Kızıma Mektup

Sayı : 7 / Eylül 2012, Konu Başlığı : Goncagül

“Kızım;

Biliyorum başucunda bu mektubu bulunca çok şaşıracaksın. Babanın sana mektup yazmasını yadırgayacaksın.”


Elif gerçekten de çok şaşırmıştı. Aynı evde yaşadıkları hâlde babası ona mektup mu yazmıştı? Ne yazmıştı acaba? Okula geç kalmamak için, sadece ilk paragrafa göz atabildi:

“Bu mektubu yazmamın sebebi son zamanlarda bizi dinlemek konusunda gösterdiğin isteksizlik. Bu hâlin benim de konuşma isteğimi kırıyor; çünkü bir kabalık edersin de hiç istemediğim hâlde sana karşı sert davranırım diye çekiniyorum. Bu yüzden ben de bazı düşüncelerimi mektupla ifade etmeye karar verdim.”

Elif; babasının onunla iletişime geçmek için mektup yazmasından çok etkilenmişti. Aslında babası az konuşan, daha çok anlatılanları dinleyen biriydi. Kimseyle münakaşa etmez, sükûnetini muhafaza ederdi. Doğrusu Elif babasının onunla konuşmak istediğini hiç bilmiyordu.

Mektubun devamını çok merak ediyordu. Ancak zamanı yoktu. Bir an önce hazırlanması gerekiyordu; servisi neredeyse gelmek üzereydi. Mektubu çantasına koydu. Aceleyle bir yandan kitaplarını çantasına sokuyor, bir yandan giyiniyordu.

“Hay aksi!” Okul gömleğinin düğmeleri kapanmıyordu bir türlü! Ne olacak şimdi. Hay beceriksiz terzi! İşin doğrusu okul gömleğini annesinden gizli terziye daralttırmıştı. Okuldaki pek çok kız böyle yapmıştı; yapmayanlar da hor görülüyordu. Ancak terziye ölçü aldırırken aç mıydı; yoksa karnını içine mi çekmişti ne… İşte şimdi üzerine olmuyordu.
“Ne olacak şimdi? Anneme geçen ay bol gelen gömleğin şimdi dar gelmesini nasıl açıklayacağım?”

Ağlamaklıydı ama öte yandan bunları düşünecek zamanı yoktu şimdi. Aceleyle evden çıktı. Yol boyunca babasının mektubunu düşündü.

“Nasihatler ha baba!… bakalım tahmin ettiğim şeyler mi? Giyim kuşamım, davranışlarım, arkadaşlarım hakkında eleştirilerdir, büyük ihtimalle…” diye düşünmeden edemedi.
Biraz ön yargılı bir şekilde tekrar açtı mektubu. Hemen ikinci paragrafa atladı gözleri:

“Kızım; belki sen bilmiyorsun ama ben seni daha iyi anlamak için çaba içindeyim. Ergenlik çağının ruh hâlini daha iyi anlamak için yol gösteren kitaplar okuyorum. Bu çağda nasıl bir kimlik bunalımı yaşadığınızı okuyorum. Kimliğinizi inşa etmek adına; arkadaş çevresinin kabulüne ne kadar ihtiyaç duyduğunuzu daha iyi anlamaya başladım.”

Elif çok duygulanmıştı ama okumasını kesmek zorunda kalmıştı. Çünkü sınıfın en baskın karakterli kızı omuzları üstünden mektuba bakmaya çalışıyordu. Aceleyle mektubu cebine soktu.

Kız Elif’in bu hareketine bozulmuştu ama belli etmedi. Onun yerine yan gözle gömleğine bakmaya başladı. İşte yine akıl hocalığı yapmaya başlamıştı.
–Kızım, o gömleğin hâli ne? Geçen seneden mi kaldı; yoksa kardeşinden mi?

Bu kızın huyu böyleydi. Kendini çok beğenir, herkesin canını sıkacak laflar ederdi. Elif karnını içeri çekip, düğmesini iliklerken kekeledi:
–Yok ya!… Terzinin işi işte…

Ancak bu açıklama servisteki diğer kızların da başına toplanıp kendisini incelemelerine, bilgiçlikle eleştirmelerine engel olamamıştı. En yakın arkadaşlarının bile:

“–Kızım ya, saf mısın nesin! Neden o terziye gittin!” türünden akıl veren tavırları onu utandırmıştı. Yüzü kızarırken boğazında hıçkırıklar düğümlendi. Allahtan servis okul bahçesine girmişti de aralarından sıyrılıp kendisini dışarı attı.

Neden arkadaşlarının görüşleri onu bu kadar etkiliyordu? Neden böyle kötü duygular yaşıyordu? Cebinden mektubu çıkardı. Babasının el yazısı bir nebze içini ısıtmıştı sanki.

“Canım kızım…
Önce şunu hiç unutma ki, insanlara kendini beğendirme isteğin fıtratında bulunan tabiî, hatta iyi bir özellikten geliyor. İnsanoğlu mükemmel bir varlık değil. Ama gelişmeye, olgunlaşmaya, mükemmelleşmeye elverişli bir şekilde yaratılmış. Kemale ermesi için de; çaba göstermesi gerek. İşte bu nedenle Allah Teâlâ insanın yapısına “kulluk etme” duygusu koymuş. Kendini beğendirme isteğinin temeli de bu kulluk duygusundan geliyor. Yaratılış icabı her insan kulluk eder. Ama birçok kişi ne yazık ki, kendisi gibi kula kulluk eder de kendisini yaratanı unutur! Sen sakın bunlardan olma!”


Elif şaşırmıştı; hiç böyle düşünmemişti. «Demek ben kendimi beğendirmek istediğim kişilere bir çeşit kulluk ediyorum öyle mi?»

“Kızım biz müminler yalnız Allah’a kulluk ederiz. Allah’ın beğendiği işleri yapar, onun yardımını umarız. O da bizi ebediyete uzanan kemal yolculuğumuzda hâlden hâle çevirerek olgunlaştırır. Çünkü Allah azze ve celle bizi beğenmek için çok sade, çelişkisiz, faydalı ve hikmetli şeyler istiyor. Hem bizden istediği her şey; itidalli, olgun ve iyi olmamıza, yani kemale ermemize yardımcı olan şeyler.

Kendini kullara beğendirme çabası ise; sonsuz bir hüsrandır. Her şeyden önce kullar acımasızdır, adaletsizdir, kararsızdır, dengesizdir. İstekleri gereksiz, hikmetsiz, yararsız; hatta ifrat ve çirkin şeylerdir. Kullar için kendini yontan sonunda tükenir gider de yine kendini beğendiremez.”


Elif şaşkınlık içindeydi. Sanki babası bugünlerde yaşadıklarını biliyor gibi yazmıştı. Okumaya devam etti:

“Üstelik insanlar seni beğenseler ne olacak ki? Ne verebilirler ki sana? Bu nedenle kullara kulluk etmeyi bırak, Allah’a kulluk et. Allah’a kulluk etmek bizi başkalarına kulluk etmekten kurtarır.

Sevgili Elif’im; babanın mektubu burada bitiyor; ama sen istersen yine yazışabiliriz. Son sözüm şudur ki; ümitsizliğe kapılma, hep dua et ve bizimle dertleşmekten, yardım istemekten çekinme. Dualarım seninle kızım… Baban.”


Elif; bu son satırları da okuduktan sonra tamamen huzurla dolmuştu. Artık ne kalbi sıkışıyor, ne panik hissediyordu. Aksine; gayet rahat, başı dik ve kendinden emin bir şekilde sınıfına girdi ve geçip yerine oturdu.

Yaşadıkları bir dersti nihayet, bundan sonra arkadaşlarını seçerken dikkat etmesi gereken hususlara dair bir ders…


Sayı : 7
Büyük Kapak