Kuran-ı Kerim Bizim Rehberimizdir

Sayı : 59 / Ocak 2017, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl kıyamet gününde kullarının perişan olmaması için Kuran-ı Kerim ile, Peygamber aleyhisselatu vesselam vasıtasıyla onlara yol gösteriyor. Bu konuda Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“Doğrusu bu (Kuran-ı Kerim) birer öğüttür. Dileyen kimse, Rabbine doğru giden bir yol tutar.” (Müzemmil; 19)

Demek ki, kim Rabbinin rızasına doğru yol almak istiyorsa, bu Kuran-ı Kerim onun için bir rehberdir, bir uyarıcıdır. Kim Kur’an-ı Azimuşşan’ı kendisine rehber edinirse ancak o Allah'ın rızasına kavuşacaktır ve ahiret gününde o başarılı olacaktır.
Hani İbrahim aleyhisselam diyor ya:

“Ben Rabbime gidiyorum,” (Saffat; 99)

Onun gitmesi, bildiğimiz, böyle yürüyüp gitmek değil, manevi olarak gitmektir. Rabbinin aşk ve muhabbetini kazanmak için daima, ubudiyetle, muhabbetle kulluk ederek, Allah'ın emir ve nehiylerine itaat etmek suretiyle Allah'a gidiyordu, İbrahim peygamber. Biz de onlara uyarak, mutaabatını yapalım, böylece Allah azze ve celleye gidelim!

Allah-u Zülcelal’e iman etmek, itaat etmek, zikir yapmak Allah'a giden yoldur, elimize geçen bir fırsattır. Bu fırsat elimizden gitmeden önce değerlendirmek lazımdır. Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz?” (Müzemmil, 17)

Ahiret günü, o günün şiddetinden çocukların saçları beyaz oluyor. Biraz düşünürsek, o günün ne kadar korkunç ve dehşetli bir gün olduğunu insan anlayabiliyor.

Onun şiddeti, onun sıkıntısı böyle olduğu için, bu dünyada o gün için ibadetle, taatle, zikirle Allah'ın rızasını kazanmak bizim için büyük bir fırsattır. Eğer biz Allah-u Zülcelâl’i razı etmek için uğraşırsak o zaman her şey bizim için kolay olacak, inşaallah.

Bu ahiret manzaralarını gözünüzün önünde canlandıralım, hiç unutmayalım. Bize ahireti unutturmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Bunun için de bu ahiret manzaralarını düşünmek lazımdır, bize bunları hatırlatan sohbetlere gitmek lazımdır. Çünkü bu kalbimizin tedavisidir.

Bakın, bir insanda iman varsa mutlaka ahiret için hazırlık yapmak ister. Herkes bunları yapmak istiyor ama nasıl ki insan zahiri, ağır bir hastalığa müptela olduğu zaman ayağa kalkmak istiyor ama kalkamıyorsa, yürümek istiyor, yemek istiyor ama yürüyemiyorsa aynen manevi olarak da hasta olunca öyle oluyor. İnsanda manevi hastalık olunca da amel-i salih yapmak istediği halde yapamıyor. Allah’ın muhabbetinden, Allah’ın emir ve nehiylerine uyarak itaatinden geri kalıyor. Öyleyse biz zahiri olarak hasta olunca nasıl tedavi oluyorsak manevi olarak hasta olunca da öyle tedavi olalım.

Eğer tedavi olursak öyle olur ki, insan ibadet, taat, zikir, İslam hizmeti yapıyor ama haberi bile olmuyor. Ama hasta olunca ne kadar istese de, gayret göstermek istese de yapamıyor.

Kalbimizin tedavisi de tevbedir. Tevbe her tedavinin başıdır. Tevbe, serumdur, iğnedir, çok büyük manevi tedavidir. İnsan önce tevbe ederse ondan sonra ibadete başlarsa kalbinin iyileştiğini hissedecektir. Onun için tevbeyi büyük fırsat bilelim, mümin kardeşlerimize de anlatalım. İbadet ve taatimizden geri kalmayalım.

Her İnsan Pişman Olacak

Öldüğü zaman, o dehşetli kıyamet manzarasını gördüğü zaman, her insan ama her insan, mutlaka pişman olur, “Ya Rabbi beni dünyaya geri gönder de ben salih ameller işleyeyim,” der.

Herkes bunu söyleyecektir. Dünyada salih ameller yapanlar, “Keşke daha fazla yapsaydım,” diyecekler. Yapmayanlar da “Keşke tevbe etseydim de salih ameller yapsaydım,” diyeceklerdir.

İşte o pişmanlık daha gelmemişken sanki ölmüşüz, ahiret âlemini görmüşüz gibi, o şekilde düşünelim, ibadete sarılalım ki Allah-u Zülcelâl de kıyamet günü bize rahmetiyle muamele etsin. Biz elimizden geldiği kadar gayret edersek, bilhassa Allah-u Zülcelâl’den istersek, bu Allah'ın bize mağfiret etmesine, affetmesine vesile olacaktır, inşaallah.

Bakın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'ın Habibi olduğu halde, Allah’tan istemiş. Aleyhisselatu vesselam şöyle dua ediyordu:

“ Allahım bana ağlayan gözler ver ki, bu ağlamakla kalbim şifa bulsun.”

Kul Allahtan ne isterse Allah onu verir. Kimisi dünyayı istiyor, dünya için çalışıyor, Allah veriyor. Kimisi de hem dünyada, hem ahirette istiyor. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi:

“Onlardan bir kısmı da: ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!’ derler.” (Bakara, 201)

Asıl önemli olan ahirettir çünkü dünya geçicidir, bitecek. Görüyoruz, bir arazide buğday ekiyorsun, kuruyor, biçiyorsun. İnsanlar da öyledir. Bizden öncekiler ihtiyar olmuşlardı, şimdi hiçbiri yok dünyada. Sayıyorum sayıyorum, bakıyorum hiçbiri kalmadı. Hepsi biçildi. Böyledir dünya yani. Böyle olduğu için ahiret mühimdir. Bunun için elimizden geldiği kadar ahireti isteyelim.

Günah işlemekten korkalım, sevap yaptığımız zaman ferahlanalım. Fudayl bin Iyaz büyük bir zattı. Diyor ki, Bir gün ben bir kişiyi gördüm. Üzerinde ince bir elbise vardı. Hava da o kadar soğuktu ki, sert, buzlu bir hava. Ama bakıyorum adamdan öyle bir ter akıyor ki, sanki yaz günlerinin sıcağı gibi. Şaşırdım,

“Nedir bu halin?” dedim. Dedi ki,

“Bir zamanlar bir adam burada günah işliyordu. Ona mani olmayı istedim ama yapamadım. Ne zaman buraya gelsem, o aklıma geliyor, o yüzden Allah'ın korkusundan böyle ter içinde kalıyorum.”

O da Allah'ın bir kuluydu biz de Allah'ın kuluyuz. Niye o, o kadar Allah'tan korkuyordu, hayâ ediyordu, biz niye korkmayacağız? Allah'tan isteyelim. Allah bize de öyle güzel hal verecek inşaallahu Teâlâ.

Kendimizi Düzeltelim

Bazıları başkalarının günahlarıyla meşgul oluyorlar, kendilerininkini unutuyorlar. Kıyamet gününde herkes ne yaptıysa kendinden sorulacak, başkasının ne yaptığı sorulmayacak. Herkese kendi günahı ve kendi sevabı sorulacak, başkasınınki değil.

Öyleyse elimizden geldiği kadar kendimizle meşgul olalım, başkalarıyla meşgul olmayalım. Çünkü bazı kişiler kendini düzeltmek yerine başkalarıyla meşgul oluyorlar. “O niye böyle yapıyor, bu böyle yapıyor.” Diye

Hz. Ebubekir sıddık radıyallahu anh şu ayeti okuyor ve tefekkür ediyordu:

“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Maide, 105)

Yani Rabbimiz diyor ki, “Kıyamet gününde size başkasının günahından sorulmayacak, siz kendinizi düzeltirseniz, onlardan sorumlu olmayacaksınız.”

İnsanlar kendini düzeltmek yerine başkasıyla meşgul olunca sıkıntılar oluyor. O onunla, o onunla, o onunla meşgul olup sıkıntı yapıyor, dünya bozuluyor. Eğer herkes kendisiyle meşgul olursa, kendini düzeltirse o zaman dünya düzelecek, yaşantımız da güzel olacak o zaman.

Bakın Allah dostları öyleydiler. Maruf-u kerhi kendi nefsine şöyle diyordu:

“Ey nefsim! İhlâslı davran, amelin yalnız Allah-u Zülcelâl’in rızası için olsun. O zaman azabdan halâs olacak, kurtulacaksın.”

İşte böyle yaparsak, amelimiz az dahi olsa Allah'ın katında çok makbul olur. “Ya Rabbi, bu amelimi sadece senin rızan için yapıyorum, günahı da sadece senin rızan için yapmıyorum.” Dersek ve sanki dünyada başka kimse yokmuş gibi, Allah'ın rızasını gözetirsek o zaman o amel fayda veriyor.

İhlâslı amelde nefsin payı yoktur, onun için nefse çok ağır gelir, ihlâslı amel. Gösteriş için olursa insana rahat gelir, kolay gelir. Ama Allah'tan başka kimse bilmedi mi o amel ağır geliyor nefse.

Allah-u Zülcelâl’in merhameti çoktur, bunu böyle bilelim. Allah'ın rahmet kapıları bize açıktır. Bazen bir kişi geliyor, “Bütün kapılar yüzüme kapandı,” diyor. “Ne yapsam da olmuyor,” diye kendi halini şikayet ediyor. Ama Allah-u Zülcelâl’in kitabına bakarsak Allah-u Zülcelâl şöyle diyor:

“Kim Allah’a karşı takva sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu yaratır. O’nu hiç ummadığı bir yerden rızıklandırır. Kim Allah’a dayanırsa O, ona yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talâk; 2-3)

Yani kim Allah'ın rızası için takvalı olursa, günahlardan sakınır ve amel-i salih yaparsa Allah-u Zülcelâl ona bir kapı açacaktır, buyuruyor. Kâinatın hazinelerinin anahtarları Allah'ın yanındadır. Allah-u Zülcelâl dilediği kişiye hayırların kapısını açar. Eğer biz Allah'a yalvarırsak bize kapılar açılacaktır. Allah-u Zülcelâl’in rahmet kapıları kapanmış değildir. Yeter ki biz isteyelim.

Hiçbir zaman umutsuz olmayalım. “Benim işim bir türlü rast gitmiyor,” demeyelim. Allah'a karşı takvalı olalım, kulluk yapalım ve ister dünya olsun ister ahiret olsun, istediğimiz şeyleri Allah-u Zülcelâl’den isteyelim.

Bu ayet-i kerime bir rivayete göre şu hadise üzerine nazil olmuştur: Peygamber aleyhisselatu vesselam zamanında bir genç, gazaya çıkmıştı ve düşman elinde esir kalmıştı. Bu genç, anne babasının tek çocuğuydu, onlara da başka bakacak kimseleri yoktu. Annesi feryat ediyordu, “Şimdi biz ne yapacağız?” diye.

Gencin babası Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldi, “Ya Rasulullah, böyle böyle, biz ne yapacağız?” dedi.

Peygamber aleyhisselatu vesselam ona dedi ki:

“Gidin, ‘La havle velâ kuvvete illa billahil aliyyil azim,’ tesbihini çekin, sabredin. Allah-u Zülcelâl bir kapı açacaktır, inşaallah.”

Manası: “Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah'ın yardımıyladır.”

Adam karısına geldi dedi ki,

“Hanım, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize böyle böyle ders verdi, bu tesbihi çekeceğiz, sabredeceğiz, Allah-u Zülcelâl bize bir kapı açacak.”

Bir süre böyle zikri yaptılar, sabrettiler. Bir gün bir baktılar ki, oğulları, bir rivayete göre bir sürü koyunla, bir rivayete göre bir sürü deveyle çıkageldi. Sordular:

“Oğlum bu nasıl oldu?” Genç şöyle anlattı:

“Bir gün baktım beni esir tutanlardan hiç kimse etrafta yoktu. Yürüdüm, çıkıp gittim, kimse farkına varmadı. Köyümüze yaklaşırken bir baktım bu develer veya koyunlar başıboş duruyordu, onları da sürdüm, alıp geldim.”

Allah-u Zülcelâl’in istediği şeye hiçbir şey engel olamaz. Onun için sımsıkı Allah'a kulluğa sarılalım. İbadetle, taatle, emir ve nehiylerini yerine getirmekle Allah'a karşı takvalı olursak dünya da ahiret de bizim içindir, böyle bilelim. Eğer Allah'ın kulluğunu yapmadıysak, isterse dünya senin olsun, dünyanın bütün ahalisi senin hizmetkârın olsun, sen müflissin, hiçbir şeyin yoktur. Allah'a bağlandığın zaman, Allah'ın rızası seninle birlikte olduğu zaman dünya da senindir, ahiret de senindir.

Çünkü bilelim ki, mükâfat, amelin cinsindendir. Kim Allah'a amel-i salih yaparsa, onun mükâfatı Allah'ın rızasıdır, cennet-i âlâdır. Kim de Allah'a karşı günah yaparsa onun cezası, Allah'ın gazabıdır, cehennemdir, Neuzubillah.

Bilelim ki, bizim gönlümüzde Allah'ın azametine karşı hürmet ne kadar varsa, Allah-u Zülcelâl’in katında da bize karşı o kadar kıymet vardır. Biz Allah'ı ne kadar tazim ediyorsak, büyüklüğünü bilip ona göre emirlerine itaat ediyorsak, Allah'ın katında da bizim o kadar hürmetimiz vardır.

İster kadın olsun, ister erkek olsun, ister genç olsun, ister ihtiyar olsun, bir kimse Allah'a karşı ne kadar hürmet gösterirse insanların da ona karşı hürmeti o kadardır. Peygamber aleyhisselatu vesselam bin dört yüz küsür sene evvel dünyadan ayrılmış, ama biz hala ona salâvat getiriyoruz, onu seviyoruz, onu methediyoruz. Niçin? Çünkü o Allah-u Zülcelâl’e karşı çok hürmet etti, Allah-u Zülcelâl de onun muhabbetini, sevgisini insanların kalbine nasip etti. Çünkü Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

“…Allah Muhsinlerin mükafatını zayi etmez.” (Hud, 115)

Aynı terazi gibi. Terazinin kefeleri gibi… Ne kadar terazinin kefesine Allah'ın ibadetini, taatini koyarsak bizim de kıymetimiz o kadar fazla olur. Eksik yaparsak bizim kıymetimiz de eksik olur.

Yani bilelim ki, kim amel-i salih yaptıysa mükâfatını o cinsten beklesin. Eğer niyetini sağlam yaptıysa, sadece Allah için yaptıysa, artık Allah'ın rızasını, cennet-i alayı beklesin.

O yüzden bu dünyadayken de cennet ehlini, cehennem ehlini tanıyabilirsin. Bir kişi Allah'ın ibadetini yapıyor, günahlardan kaçıyor, tevbe ediyor, hemen yine Allah'ın taatine yöneliyorsa o demek ki cennet ehlidir. Kim de nefsinin emrettiği günahları yapıyor, tevbe de etmiyor, ibadet yapmıyor, o da demek ki cehennem ehlidir. Az çok bilebiliyor insan.

Öyleyse daima Allah-u Zülcelâl’e dua edelim. Allah-u Zülcelâl bizi kendi nefsimize teslim etmesin, bizi hayırlarda kullansın inşallah.


Sayı : 59
Büyük Kapak