mümkündür. Kısacası Allah'ın yasakladığı faiz hiç de reklamlarda gösterildiği gibi şirin bir şey değildir.

Faiz, toplumun düzenini fesada uğratır. Çünkü faiz yüzünden sermaye sahipleri hiç riske ve zahmete girmeden sermayelerini artırırken yoksullar devamlı daha da yoksullaşır. Zamanla zenginler arasında katı kalplilik, israf, kibir ve sosyeteleşme eğilimi baş gösterir. Yoksul kesim de günden güne umutlarını yitirip kötü yollara sapar.

Bugün cezaevlerinde 2 yüz bine yakın gencimiz hapis yapmaktadır. Bunların büyük çoğunluğu hırsızlık, dolandırıcılık, gasp gibi mala yönelik suçlardan içeri girmiştir. Bunlar gelir dağılımı adaletsizliği ile manevi eğitim eksikliğinin kötü neticeleridir.

Faiz düzenini savunanlar, bankaların yastık altında atıl halde duran sermayenin faiz sayesinde ekonomiye kazandırıldığını, yatırıma ve iş imkanlarına aktarıldığını iddia ederler. Oysa faizle kredi kullanarak yatırım yapanlar, aldıkları kredinin faiz yükünü halkın sırtına yükler. Bunun için çalıştırdığı elemana az maaş verir, müşterisine yüksek fiyata mal satar. Sonuçta bunun ceremesini yine yoksullar çeker.

Üstelik zamanımızda ekonomik durgunluk yüzünden yatırımcılara kredi satamayan bankalar, ellerindeki mevduatı tüketici kredisi olarak verme ve böylece alışverişi de körükleme yoluna gitmektedir. Çoğu zaman bu gidişin sonu bataktır. Çünkü toplumun alt katmanları borçlarını ödeyemeyecek hale geldikçe bankalar iflas edecektir.

Birçok zaman hükümetler bankaları kurtarmak için ülke ekonomisini tehlikeye atar. Yahut kanunlar gereği bankaların mevduatları devlet garantisi altında olduğu için batan bankaların yükü de halkın sırtına yüklenir. Çalışanlardan toplanan vergiler, faizlerin ödemesine gider. Olan yine yoksullara olur.

Bugün dünyada artık yalnız şahıslar, kurumlar, bankalar değil; devletler iflas etmektedir. Yoksul devletlere borç veren zengin devletler, bu ülkelerin havaalanlarına, limanlarına, yollarına el koymaktadır.

Allah Faizi Haram Kılmıştır

Faiz bütün dünyada gelir dağılımı adaletini yok eden bir düzendir. Dünyada ekonomik adaletsizlik yüzünden kitleler felakete sürüklenmektedir.

Allah-u Zülcelâl bu yüzden zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan faizi yasaklar, aksine zengin ile yoksul arasında köprüler kuran zekatı ve sadakayı emreder. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

“İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat artıranlardır.” (Rum, 39)

İslam dininin hükümleri ekseriyetle Medine’ye hicretten sonra nazil olmuştur. Çünkü Müslümanlar Mekke döneminde henüz baskı altındayken İslam ahkamını uygulama imkanına sahip değildi. Bu sebeple faizin haram kılındığını bildiren ayetler de Müslümanların zaferler kazanmasından sonra indirilmiştir. Ancak Mekke döneminde inen Rum suresi 39. Ayet ile faizin kötü olduğu haber verilmiştir.

Yine Rabbimiz Yahudilerin azaba uğratılmasının sebebini açıklarken şöyle buyuruyor:

“Yahudilerin haksız davranışları, çoklarını Allah yolundan çevirmeleri, kendilerine yasaklandığı hâlde faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden dolayı, kendilerine helal kılınmış olan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkâr edenlere elem verici bir azap hazırladık.” (Nisa; 160-161)

Bu ayet, daha önceki ümmetlerin şeriatında da faizin haram olduğunu bildirerek Müslümanların da faizden sakınmasını tavsiye etmekte, adeta ileride onlara da haram kılınacağına dair bir işaret vermektedir. Daha sonra kat kat faizi yasaklayan ayetler nazil olmuştur.

“Ey iman edenler, faizi kat kat alarak yemeyiniz. Allah'tan sakının ki başarıya ulaşasınız.” (Âl-i İmran; 130)

Faize alışmış olanlar, “Faiz de alışveriş gibidir,” diyerek itiraz edince Rabbimiz faizi haram, alışverişi helal kıldığını beyan ederek bu hükmünü kesinleştirmiştir. Artık faiz hangi oranda olursa olsun haramdır:

“Faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların 'Alışveriş de faiz gibidir.' demelerindendir. Oysa, Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Rabbından bir öğüt gelir de faizcilikten vaz geçerse, geçmişi, kendisinedir, onun işi (bağışlanması) Allah'a aittir. Kim de faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır.

Allah, faiz kazancını eksiltir, sadakaları ise bereketlendirir. Allah nankörlük eden hiçbir günahkârı sevmez. İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rabları katında ecir ve mükafatları vardır. Onlar için hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de.

Ey inananlar, Allah'tan korkun; eğer inanıyorsanız, faizden arta kalan kısmı bırakın. Şayet böyle yapmayacak olursanız, bunun Allah ve Rasulüne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tövbe eder de (faizden vazgeçerseniz) sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara; 275-279)

Faiz, Allah'ın emrettiği hayat nizamının tam zıddını emreder. İnsanları paraya kul köle eder. İnsanlık onurunu zedeler. İslam ise insanları Allah'ın seçkin bir kulu olarak tertemiz bir hale getirmek ister. Bu sebeple hiçbir müslüman faiz muamelelerini hafife almamalıdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem faizi hafife almamaları için Müslümanları şöyle uyarmıştır:

“Kişinin bilerek yediği bir dirhem faiz otuz üç zinadan daha kötüdür.” (Ahmed Müsned 5/225),

Faizi almak da ödemek de günahtır. Ashab-ı kiramın bildirdiğine göre “Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem ribayı (faizi) yiyene de, yedirene de lânet etti.” (Müslim, Müsâkât 25)

Ahir zamanda faizden korunmak zorlaşmıştır. Bu sebeple çekingen davranmak daha iyi olur. Esasen Allah Resulü aleyhisselatu vesselam bizi bu konuda şöyle uyarmıştır:

"Öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen kimse kalmayacak faiz yemeyenlere de faizin tozu bulaşacaktır." (Ebu Davud, Kitabul Buyu', 3331)

Dinimizin helal kıldığı hayat tarzı bizim bütün ihtiyaçlarımıza yeter. Faize bulaşmamak için en iyi çare, elimize geçtiği zaman harcamak, istek ve arzularımıza acele etmemektir. Aile reisleri bu konuda eşi ve çocuklarını da bilinçlendirmelidir.
Peygamberimizden rivayet edilen bir hadis-i şerife göre:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişinin helak olması, eşinin, anne-babasının ve çocuklarının elinden olacaktır. Onu fakirlikle ayıplarlar, gücünün üstünde tekliflerde bulunurlar, o da dinini kaybedecek işlere girer ve helak olur.” (Beyhaki, ez-Zühd)

Böyle bir felakete düşmemek için İki dünyada da huzur ve selamet ancak Allah'ın koyduğu sınırlara yaklaşmamakla mümkündür. Bunun için kredi kartlarını hayatı kolaylaştıran bir araç olarak değil Allah'ın yasakladığı faize yaklaştıran bir araç olarak görmek daha doğru olacaktır.


Sayı : 68
Büyük Kapak