Kıymetini Bilene Kıymet Kazandıran; Zaman Nimeti

Sayı : 53 / Temmuz 2016, Konu Başlığı : Kapak

Meşhur müfessir Fahreddin er- Razî, Asr suresinin tefsirini yazmaya hazırlanmaktadır. Asr suresinde, “Asra (zamana) andolsun ki, insan hüsranda (kayıpta)dır. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna.” Buyrulmaktadır.

Asr, Arapçada zaman demektir, bilhassa ikindi vakti gibi, sınırlı, dar bir zamanı anlatır. Hüsran ise kâr etmek için ticaret seferine çıkmış ama zarar etmiş, sermayesini kaybedip büyük bir pişmanlık yaşayan tüccarın halini anlatır. Büyük müfessir düşünmektedir, “Neden insan zaman bakımından böyle büyük bir kayıpta oluyor?”

Bu konu üzerinde düşünürken yolu çarşıya düşer. Sıcak bir yaz günüdür ve bir satıcı, “Sermayesi erimekte olan adama acıyın!” diyerek malını satmaya çalışmaktadır. Çünkü adam, dağlardaki karları örtülere sararak pazara getirip satan bir buz satıcısıdır. Sıcaktan dolayı karlar hızla erimektedir.

Fahreddin er- Razi bu manzarayı görünce birden aradığı manayı kavradığını fark eder. Buz satıcısının sermayesi, o istese de istemese de eriyip gitmektedir. Bizim de ömür sermayemiz böyle, her gün, her dakika, hatta her nefes erimekte; artık geriye gelmeyecek olan “mazi” olmaktadır.

Zaman eriyen buz gibi elimizden akıp gidiyor. Hiçbirimiz, zaman makinesine binip geriye gidemeyiz. “Dün boş zamanım vardı, değerlendirmemiştim, onu şimdi değerlendireyim,” diyemeyiz.

İnsanoğlunun en büyük servetidir, zaman. Çünkü para ile satılmaz, bir başkasından ödünç alınamaz. Mesela dünyanın en zengin adamı ölüm döşeğine düşmüş, yaşam destek ünitelerine bağlanmış, ömrünün son dakikalarını bitkisel hayat seviyesinde tüketiyor olsun. Bu adam başucuna gelen bir hemşireye dese ki, “Bütün servetimi vereyim, ömründen bir günü bana ver!” Velev ki hemşire de kabul etse bile, bunu sağlamak mümkün değildir.

Zamanın akışı tamamen Rabbimizin emriyledir; her şey O’nun takdir ettiği zamanda gerçekleşir. Bu yüzden de herkesin ömür sermayesi Allah'ın takdir ettiği kadardır, değişmez.

Üstelik zaman nimeti sanıldığından daha da kısıtlıdır. Ömrün bir kısmı bebeklik ve çocukluk devresinde geçer. Bir kısmı uykuyla, bir kısmı yemek içmek, temizlenmek, dinlenmek gibi mecburi ihtiyaçlarla harcanır. İnsanlar ya ailesinin maddi ihtiyaçları için çalışmak zorunda kalır veya ailesinin ev işlerini yapar. Enerjik ve çalışabilir olduğumuz zamanın da epeyce bir kısmı böylece harcandıktan sonra geriye az bir zaman kalır. Buna günlük dilde “boş zaman” diyoruz ve genellikle de boş işlerle harcayıp tüketiyoruz.

Birçok aklı eren kişiler, bu zamanı boşa harcamamak için adına “boş zaman” yerine “serbest zaman” demeyi tavsiye ediyorlar. Yani “mecbur olduğunuz işler dışında, istediğinizi yapabileceğiniz bir zaman parçası.”

Bu serbest zamanlar aslında hayatımızın özü demek. Diğer bütün mecburi işleri ve çalışmaları bu zamanı elde etmek için yapıyoruz. Hayatımızın gayesi her ne ise, işte o serbest zamanı, o gaye için değerlendirmeliyiz ki, hayatımızın bir anlamı olsun. Yoksa aynı rütin ve alışkanlıkların sarmalında tükenip gitmiş olmaz mıyız?

Tasavvuf büyükleri “Zaman kılıç gibidir, sen ona hâkim olmazsan o seni keser,” demişler. Zaman herkesi bir elekten geçirir. Eleğin üzerinde kalanlar zamanın kıymetini bilenlerdir.

Zamanın kıymetini bilen, değerlendiren, kendini kıymetli hale getirir. Zamanın kıymetini bilmeyen ise zamanın akıp gidişiyle tükenir gider, kıymetini yitirir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikate asırlar öncesinden işaret etmiş:

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.”(Buhârî, Rikâk, 1) buyuruyor.

Hadis-i şerifte zaman değil de, “ferağ” yani mecburi işlerden boşaldığın, serbest kaldığın zaman kavramının kullanılmış olması çok önemli. Çünkü insanın her zamanı “serbest zaman” değildir.

Hasbelkader bazen insanın başına öyle dertler gelir, öyle yükler yüklenir ki; o zamana kadar ertelediği işleri, ibadetleri, hayır hasenatı, hizmetleri artık istese de yapamaz. Bu sebeple bugün, şimdi, bir şeyler yapmaya müsait olan zaman bizimdir; sonraki zamanların ise bizim olup olmadığı henüz belli değildir.

Çağımızda çoğu insan elindeki serbest zamanının kıymetini bilmiyor. Çoğu zaman da bütün gününün parsellendiğini, mecburi işlerin onu yorup tükettiğini, başka bir şey yapamayacağını sanıyor. Oysa istenirse küçük zaman parçalarında bile bir şeyler yapmak mümkün.

Hangi İnsan Değerlidir?

Bir düşünür, “Allah'ın insanlara en adaletli dağıttığı nimet, zamandır” demiş. Herkesin yılda üç yüz altmış beş günü, günde yirmi dört saati var, öyle değil mi?

Aklı eren kişiler demişler ki, “İster akıllı, ister ahmak olsun, her insanın günde yirmi dört saati vardır, bu değişmez. Bunun bir kısmı, çeşitli ihtiyaçlarla mecburen harcanır, bu da pek fazla değişmez. Sadece serbest zamanların nasıl değerlendirildiği değişir. İşte insanlar arasındaki en önemli değer farkı da buradan kaynaklanır.”

Örnek olarak, iki insan düşünün, biri çok önemli işlerinden birini bitirip diğerine koşuyor. Yola çıkarken de “Uçakta birkaç saat boş vaktim olacak, o zaman okurum,” diye yanına kitap alıyor.

Diğerinin ise basit bir işi var. Günün çoğunda tezgâhın başında müşteri bekliyor veya ev işlerini bitirip akşam olmasını bekliyor. Beklerken de can sıkıntısından televizyon kanalları arasında geziniyor, cep telefonunu eline alıp şöyle bir sanal âleme göz atıyor. Ve çoğu zaman bu insanlara “En son hangi kitabı okudunuz?” diye sorduğunuz zaman, kitap okumaya zamanı olmadığını söylüyor.

İşte insanlar arasındaki değer farkı, zamana bakışlarındaki bu farktan kaynaklanıyor. Biri için zaman sınırsız bir kaynak gibi, sanki harcamakla tükenmiyor, nasıl değerlendirildiğinin de bir önemi yok, tüketmekten başka bir işe yaramıyor… Diğeri için ise bir avuç altın gibi, her birini planlayıp yerli yerince harcayıp değerlendirmesi gerektiğini düşünüyor ve her anını daha yüksek seviyeli bir hayat için kendini geliştirmeye harcıyor.

Özellikle kitap okumaktan bahsettim, çünkü kitap okumak bir insanın sadece o andaki boş vaktini değerlendirmez; doğru seçilmiş kitaplar bütün zamanlarını değerli hâle getirme yolunu gösterebilir. Belki de o kitaptan aldığı ilhamla, bilgiyle, ilimle, feyzle kişinin hayata bakışı değişecek veya bir dirilik kazanacaktır.

Nasıl ki bir insan kendi mesleğine dair yeniliklerden haberdar olmak için kitaplar okusa, işini geliştirir, başkalarından önde olur, kaynaklarını daha verimli kullanır ve daha az hata yapar. Bunun gibi ahiret yolcusu, kulluk sanatkârı bir insan da manevi içerikli, hikmetli, ilmî kitaplar okursa o kitaplardan alacağı ibretle ve basiretle hayatını nasıl daha iyi değerlendirebileceğini öğrenir. Böylece kısa zamanda daha büyük mesafeler kat edebilmesi mümkün olur.

Her zaman duyduğumuz bir söz vardır: “Allah'ın ilk emri oku!”

Bunun üzerinde ne kadar düşünüyoruz?

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin risaleti toplamda yirmi üç seneydi ve bunun on üç senesi Mekke devrinde geçti. Bu dönemde Peygamberimizin yaptığı en önemli faaliyet, okumaktı. Hem kendi kendine okudu, uzun uzun namaz kılıp Kuran ayetlerini okudu. Hem küçük cemaatine, müminlere okudu, okuttu, şuurlandırdı, yetiştirdi.

Kuran-ı Kerim okumak ashab-ı kiramın hayata bakışını değiştirdi. Ayetler onlara dünya hayatının gerçek mahiyetini öğretti. Hayatın faniliğini ama sonsuz bir hayat için verilmiş bir sermaye olduğunu iyice benliklerine yerleştirince daha sonra gereği gibi amel etmek zor olmadı.

Okumak onların hayatlarını değiştirdi. Bizimkini neden değiştirmesin?

Ne yazık ki günümüzde okumak çoğu insan için temel bir ihtiyaç olarak görülmüyor. Hâlbuki maddî bedenimizin sağlığı için vitaminli gıdalar almak nasıl ihtiyaçsa aklımızın, ruhumuzun, kalbimizin sağlıklı gelişimi için de onları faydalı okumalarla beslememiz bir ihtiyaç. Manevi hayatımız için ilmin yanında ayrıca ibadet, sohbet, hizmet, feyz ve himmet vitaminlerine daima muhtacız. Bunun için kısıtlı olan zaman kaynağını dakikası dakikasına verimli bir şekilde değerlendirmeliyiz.

Tazelenmeye İhtiyacımız Var

Son zamanlarda gündemimize giren bir kavram var: Rekreasyon. Manası yaklaşık olarak tazelenme; yeniden dirilme, yenilenme demek. Kullanıldığı alan ise, kişilerin boş zamanlarını iyi değerlendirmesi, böylece yorgunluk ve tükenmişlik duygusundan kurtulup yeniden güç toplayabilmesi için yapılan hobiler, egzersizler, okumalar, terapiler ve benzeri faaliyetler manasına geliyor.

Bilhassa hayatın kıymetini iyi bilen insanlar boş zamanlara sadece dinlenip rahatlama anları gözüyle bakmıyor, ruhun ve aklın gerçekten dinlendiği, tazelendiği özel uğraşlar ediniyor. Fani dünya hayatını kaliteli şekilde yaşama derdinde olan batılılar boş vakitlerini böyle değerlendirirken ebedî hayata inanan bizlerin vakitlerini boşa harcaması ne tuhaf!

Neden böyle gafil davranıyoruz? Bilmediğimiz için mi? Elbette değil, ama hepimizin zaman zaman tazelenmeye, kendimizi ihya etmeye ihtiyacımız var.

Bilhassa biz tasavvuf ehli için, Allah'ın razı olduğu, beğendiği bir kul olma yolunun yolcuları için her anımızı, değişim, gelişim, tazelenmeliyiz, şevklenme, gayrete gelme vesileleriyle ihya etmeliyiz.

Allah-u Zülcelâl Peygamber Efendimize; “Bir işi bitirince diğerine koyul.” (İnşirâh, 7) buyurarak, zamanının her anını bir hayırlı işle değerlendirmesini emretmiş.

Zamanı değerlendirmek, hayatımızdaki her şeyi de değerlendirmek demektir aslında. Çünkü insan bu dünyada neye sahipse hepsine “bir süreliğine” sahiptir. Gençliğe, güce, kuvvete, akla, imkanlara, dostlara…

Bu yüzden zamanını değerlendiren, bir süreliğine sahip olduğu her şeyi, bütün imkanlarını da değerlendirmiş olacaktır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de öyle buyuruyor:

“Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini iyi bil; ölümden önce hayatın, meşguliyetten önce boş zamanın, yokluktan önce varlığın, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve hastalıktan önce sağlığın.” (Hakim, el-Müstedrek, IV, 341)

Öyleyse gelin bu yaz kendimize bir tazelenme programı belirleyelim. Tatil rehavetine kendimizi kaptırmayalım. Kitap okuyarak aklımızı, sohbetlere katılarak ruhumuzu besleyelim, kendimizi yetiştirelim.

Elbette dinlenmeye de ihtiyacımız var. Ama Ramazan ayına veda ettiğimiz şu günlerde, bu ayın manevi kazançlarını heba etmemek, kullukta bir derece elde ettiysek bunu muhafaza edip daha da ileriye götürmek için kendimize yatırım yapalım.


Sayı : 53
Büyük Kapak