Kudüs, Müslümanlar’a Allah'ın Emanetidir

Sayı : 71 / Ocak 2018, Konu Başlığı : Kapak

İnsanlar arasında nasıl ki Allah-u Teâlâ’nın seçip mümtaz kıldığı Peygamberler ve mübarek zatlar varsa, şehirler arasında da Allah'ın seçtiği mukaddes şehirler vardır. Mukaddes demek, Allah-u Zülcelâl'in el Kuddüs ismiyle tertemiz kıldığı mübarek yer demektir. O yerlerin kudsiyetine gösterilen saygı ve hürmet, Allah'a karşı hürmetin bir alameti sayılmıştır.

Bu hakikatin bir başka vechesi de, bu yerlerin Allah'ın sevdiği kullarıyla paylaştığı mahremi, onların tertemiz kalmasını istediği harimi olmasıdır. Mekke ve Medine şehirlerine Haremeyn diye isim vermemizle, tarihî İlya şehrine Kudüs adını vermemizin manası temelde aynıdır. Buralar ancak Bir Allah'a ibadet etmek için gelinecek, gelenlerin emniyet içinde olacağı, zulüm, günah ve çirkinlikten uzak tutulacak hürmet mekânlarıdır.

Allah-u Zülcelal ise mukaddes kılmak için, mümin kulları tarafından tam bir hulus-i kalp ile, sadece Allah'a ibadet edilsin niyetiyle imar edilen mescidleri seçmiştir. Bu mekânlarda günah işlemek, zulmetmek, savaş ve kavga çıkarmak başka yerlere nazaran daha büyük günahtır. Bu mübarek yerler insanların gönül huzuru ile Allah'a ibadet etmeleri için seçilmiş, adeta ibadet etmek isteyenlere vakfedilmiş hususi yerlerdir.

Mukaddes şehirler, Peygamberlerin, onlara güzelce tabi olmuş öncülerin ve onların ibadetleri, itaatleri, mücadeleleri gibi mukaddes hatıraların taşıyıcısıdır. Bu sebeple Mekke, Medine, Kudüs gibi şehirler, İslam tarihinin önemli şahıslarının hatıralarıyla doludur.
Bilindiği gibi, Müslümanların ilk kıblesi olan ve Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Miraç mucizesinin gerçekleştiği Kudüs şehri, İslam'a göre üçüncü en kutsal şehirdir.

Allah-u Zülcelâl’in “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürüten (Allah'ın) şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir." (İsra; 1) buyurduğu Mescid-i Aksa, Peygamberimizin Mirac gecesi daha evvel gönderilen Peygamberlerle buluştuğu, mübarek yerlerdendir.

Ayet-i kerimede kendisinin ve çevresinin mübarek kılındığı belirtilen, Peygamber Efendimizin ziyaret edilecek üç mescidden birisi olarak tarif ettiği Mescid-i Aksâ, Kudüs şehrinde bulunmaktadır.

Kudüs, Kur’ân-ı Kerîm’in bize kıssalarını anlattığı büyük Peygamberlerin yaşadığı, ibadet ettiği, mübarek bir mekandır. Peygamberlerin atası Hz. İbrâhim aleyhisselâm, Nemrut’un diyarından çıkıp Kudüs’e hicret ederek yerleşen ve burada vefat etmiştir. O ve evlatları olan Hz. İshak, Hz. Yakub ve Hz. Yusuf aleyhimüsselâm, el-Halil kentinde İbrâhim Camii’nde medfundur.

Kur'an-ı Kerim’de evvelki peygamberlerin kıssaları anlatılırken bu diyarın mübarek ve mukaddes olduğuna işaret edilir. Yıllar sonra bu civardan geçerken Hz. Musa’ya “Nalinlerini çıkar çünkü kutsal vâdidesin (yani:)Tûvâ’dasın sen!” (Taha, 10-12) denilen mukaddes yer de buralarda olmalıdır.

Kudüs’ü tevhid dinine fetheden Hz. Dâvûd aleyhisselâm, Beytülmakdis’i inşa eden Süleyman aleyhisselâm, Kudüs’e en yakın tepeye defnedilmeyi vasiyet eden Allah’ın kelimesi Mûsâ aleyhisselâm, hep bu topraklarda hatıraları hissedilen Resullerdir.

İsrail oğullarına gönderilen bütün Peygamberler, bilhassa bunlar arasından Kur'an-ı Kerim’de ismi zikredilen, Hz. Zekeriyyâ, Hz. Yahya, Hz. İsa aleyhimüsselam ve onun annesi Hz. Meryem gibi nice mübarek kişiler bu topraklarla yaşamış, ibadet etmiş ve birçok fevkalade haller geçirmiştir. Bunun içindir ki, bu mübarek topraklar, Hak dinin son temsilcileri olan Müslümanlara emanettir.

Kandilleri İçin Yağ Gönderin

Nasıl ki bir insan kendi şahsi geçmişini, hatıralarla dolu bir mekânda daha canlı bir şekilde gözünün önüne getirirse, ümmetler de aynı şekilde dini hükümlerin ruhu olan inanç ve duyguları, o inancın zirve şahsiyetlerle hayata geçirildiği mekânlarda daha canlı bir şekilde hisseder. Bunu bilhassa Hac ibadeti esnasında çok bariz bir şekilde yaşarız. Bu yönüyle sanki mukaddes mekânlar, iman ve maneviyat gibi mücerred varlıkların maddeye temas edip adeta müşahhas hale geldiği noktalardır.

Biz Müslümanlar Allah'ın bizim için kıble olarak seçtiği Kâbe’ye yönelmeyi ve hac ziyaretinde bulunmayı nasıl ki Allah'ın emrine itaatin bir ifadesi sayıyorsak, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’yı da aynı şekilde ziyaret eder ve burada namaz kılarız. Çünkü bu mukaddes mekânlarda ibadet etmenin feyzi ve sevabı çok daha fazladır.

Peygamber efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir;

“Bir adamın kendi evinde kıldığı namaza bir namaz sevabı verilir. Oturduğu beldenin mescidinde kıldığı namaza yirmi beş kat sevap verilir. Cuma namazının kılındığı camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir. Mescidi Aksa'da kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Benim camimde kıldığı namaza da elli bin kat sevap verilir. Mescidi Haram'da kıldığı namaza ise yüz bin kat sevap verilir.” (İbnu Mâce, İkâmetu's-Sala ve's-Sunne fihâ, 5/198)

Bir başka hadis-i şerife göre, Allah'a ibadet için inşa edilmiş mescidlerden ilki, Hz. Âdem aleyhisselam zamanından beri müminlerin secdegâhı olan Kâbe, ikincisi ise Mescid-i Aksa’dır. (Buhari, Kitabu Ehadisi'l-Enbiya, 60; 40; İbnu Mace, Kitabu'l-Mesacid ve'l-Cemaat, 4/7)

Resulullah'ın hanımlarından Meymune (r. anhâ): "Ey Resulullah! Bize Mescidi Aksa hakkındaki hükmün ne olduğunu bildir," diye sorduğu rivayet edilmektedir. Peygamberimiz "Oraya gidin ve namaz kılın." Daha sonra şöyle devam etti: "Eğer oraya gidemez ve namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin." (Ebu Davud, Kitâbu's-Salât, 14)

İşte bundan dolayı Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam henüz Kudüs fethedilmemişken, devrin süper gücü Doğu Roma’nın elinde bulunurken dahi, Mescid-i Aksâ’ya gidilip namaz kılınmasını, bunu yapamayanın ise oraya kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı göndermesini emretmiştir.

Bu emir, Müslümanlara Kudüs’ün bir İslam şehri olduğu, Bizanslıların elinden kurtarılması gerektiğine işaret sayılmıştır. Ashab-ı kiram da bu sebeple buraların fethinin kendi üzerlerinde bir sorumluluk olduğunu hissetmiş olmalıdır. Bu sorumluluk bizler için de geçerlidir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, son hastalığında bile Hz. Usame radıyallahu anhu komutanlığında bir ordunun hazırlanmasıyla meşgul olarak Müslümanların Roma istilası altında tutulan diyarları İslam’a fethetmesinin önemine işaret etmiştir. Ashab-ı kiram da bu vasiyeti yerine getirerek, Allah-u Teâla’nın hakkında “Arz-ı mukaddes” (el-Maide; 21) ve “Allah'ın bereket verdiği diyar” (el-Enbiya; 71) buyurduğu bu yerleri İslam’la buluşturma sorumluluğunu ifa etmişlerdir. Hz. Ömer devrinde Kudüs şehrinin civarı askeri seferlerle fethedilmiş ve ardından mukaddes şehir, şanına yakışır bir hürmetle teslim alınarak asli hüviyetine kavuşturmuştur.

İslam’ın Adaleti

Müslümanların İslam’a açmasından sonra mukaddes Kudüs şehri canlanmış, huzur bulmuş ve herkesin kendi dinini rahatça yaşadığı ortam sağlanmıştır. Hz. Ömer’in emriyle Roma istilası sonrasında yıkılan Beyti Mukaddesin etrafı temizlenmiş, buraya Mescid-i Aksa ilk hali inşa edilmiştir. Hıristiyanların kiliselerine dokunulmamış, hiçbir mabed yıkılmamıştır. Yahudilerin Süleyman mabedi çok evvel Babilliler ve sonra Romalılar tarafından tahrip edilmişti. Müslümanlar tahrip edilen yere son hak dinin mensupları olarak asıl maksadına uygun bir Mescid inşa etmişlerdir.

Bölgede Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Davud, Hz. İsa aleyhimüsselamın hatırasına camiler inşa edenler de Müslüman idarecilerdir. Ayrıca şehir halkının çoğunluğu olan Müslümanların ihtiyaçları için medrese, tekke, sebiller ve benzeri vakıflar kurarak şehri imar ve maneviyatını ihya etmişlerdir.

Müslümanlar dünya üzerinde Allah'ın dini etrafında birlik içinde oldukları müddetçe Kudüs’ü ve Mescidi Aksa’yı gereği gibi saygıyla muhafaza etmişlerdir. Haçlıların işgali sırasında sergilenen vahşi katliamlar ve terör devleti İsrail işgali boyunca yapılan sistematik zulümlerin hiçbiri Müslümanlar tarafından yapılmamıştır. Aksine Yahudi ve Hıristiyanların ve bu dinin mezheblerinin kendi aralarındaki tefrikaları yüzünden devam edip giden huzursuzluk ancak Müslümanların himayesi altında bir derece dinmiş ve şehir huzura kavuşmuştur.

Sadece şu örnek bunu anlatmaya yeter; halen Hıristiyanların en kutsal kilisesinin anahtarı Müslüman bir âlimin emanetinde muhafaza edilir. Çünkü bu kilisenin her bir köşesinde bir Hıristiyan mezhebi hak iddia etmekte, anahtarı ise kendi aralarında paylaşamamaktadırlar.

Şu an Kudüs şehrinin Siyonist İsrail devleti tarafından kontrol edilmesinden bu civardaki birçok Hıristiyan da memnun değildir. Müslümanlar ise tarih boyunca defalarca kendilerine sığınan ve iyi muamele gören Yahudilerden büyük bir zulüm görmektedir.

Mescid-i Aksa bugün temellerini fare gibi kemiren, etrafını zincirlerle çeviren, sokaklarını masumların kanlarıyla kirleten zalim bir güruhun eline esir düşmüştür. Zaten ilahi bir ihtar gibi, tarihte ne zaman Müslümanlar tefrikaya düştü, birliğini yitirdi ve zillete düçar olduysa Kudüs şehri zalimlerin çizmeleri altında çiğnenmiş, hürmetine layık olmayan çirkin manzaralara şahit olmuştur.

Zaman zaman yanlış anlaşılan bir mesele var, bu konu Filistin halkının özel meselesi değildir. Ortadoğu bölgesine mahsus bir mesele de değildir. Arap-Yahudi uluslarının kendi aralarında bir meseleleri de değildir. Bu mesele Allah'ın şiarlarına hürmeti olan her Müslümanın ortak meselesidir.

Bu mukaddes şehir bütün Müslümanlara emanettir. Müslümanların bu dünyada birlik beraberlik içinde hareket ederek, Allah'ın haremi, Peygamberlerin emaneti olan Mescid-i Aksa’yı kudsiyetine yakışan günlerine geri döndürmeleri gerekmektedir.

Müslümanların bu vazifeyi yerine getirmesinin önüne geçebilecek hiçbir mani yoktur, olmamalıdır. Hiçbir süper güç, hiçbir dünyevi zenginlik ve şımarıklık Allah'ın kudretine kafa tutamaz. Eğer Müslümanlar Allah'ın büyüklüğüne ve kudretine iman ediyorlarsa hiçbir bahaneye sığınamazlar.

Eğer Allah'a gereği gibi iman eder ve yardımına güvenirsek, Allah da şiarlarına hürmet edenlere yardımını esirgemeyecektir.


Sayı : 71
Büyük Kapak