Kur’ân Okumaktan Gaye

Sayı : 64 / Haziran 2017, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

İlk emri “Oku!” olan bir dînin müntesipleri, elbette Kur’ân okurlar. Fakat Kur’ân okuma gayelerinin çeşitliliği mühim. Bu gayelerin gerektirdiği donanımlar mühim.

İlk emri Rabbimiz’in Oku! “Rabbinin adıyla oku!..”

Son Peygamber Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallahu aleyhi vesellem’in sıfatlarından biri de “Ümmî” olması. Ümmî kelimesinin bir mânâsı da okuma yazma bilmemek. Diğer bir mânâsı da bunun toplum hâlindeki bir açılımı: Ehl-i kitap olmayan, yani en azından yakın geçmişinde semâvî bir kitap gelmemiş kavimlere de ümmî deniliyor. Buna göre İslâm’ın ilk hitap ettiği toplum olan Araplar da Ümmî...

Oku emri, “Artık ümmîlik bitti!” diyor. “Bundan sonra Allâh’ın âyetleri nâzil olacak size, siz de okuyacaksınız onu!..”

Allah Rasûlü, okudu Kur’ân’ı... Gece okudu gündüz okudu. İçinden okudu, cehrî okudu... Tebliğ için okudu, tesellî için okudu fakat hep okudu, okuttu.

Ashâb da okudu Kur’ân’ı, namazda okudu, gece okudu, gündüz okudu, tebliğde okudu, terbiyede okudu, şifa ararken okudu, sevap umarken okudu.

Onların en mühim farkı, Arapça bilmeleri idi. Sadece Arapça bilmek değil, nüzulüne şahit olmak, iniş sebeplerini bilmek, belâgat ve fasahatini tattırıyordu onlara.

Git gide Nübüvvet Asrı ile araya zaman girdikçe, tefsir, Kurân ilimleri gibi mütercimler gerekti oraya da.

Sonra bizim gibi ana dili Arapça olmayan milletler de katıldı, İslâm ile müşerref olanlar kervanına... Onlar da hocaları vasıtasıyla okudular Kur’ân’ı. Vaazlar, sohbetler dinlediler, özü ve sözü Kur’ân olan.

Yûnuslar, Mevlânâlar ve niceleri aslında hep Kur’ân’ı tefsir ettiler. İkra’ gibi, ‘ütlü aleyhim’ yani “Onlara oku, anlat, tebliğ et...” emri de vardı. Bilhassa Kur’ân metnini anlamakta zorlanacak, gayr-ı Arap müslümanlara bu metot daha faydalıydı.

Son asırlarda dinimiz ve inancımız üzerinde oynamalar yapılmak istendi. “Kur’ân tercüme edilmeli!” dendi. Avrupa’da hıristiyanlığın kitapları dillere tercüme edilmişti ve bu reform doğurmuştu. Müslümanlarda endişe oldu. Modernistler yetersiz tercümeler üzerinden Kur’ân okutarak insanımıza deforme bir inanç dayatmaya çalışıyor olabilirdi. Bu sebeple meal okumanın aleyhinde sözler söyledi müslümanlar. Bugün Türkçe meallerin sayısının üç yüz rakamına vardığı söyleniyor. Bu kadar tercümeye rağmen müslümanlar acaba Kur’ân’ı okuyor mu?

İkra’ diye emredenin murâdına uygun okuyor mu?

Bu girizgâhtan sonra maddeler hâlinde Kur’ân okuma gayelerini ele alalım:

1. İslâm bir din. Dînin gayesi ibâdet. İslâm’ın tilâvetiyle teabbud edilen kitabı: Kur’ân-ı Kerim... Dolayısıyla ilk madde olması yadırgansa da, Kur’ân-ı Kerîm’i okuma gayelerinin birincisi, ibâdet etmek.

a) Namaz kılmak, namazda kıraat etmek.

Namaz düzgün bir kıraat olmadıkça kabul olmaz. Bu sebeple Kur’ân öğrenmenin de farz olmasının sebebi evvelâ bu... Fâtiha ve en azından bir miktar kısa sûre... Ülkemizde hafızlık da ekseriya bu maddeyi hedefliyor. İmamet ve müezzinlik vazifesi yapacak kişinin, güzel bir hurufat dersi almış olması gerekiyor.

b) Sevap kazanmak için gerek hatim indirmek, gerek “mâ teyessera minh” nasip olduğu kadar, kolayına geldiği kadar (bkz. Müzzemmil, 20) Kur’ân’dan bir şeyler okumak.

Peygamber Efendimiz; “Elif lâm mîm 10 sevap demiyorum!, Elif 10 sevap, lâm 10 sevap, mîm 10 sevap!” (Tirmizî, Sevabü'l-Kur'ân, 16) buyuruyor. Kur’ân-ı Kerîm’i okumak sevap. Bu âyetin mânâsı bilinmeyen müteşabih âyetlerden olduğunu hatırlatan âlimlerimiz, “Okuyan okuduğunun mânâsını bilmese de sevabını alır,” buyuruyorlar.

c) Sevabını geçmişlerine bağışlamak.

İnanç dünyasında, insan büyüklerine vefayı çok önemsiyor. Evlâtlarını yetiştirirken de, bu mühim bir teşvik unsuru. “Sana duâ edecek bir evlâdının olması, amel defterini açık tutuyor.” (Bkz. Müslim, Vasiyet, 14; Tirmizî, Ahkâm, 36)

Ecdadımız vakıflar kurmuş; “Şu dükkânımın geliriyle, her Cuma gecesi şu camide Yâsîn okunsun, Ramazan’da hatim indirilsin, dinleyenlere şerbet ikram edilsin!” benzeri vakfiyeler sayısız. Hep ebediyete ulaşma azmi. Nesillerin birbirine şükranesi ve vefasına da hizmet hâlinde... Üstelik bu gayretler dînî eğitimin de sigortası... Herkes aşağıda sayacağımız belki de daha mühim görünen maddeleri idrâk edemeyebilir. Fakat herkes annesine, babasına, geçmişlerine sevap göndermek ister!..

d) Yine ibâdet sahasına dâhil edebileceğimiz bir başka gaye de, Kur’ân’ın şifâ ve rahmet oluşuyla alâkalı. Tâ sahâbe devrinde, Fâtiha ile rukye yani tedavi yapanlar var. Rızık için Vâkıa, ferahlık için Fetih, İnşirah, kabir azabından muhafaza için Mülk, Secde, sığınma için âyetü’l-kürsî, Felâk-Nâs vb. sûreleri okumak gibi. Bu hususta sünnetten gelen bilgiler olduğu gibi, tecrübelere dayanan tavsiyeler de var.

2. Okumak, zihnî bir faaliyet... Bu ilâhî bir eser olduğu için, kalbî duyuşları da eklemeli. Okuyuşun esas gayesi anlamak. Anlayıp tefekkür, tedebbür ve ibret almak. Kur’ân’ı okuyup da düşünecek, hisseler alacak... Geçmiş kavimlerin hâlini tefekkür edecek.

Karunlardan ibret, Harunlardan örnek alacak. Model alacak. Darda ise tesellî bulacak. Genişlikte ise şükrü hatırlayacak. En başta Hakk’ı tanıyacak. O’nun emir ve arzularını bilecek.

Bizim gibi Arapçayı bilmeyen milletler için bu gayenin tahakkuku ancak, meal ve tefsirlerden okumakla mümkün. Kur’ân âyetleriyle işlenmiş sohbet vb. metinleri okumak elbette güzel. Fakat her biri Allâh’ın hususî birer mektubu olan sûreleri niçin okumayalım?

Niçin anlamaya gayret etmeyelim? Derdimiz ibret ise, hislenmek ise, şuurlanmak ise, niçin Kur’ân sofrasından kaçalım?

Birtakım uyarıcı telkinlerden dolayı değil mi. Bunun için şu maddeyi de anlamalı:

3. Okumanın daha üst bir gayesi, içtihad ve istinbat... Allâh’ın muradını ortaya koymak. Allah neyi helâl kılmış, neyi haram kılmış, bunu tespit çalışması. Bir mezhep inşası...

Yukarıda bahsettiğimiz sakındırma, aslında bu noktada.

Çünkü içtihad için, sadece Kur’ân’ı meâlinden okuyuvermek elbette yetersiz. Mealin yetersizliği bir tarafa, her Arapça bilen, müçtehid midir ki, Kur’ân’ı mealinden okuyuveren herkes bir din, bir mezhep inşâ etmeye kalksın? Bunun için usul bilmek şart. Fıkıh usûlü, tefsir usûlü, hadis usûlü bilmek lâzım. Bir tek âyet cımbızlamakla olmaz, bütünü bilmek lâzım. Zarurât-ı dîniyyeyi, kelâmı, akâidi, fıkhı anlamak lâzım.

İşte bu üç temel gayeyi birbirine karıştırmamak lâzım.

Evvelâ, sevap kazanmak isteyen, merhum babasına bir hediye göndermek isteyen, daraldığında anti-depresan yerine Rabbinin kelâmından şifâ uman insanın hâlini yadırgamamak lâzım. Çünkü bu tilâvetiyle ibâdet olunan kitâbullah... Onun harfi de şifâ. Sadece mânâsı değil, lâfzı da derman...

Bütün dünyaya Arapça öğretemeyiz. Ashâbın da Kur’ân’ı idrak seviyelerinin farklı farklı olduğunu biliyoruz. Fakat hemen hepsinin “sevap arzusuyla” hatim okumak iştiyakı içinde olduğunu da biliyoruz.

İkinci olarak; Kur’ân’ı sadece ölüler kitabı, sadece sevap kazandıran bir duâ mecmuası olarak görmek de doğru değil. Bunun için M. Akif kızmış da;

İnmemiştir hele Kur’ân şunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!

demiş.

Onu anlayarak okumanın; sevabı da, şuuru da, hissiyatı da, huşuu da kanatlandıracağını unutmamalıyız. Rabbimiz’in bizimle konuşmak istediğini, bize mesajlarının olduğunu unutmamalıyız. Bu yolda, şu bilgi çağında, telefonun içine binlerce kitabın sığdığı şu devirde; meal, tefsir, Kur’ân ilimleri ile meşgul olmalı, istikametli âlimlerin rehberliğinde Kur’ân’ı anlama gayretinde olmalıyız.

Üçüncü olarak; her iki gaye için yola çıkacaklar içinden, dinde tefakkuh seviyesine ulaşacak, rüsuh ve vukuf sahibi âlimler de yetişeceğini ummalıyız. Fakat her meal okuyucusunun mezhep kurmaya, din yıkmaya ve dikmeye girişmemesi için, bu gayeler ayrımını doğru oturtmalıyız. Bu risk yüzünden, Kur’ân okumaktan da kimseyi alıkoymamalıyız.

Bunun yerine;

Kur’ân’ın halk için tefsirlerini, müstakim ve ehil âlimlerce hazırlanmış, bol açıklama notlu meallerini hazırlamalıyız. Âyetlerle ilmihal bilgileri arasında bağlantıları inşâ etmeliyiz. Hazırlanan meallerde yanlış anlaşılabilecek noktaları mutlaka vuzuha kavuşturmalıyız. Akla gelebilecek sualleri cevaplandırmalıyız. Metin içi irtibatları tesis etmeliyiz. Kur’ân’ın sahih hadislerle ayrılmaz bağını göstermeliyiz.

Fakat illâ ki Kur’ân okumalıyız.


Sayı : 64
Büyük Kapak