“Kutsî, Hikmetli ve Edebî Sözler, Hattatların İlham Kaynağıdır”

Sayı : 48 / Şubat 2016, Konu Başlığı : Röportaj

İslam medeniyetinde sanat dalları daima manevi duygulardan ilham alarak zarafetin en ince örneklerini vermiştir. Bilhassa hat sanatı, kutsî ve hikmetli sözleri estetiğin zirvesi bir istifle sunarak okurların akıllarına olduğu kadar gönüllerine de nakşetme sanatıdır. Bu sayımızda ödüllü hat sanatçımızla sizler için sohbet ettik.

Fatih Özkafa kimdir? 1974 yılında Konya’da doğdu. 1996 yılında Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Lisans eğitimi esnasında, 1994 yılından itibaren Yrd. Doç. Hüseyin Öksüz’den hat sanatı dersleri almaya başladı ve 2002 yılında kendisinden “sülüs-nesih icazetnamesi” aldı. Divanî ve celi divanî yazılarını da meşk ettikten sonra ta’lik derslerine başladı. Ayrıca sülüs-nesih temeşşuku ile Mehmed Özçay’dan ve yazı müzakereleriyle Osman Özçay’dan istifade etti. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde araştırma görevlisi oldu. 2008 yılında “İstanbul Selâtin Camilerinin Kuşak Yazıları” adlı teziyle Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. Bölüm Başkan Yardımcılığı, Fakülte Kurulu üyeliği gibi idari görevler yaptı. 2009 yılında yardımcı doçent, 2013 yılında doçent unvanlarını aldı. Aynı yıl Bölüm Başkanlığına atandı.

2011, 2012, 2013 ve 2015 yılları Ramazan aylarında Birleşik Arap Emirlikleri Kültür Bakanlığı tarafından Dubai’de düzenlenen Milletlerarası Mushaf Projesi kapsamında, nesih ve sülüs-nesih hatlarıyla Kur’an-ı Kerim’in 14., 13., 11. ve 9. cüzlerini yazdı. 2004, 2010 ve 2012 yıllarında IRCICA ve ALBARAKA tarafından düzenlenen milletlerarası hat yarışmalarında ödüller aldı.

Hat sanatıyla ilgili çok sayıda kitap bölümü ve milletlerarası hakemli bilimsel dergilerde makale neşretti. Ayrıca milletlerarası muhtelif kongrelere ve sempozyumlara tebliğleriyle katıldı. Dört kişisel sergiden başka, yurt dışında ve içinde 60’tan fazla uluslararası/ulusal sergiye iştirak etti.

New York, Dubai, Abu Dhabi, İstanbul, İzmir, Ankara, Konya, Tahran, Kahire, Cezayir, Berlin gibi merkezlerden başka Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde açılan sergilere katıldı. Bazı sanatsal projelerin küratörlüğünü üstlendi. Muhtelif ebat ve muhteviyatta yaklaşık 500 hat eserinde ketebesi mevcut olup halen bilimsel ve sanatsal çalışmalarını sürdürmektedir. T.C. Cumhurbaşkanlığı, Çankaya Köşkü dahil resmi ya da özel pek çok koleksiyonda eserleri bulunmaktadır. KTO Karatay Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi’nde misafir öğretim üyesi ve Konya Büyükşehir Belediyesi sanat danışmanı olarak da görev yapmaktadır. Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi yönetim kurulu üyesi olup muhtelif edebiyat dergilerinde öyküleri de yayımlanmıştır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

Fatih bey, ilk olarak İslam tarihinde ve medeniyetinde sanat konusundan başlamak istiyorum. Sizin bu konuda katıldığınız bir sempozyumda İslam’da sanata bakışın “Sanî-i Hakiki” olan Yüce Allah'ı tanımakla ilgisinden bahsediyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Doç. Dr. Fatih Özkafa:
Sanatla ilgili olarak “niçin sanat” sorusu elbette ilk sorulması gereken sorudur. Bu sorunun cevabına dair pek çok eserin verildiği, gerek dini gerekse felsefi bakımdan sayısız tartışmanın yapıldığı malûmunuzdur. Ancak bizim burada üzerinde durmak istediğimiz husus, “Sani’-i Hakiki” kavramından hareketle bu konuya yaklaşma ihtiyacına mebnidir.
Mutlak Yaratıcı olan Allah-u Zülcelâl’in Hakiki Sanatkâr sıfatıyla meydana getirdiği her şey O’nun kudretinden izler taşımaktadır. Ancak fevkalâde inceliklerle mücehhez olan bu varlıkların sırlarına nüfûz edebilmek her insanın, hele hele alelâde hüviyetteki insanların harcı değildir tabii. El-Alîm olan Allah’ı bir nebze olsun idrak edebilmek için âlim olmak gerektir. İlim ise tek ayaklı olmayıp san’at şuuru da onun en mühim şubelerindendir.

Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim, her okunuşunda yeni bir bakış açısı kazandırabilen ve ilimde derinleştikçe insanı kendine daha çok bağlayan bir mucizedir. Büyük zatlar tarafından kaleme alınan eserlerin de benzer hususiyetler taşıması, ilhamlarını Kur’an-ı Kerim’den almasıyla mütenasiptir. Zaten hakiki ve samimi bir niyetle verilen eser haddizatında bir tefsir addedilir. Ve bizim inancımızda, okunan her kitap, Yüce Kitab’ın daha iyi anlaşılması için okunur.

Eşyaya doğru bir nazarla bakan kimse, her şeyde Hakk’ın nurunu ve tecellisini görür. O’nun güzel isimleri başta insan olmak üzere her bir varlıkta farklı tezahür nispetlerinde müşahede edilebilir. Sanatkâr hüviyetini haiz olan bir kimse ise El-Halık, El-Musavvir, El-Kadîr, El-Muktedir, El-Mübdi olan Allah’ın eşyadaki tecellisini başka bir insana nazaran çok daha farklı bir gözle telakki eder. Bu şuna benzer ki; henüz sanat talimine yeni başlayan bir talebe, meşkini hocasına bir türlü beğendiremediğini gördükçe hayret eder. Hocası bir üstadı överken de onun büyüklüğünü kavrayamaz. Ancak ne zaman ki sanatında ilerleyip belli bir seviyeye erişirse o vakit kudemadan bazılarının niçin üstad olarak tavsif edildiğini, güzelin niçin güzel olduğunu, nahoşun da neden güzel olmadığını fehmeder.

İnsan elinden çıkma olan bir işin bile şaheser mi yahut herhangi bir sanat eseri mi olduğuna karar vermek için belki bir ömrü eskitmek icap ettiği halde ilahi kudretten neş’et etmiş olan güzelliklerin idrak edilmesi için çaba sarf etmemek reva olur mu? Yani bütün kâinat Halik-ı Zü’l-Celâl’in meşheri ise ve bu âlemde nice sırlar gizli ise insanoğlunun tek bir cihetten değil gücü yettiğince farklı zaviyelerden bakarak esrar-ı ilahiyeye vukufiyet kesbetmesi icap etmektedir. Sanat dallarıyla meşgul olmak insanın duygularını hassaslaştırır, zevkini inceltir ve böylece Hakiki sanatkâra karşı hayranlığını ziyadeleştirir.

Hat sanatının İslam sanatlarının içinde haklı olarak mümtaz bir mevkii var. Bu sanatın gelişimi nasıl olmuş? Biraz bahseder misiniz?

Doç. Dr. Fatih Özkafa:
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin vahiy kâtiplerine yaptığı tavsiyeler ışığında ve ilk hattat sahabelerin açtıkları yolda yazı bir sanat hüviyeti kazanmaya başlamış ve her geçen asırda estetik bakımdan kemal seviyesine doğru adım adım yaklaşmıştır. Harf bünyeleri, ölçüler, nispetler giderek oturmuş; buna ilâveten muhtelif yazı çeşitleri ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca, yazının estetiği hiçbir dönemde gerilememiş; bilakis her dönemde yazı öncekine nazaran daha estetik bir hâle bürünmüştür. Bunda ilâhi bir iradenin tecellisi olduğu ve Kur’an-ı Kerim’i koruyan kudretin, onun yazılmasına hizmet eden hat sanatını da koruduğu aşikârdır. Dolayısıyla hat sanatı tam manasıyla bir Kur’an sanatıdır. Önceleri sanat yönü bulunmayan bir yazı olan Arap yazısı Kur’an-ı Kerim Arapça olarak nazil olunca çok büyük bir şeref kazanmış ve daha fazla itibar görmeye başlamıştır. On dört asır boyunca binlerce Müslüman hattat yetişmiş ve her bir hattat İslam yazısının daha estetik bir kimliğe bürünmesi için gücü nispetinde gayret sarf etmiştir. Bu topyekün gayretin tesiriyle ve bilhassa bazı büyük sanatkârların önemli hamleleriyle hat sanatı bütün cihanı hayran bırakacak bir estetik mahiyet kazanmıştır.

Sizin Hat sanatına ilgi duymanız nasıl oldu? Bu sahada aldığınız ödüller var. İlgi duyan genç kardeşlerimize ilham vermesi açısından bunun hikâyesinden biraz bahsedebilir misiniz?

Doç. Dr. Fatih Özkafa:
Çocukluğumdan beri güzel sanatların muhtelif şubelerine ilgi duymuşumdur. Resim yapmayı, güzel yazı yazmayı, logo, amblem tasarlamak gibi grafik sanatıyla ilgili işleri daima sevmişimdir. Ancak klasik meşk usûlüyle yani profesyonel bir eğitim almaya üniversite öğrencisi iken başlamak kısmet oldu. Kültür Bakanlığı’nın Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi bünyesinde açtığı kursta Hattat Hüseyin Öksüz tarafından verilmekte olan hat derslerine 1994 yılından itibaren rık’a meşkleriyle başlamış oldum. O tarihten itibaren her geçen gün hat sanatı hayatımın merkezine yerleşmeye başladı. Hattat Hâmid Aytaç’ın icazetli talebelerinden olan hocam Hüseyin Öksüz’den 2002 yılında sülüs ve nesih icazetnamesi almak kısmet oldu.

Daha sonra divani, celi divani ve ta’lik yazı çeşitlerini de meşk ettim. IRCICA ve ALBARAKA tarafından muhtelif senelerde düzenlenen milletlerarası hat yarışmalarında sülüs ve celî ta’lik dallarında ödüller aldım. Sanat Tarihi A.B.D.’nda doktora yaptım ve Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde araştırma görevlisi, yardımcı doçent ve doçent olarak görev yaptım. Birleşik Arap Emirlikleri Kültür Bakanlığı tarafından Ramazan aylarında Dubai’de organize edilen Milletlerarası Mushaf Projesi kapsamında, 2011 yılından 2015 yılına kadar, Kur’an-ı Kerim’in toplam dört cüzünü (80 sahife) muhakkak, sülüs ve nesih hatlarıyla yazmak nasip oldu. Ayrıca akademisyen olarak hat sanatı tarihi ve Kur’an-ı Kerim estetiği ile ilgili bilimsel araştırmalar ve yayınlar yapmaya karınca kararınca devam ediyorum.

Sanat her zaman duyguların ifadesi için kullanmıştır. İslam sanatına da manevi duyguların zarafetle ifade edilmesi ihtiyacı yön vermiştir. Hattatlara ilham veren konular genellikle nelerdir ve hat sanatında konu sınırı var mıdır?

Doç. Dr. Fatih Özkafa:
Bazıları hat sanatındaki kuralların çokluğundan dolayı sanatçının sınırlandırıldığını zannederler. Tam tersine, kuralların çokluğu bu sanatı daha zevkli hale getirmekte ve daha üst seviyedeki dimağlara, başkalarının erişemeyeceği hazlar bahşetmektedir. İşte bu yüzden hat sanatının sınırlayıcı olduğunu iddia etmek, sığ bir görüşten başka bir şey olamaz. İyi bir hattat, bu sanatın kaidelerini hazmettikten sonra sınırsız ufuklara açılabilir; her şeyden ilham alabilir ve her türlü hissiyatını hat sanatıyla dile getirebilir. Çünkü hat, çizgilerin en estetik tezahürlerini ihtiva etmekle birlikte, ifadesi, ibaresi ve anlamı da olan bir sanattır. Çoğu tasarımda mana ile istif bütünleşir ve birbirini destekler. İfadedeki belağat, anlamdaki derinlik, mahir bir hattatın eliyle adeta yeniden vücut bulur, şekle bürünür. Bir hattatın en büyük ilham kaynağı öncelikle âyetlerdir elbette. Ardından hadisler, kelam-ı kibar, şiir gibi metinler en çok müracaat edilen ve sanatkâra ilham veren kaynaklardır. Söz kutsî, hikmetli ve edebî olunca hat eseri de manevi bir kimlik kazanır. Yazana da, okuyana da, seyredene de şevk verir.

Sizin tasavvufun hat sanatına etkisi isimli bir çalışmanız da var. Sûfi hattatlar ve hat eserlerindeki tasavvufi ibarelere örnek verebilir misiniz?

Doç. Dr. Fatih Özkafa:
Tasavvuf kültürü ile hat sanatı arasında doğrudan bir ilişki olduğu âşikârdır. Bu konuya dikkat çekmek için muhtelif tebliğler sunmuştuk. Hemen bütün tasavvuf kollarının benimsediği birtakım ahlâk ve edep kaideleri vardır. Bunlar özelde bir tarikatın âdâbını teşkil ediyor olsa da, esasen İslâm dininin temel öğretilerinden çıkartılmış husûsî kurallardır. Yani bütün tasavvuf kolları, Kur’an’ın ve Sünnet’in kısmî farklılıklar gösteren birer yorumu olduğu için, özünde aynı düstûru benimsemektedir. Çünkü tasavvufun kaynağı Kur’an ve hadislerdir. Tasavvufun da nihaî hedefi, sıradan bir beşer olan kimseyi insan-ı kâmil mertebesine ulaştırmak, Peygamber ahlâkına yaklaştırmaktır. Böylece hem Hakk’ın rızası elde edilmiş olacak hem de toplumsal huzur ve düzen temin edilmiş olacaktır.

Tasavvuftaki ilâhî aşktan hareketle, “âhım aşktandır” anlamındaki “âh mine’l-‘ışk” ibaresi, “ey âşıkların sevgilisi” anlamındaki “yâ mahbûbe’l-‘âşıkîn” ibaresi, “aşk imiş her ne var ‘âlemde/ilim bir kıyl ü kal imiş ancak” beyti, şeksiz şüphesiz tam bir teslimiyete istinâden “âh teslimiyet” ibaresi, edebi sürekli hatırlatırcasına “edeb yâ hû” ibaresi, hakkındaki hükmü Allah’a havale ettiğini ifade eden “tevekkeltü ‘alâllah” ibaresi, insanların hatalarını bağışlamayı ve hoşgörmeyi öğütleyen “hoşgör” ya da “hoşgör yâ hû” ibareleri, mahviyeti temsil eden “hiç” yazıları, hat sanatında sıklıkla rastlanan ibarelerdir. Bunlara ilâveten, zikrullah, takvâ sabır, şükür, tevazu, kendini bilme, Allah korkusu gibi konularla ilgili ayet ve hadisler ile beyitler de hattatların en çok tercih ettikleri ibarelerden olmuştur.

“Allah’ı çokça zikredin” anlamındaki “vezkürullahe zikran kesîrâ” ayeti, “kalpler ancak zikrullah ile tatmîn olmaz mı?” anlamındaki “elâ bizikrillahi tatme’innü’l-kulûb” ayeti, “zikrullah kalplerin şifasıdır” anlamındaki “zikrullahi şifâu’l-kulûb” ibaresi, “eğer şükrederseniz nimetimi mutlaka arttırırım” anlamındaki “lein şekertüm leezîdenneküm” ayeti, “sabır güzeldir” anlamındaki “fesabrun cemîlün” ayeti, Hz. Peygamber’in ahlâkıyla ilgili olan “şüphesiz sen üstün bir ahlâk üzeresin” anlamındaki “ve inneke le‘alâ hulukın‘azîm” ayeti, muhtelif hat istiflerini görebileceğimiz ayetlerdendir. Ayrıca, tasavvufta birçok farklı izahı olan bir hali ifade eden “yakîn” kelimesinin geçtiği “sana yakîn gelinceye kadar Rabbine kulluk et” anlamındaki “va‘-büd rabbeke hattâ ye’tiyeke’l-yakîn” âyeti de bazı hattatlar tarafından istiflenmiştir. Tasavvufî düsturlarla ilgili daha pek çok ibareye hat sanatında yer verildiğini görmek mümkündür.

Hat sanatında bir de tarikat önderlerinin yani şeyhlerin, pîrlerin isimlerinin en güzel şekilde istif edilip yazılması geleneği vardır. Hz. Mevlânâ’nın, Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri’nin, Şâh-ı Nakşbend Hazretleri’nin ve bu silsileden gelen birçok meşâyih-i kirâmın, Şeyh Abdülkadir-i Geylânî’nin, Şeyh-i Ekber Muhyiddîn Arabî’nin, Ahmed er-Rufâî Hazretleri’nin ve daha pek çok tasavvuf erbabının isimlerini yazmak, özellikle o tarikata intisap etmiş hattatlar tarafından bir gelenek olarak kabul edilmiştir.
Bu isimler içinde, hat sanatında en çok karşılaşılanı Hz. Mevlânâ olmuştur. Mevlevîliğin sanata çok büyük önem vermesi, Mevlevî dergâhlarında muhtelif sanatların eğitiminin de verilmiş olması ve Hz. Mevlânâ’nın kucaklayıcı felsefesi buna açıkça tesir etmiştir.

Bazı tasavvufî müesseseler ve bilhassa Mevlevîlik, başta hat sanatı olmak üzere Kur’an merkezli bütün sanatlara tarih boyunca özel bir önem atfetmiş; sanatkârlığı teşvik etmiştir. Adı geçen hattatlardan birçoğu bu dergâhlarda yetişmiş; hat sanatından başka, tezhip, cilt, hakkâklık, kağıtçılık, kağıt makasçılığı, makta ustalığı gibi pek çok sanat da beraberinde gelişmiştir. Dervişlerin manevi terbiyelerinde sanatın onlara kattığı inceliğin büyük rolü olduğu şüphesizdir.

Hat sanatının talim serüveni (temeşşuk) ile müritlik âdâbı (seyr-i sülûk) arasında da birtakım benzerlikler sözkonusudur. Hüsn-i hat meşk etmek isteyen kişi öncelikle, icâzeti olan bir üstada intisap edip kendini teslim etmelidir. Nitekim tasavvuftan kültürümüze yansıyan düsturlardan biri şudur: “Bir eteğe pek yapışan, maksûda tez erer.”

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Doç. Dr. Fatih Özkafa:
Ben teşekkür ederim.


Sayı : 48
Büyük Kapak