İlim Öğrenmek Kadın Erkek Her Müslüman’a Farzdır

Sayı : 7 / Eylül 2012, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

İslam âleminin bugünkü durumuna düşme sebeplerini incelediğimizde fark edeceğimiz ilk husus; Müslümanların birçok konuda dosdoğru yoldan uzaklaşıp, ifrat ve tefrit noktalarına savrulmuş oldukları gerçeğidir. Bu konuların başında da “İslam’da kadının (erkeğe nispetle) durumu” gelir.

Yalnız Müslüman erkeklerin kadına bakışı değil, Müslüman kadınların da kendilerine bakışı, çoğu zaman iki aşırı uçtan birine kaymaktadır. Kadınlarımız ya “biz erkekler gibi değiliz, onlar gibi olamayız” diyerek, tüketim ve dedikodudan ibaret çok düşük seviyeli bir hayat tarzına sıkışmakta yahut batının telkin ettiği “erkeklerle eşitlik iddia etme” davasından etkilenip, onlarla boy ölçüşmeye kalkışmaktadır.

Ne gariptir ki her iki aşırı uca savrulanlar da, farkında olmadan, kadının dünyevileşmesine hizmet etmektedirler. Böylece insanlığın yarısını oluşturan ve geleceğin mimarı kadınlar; hem dünyaya düşkünlüğün bir sembolü, hem de dünya hayatının bir metaı haline gelmektedirler.

Oysa Müslüman kadının örneği olması gereken Peygamber Efendimizin hanımları, ilim, hizmet ve fazilet önderi olma hususunda erkeklerden geri kalmazdı. Ancak onlar erkeklerle boy ölçüşmek adına değil, sadece Rablerinin vaad ettiği mükâfatlara kavuşmak için çabalıyorlardı.

Çünkü Allah-u Zülcelâl hazretleri, kadınla erkeğin arasında kul olmak bakımından bir fark olmadığını şöyle beyan buyuruyor:

“Onların Rabbi de dualarına şöyle icabet buyurdu: “Sizden gerek erkek, gerek kadın olsun, hayır işleyen hiçbir kimsenin çalışmasını zayi etmem. Çünkü siz birbirinizdensiniz” (Âl-i İmran, 195)

Yine bir ayeti kerimede:
“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah´ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab, 33:35) buyrularak, aynı amellerin kadın veya erkek tarafından işlenmesi arasında bir fark olmayacağı, hepsinin mükafata nail olacağı te’kit edilmiştir.

Peygamber Efendimiz de bir hadis-i şerifinde, kulluk vazifesi olan ameller hususunda kadınla erkeğin aynı olduğunu şöyle beyan etmiştir:

"Kadınlara Cuma Namazı, Cenaze Namazı ve bir de Cihad hariç, erkeklere farz olanların hepsi farz kılınmıştır" (Abdurrahman Münavi-Feyz-ül Kadir Cilt: 4 Sahife: 320)

Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam, “En yakınlarını uyar” mealindeki ayet nazil olunca akrabalarını Allah'a kulluğa çağırmış, bu sırada kızı Fatıma ve halası Safiyye başta olmak üzere ailesindeki hanımları da ikaz etmişti. "Ey Allah Resûlü'nün halası Safiyye! Ey kızım Fatıma (nefsini Allah'tan satın almaya bak; zira) ahirette senin adına da bir şey yapamam!" (Buhari, Vesâyâ, 11)

Demek ki kadınlarla erkekler arasındaki görev farklılığı, dünya hayatının şartları gereğidir. Peygamber efendimiz kızı Hz. Fatıma’yı ev işleriyle, damadı Hz. Ali’yi de nafakayı teminle sorumlu tutmuştur. Erkekler cihad etmekle ve çeşitli sosyal vazifelerle mesul tutulmuş, kadınlar ise topluma, evlerinde çalışarak katkıda bulunmaya teşvik edilmişlerdir.

Nitekim o dönemde sahabe hanımlarının birçoğu gibi Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin halakızı ve hanımı olan Hz. Zeynep’in de, evinin yanındaki atölyesinde deri işlemeciliği ile meşgul olarak, bunun geliriyle hayır yaptığını biliyoruz. Çünkü Peygamber efendimiz hanımları da hayır yapmaya teşvik ediyordu.

Allah Resûlü aleyhisselatu vesselam bir gün Bilal radıyallahu anhı da yanına alarak, kadınlara vaaz vermek üzere çıktı. Kadınlara sadakanın faziletlerini anlatarak sadaka vermelerini istedi. Kadınlar küpelerini ve yüzüklerini sadaka olarak ortaya atmaya başladılar. Bilal de bunları alıp elbisesinde topladı. (Buhari, İlim 32)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin kadınlara zekat ve sadakayı emretmesinden de anlıyoruz ki, kadınlar gelir elde edebildikleri zaman hayır yapmaktan mesul tutulmuşlardı. Yine Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin kadınları hacca gitmeye teşvik ettiği de bilinmektedir.

Hz. Âişe:
-Ey Allah’ın Resûlü! Bize göre cihad en faziletli ameldir. Biz kadınlar cihad edemez miyiz? demiş. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de:
-“Hayır! Siz kadınlar için en faziletli cihad, mebrûr hacdır.” buyurmuştur.(Buhari, Hac 4) Bu örnekler çoğaltılabilir.

İlimsiz Amel Olmaz

Elbette kadınların amellerden sorumlu tutulmaları, onların bu amelleri ifa etmeleri için lüzumlu ilimlerle donanmalarını da gerekli kılıyordu. Çünkü ilimsiz amel olmaz. Bu sebepten Allah Resûlü kendi devrinde kadın ve kızların dinlerini öğrenmelerini teşvik etmiştir: “İlim öğrenmek kadın erkek her Müslümana farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17)

Sahabe hanımları da bu teşvik doğrultusunda ilim öğrenmeye koşmuşlardır. Peygamber efendimiz de kadınlara ilim öğretmeye önem verirdi. “Kur’ân Rasulullah’a indiği zaman, O önce onu erkeklere sonra da kadınlara okurdu.” (İbn İshak, Sire, 128 )

Sahabe hanımlarından Bukayra’dan yapılan bir rivayette geçen, “Suffetün Nisa” ifadesi de, mescidin müştemilatında kadınlara mahsus bir mekanın olduğunu göstermektedir. Hem hadisten anlaşıldığı kadarıyla bu mekan, Peygamberi hutbe verirken görmeye imkan veriyordu: “Ben kadınlar suffasında oturmuşken Rasulullah'ı (s.a.v) sağ eliyle işaret ederek hutbe verirken gördüm” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.7, s. 523)

Sahabe hanımları ilk dönemlerde mescide, cemaate gelir, hutbe ve vaazları dinlerlerdi. Ancak cemaatin kalabalıklaşması üzerine izdiham oluşunca kendilerine ayrı bir günün tahsis edilmesini istediler.

Peygamberimize gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü, erkekler Sizi dinleyip Sizden istifade etme konusunda bizi geçtiler. Bize de müstakil bir gün ayırsanız!” dediler. Allah Resûlü, bunun üzerine onlara bir gün ayırarak nasihat etmiş ve sorularına cevap vermiştir. (Buhari, İlim 36)

Bunun yanında sahabe hanımlarının en büyük öğretmenleri, Peygamberimizin hanımları idi. Zaten Allah Resulünün evi, mescide bitişik hücrelerden ibaretti. Sanki hanımlarının ve ehlibeytinin evleri, bir medresenin odacıklarını andırıyordu. Peygamber ailesi de bu medresenin hem talebesi hem muallimiydi.

Hanım Muallimeler

Allah Resûlü’nün hanımları arasında ilme düşkünlüğü ile bilinenlerin en başında Hazreti Aişe radıyallahuanha annemiz gelir. O, babasının ilk Müslümanlardan olması sayesinde İslam tarihini bidayetinden beri iyi bilirdi. Hem babasının cemiyette muteber bir insan ve görgülü bir tüccar olması sayesinde zengin bir kültür atmosferinde yetişmişti. Bu da onu şahit olduğu hadiselere karşı ilgili ve olayları anlamak konusunda yetenekli hale getiriyordu.

Hz. Ebu Bekir İslam’dan önceki geçerli ilimlere meraklı idi ve evinde edebiyat toplantıları tertiplerdi. Bu da Hz. Aişe’nin, lafızların delaletini doğru bir şekilde anlama hususunda birikimli olmasına katkı sağlamış olmalıdır. Hepsinden önemlisi Peygamber efendimizin bizzat kendisi, Hz. Aişe’yle nikâhlandığı ilk günden itibaren onun, ilim irfan tahsil etmesine büyük önem vermişti. Birçok hadiselere vakıf olması için seferlere yanında götürmüştü.

Kendisi hakkında: “bilmediği bir konuyu duyduğunda, onu iyice anlayıncaya kadar sormaya devam ederdi.” (Buhari, ilim, 36) buyrulması, Hz. Aişe’nin hususi merak ve gayretini de işaret etmektedir. Hz. Aişe’nin ilim öğrenmekteki bu gayreti hiçbir zaman engellenmemiş, aksine her zaman takdir görmüştür. Öyle ki, o sadece hanımların değil erkeklerin de ilim için baş vurduğu bir muallime olmuştur.

Hazreti Ömer ve Hazreti Osman, hilafetleri döneminde, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin sünnetine dair soruları için Hazreti Âişe radıyallahu anhaya elçiler gönderirlerdi. Ebu Musa el Eşari anlatıyor: “Allah Resûlü’nün arkadaşları olarak ne zaman bir hadîsi anlamada problem yaşasak, hemen Âişe’ye sorardık. Kendisi bize o konuda mutlaka bir bilgi sunardı.” (Tirmizi, Menakıb, 62)

Hz. Aişe annemiz hem zekâsı, hem de gençlik çağını Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin hane-i saadetlerinde geçirmiş olması sayesinde; sadece ilim okumamış, amel ederek ve hayata nasıl geçirileceğini bizzat Peygamberin hayatında müşahade ederek öğrenmişti.

Bu sebeple Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin aile hayatını, günlük ibadetlerini ve Siyer-i Nebiyi iyice bilmeyen sahabelerin eksik veya yanlış anladığı hadisleri de doğrusuyla açıklıyordu. İmam Zerkeşî, el-İcabe adlı eserinde bu hususta örnekler zikretmiştir. Hazreti Aişe kendi zamanının tıp gibi farklı ilim dalında da bilgiliydi. (Müsned, 6/67)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin bir diğer hanımı, Hz. Ömer’in kızı Hz. Hafsa annemiz de akıllı, hitabet sahibi bir hanımdı. Babası Hazreti Ömer’in vefatından sonra yaptığı hitabeti kitaplara geçmiştir. (A’lâmü’n Nisa, 1/275)

Hz. Hafsa radıyallahu anhanın bir özelliği de Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin isteğiyle hüsn-ü hattı da öğrenmiş olmasıdır. (İbn-i Hacer, T. Tehzib, 12/457)

Peygamber efendimizden 60 hadis rivayet eden Hz. Hafsa, kardeşi Abdullah b. Ömer, yeğeni Hamza, kadın hizmetçisi Safiye, Harise b. Vehb, Ümmü Mübeşşir gibi sahabilerin hadis ilminde yetişmelerine katkıda bulunmuştur. Onun yetiştirdiği hadis muallimesi hanımlar, kendilerinden sonraki kadın erkek Müslümanların yetişmesine hizmet etmişlerdir.

Hz. Ümmü Seleme ise daha çok, küçük çocukların eğitimiyle meşgul olan bir annemizdi. İbn-i Hazm, Cevâmiu’s Sire adlı kitabında ilim öğrenip öğreten birçok hanım sahabenin isimlerini sayar. Bu hanımlar, hem kadın ve aile ile alakalı hükümlerin öğrenilmesini sağlamışlardır, hem de kendilerine yapılan tavsiyeleri ümmetin hanımlarına aktarmışlardır.

İlim Dünyasında Hanımlar

Sahabenin ardından tabiinden de pek çok kadın âlim yetişmiştir. İlim tedrisatı uzun zaman camilerde ve evlerde devam ettiği için, kadınlar da tabi olarak bunun bir parçası olmuşlardır. Daha sonraki devirlerde medreseler kurulunca dini ilimlerde uzmanlaşarak fetva vermek, bu medreselerden yetişen erkeklerin vazifesi olmuştur.

Ekseriyetle devletin ihtiyaç duyduğu kadı, müderris ve benzeri vazifeler için yetişen bu âlimlerin yanında, yine evlerde ve camilerde ilim okuyanlar olmaya devam etmiştir. Âlimlerden birçoğunun bilhassa kendi kızlarına ve kız kardeşlerine ilim öğrettikleri bilinir. Yine birçok meşhur âlim de ilk eğitimini annesinden, teyze, hala gibi kadın akrabalarından aldıklarını açıklamışlardır.

Tasavvuf yolu da hanımların ilim, irfan ve fazilet sahibi olarak yetişmelerine katkı sağlamıştır. Rabiatül Adeviye, Seyyidet Nefise gibi nice Evliya hanım yetişmiştir.

Hem dini ilimlerde yetişmiş, hem de kerametleri görülen bir evliya olan Seyyidet Nefise, Hazret-i Ali’nin dördüncü göbekten torunudur. Tefsir, hadis ve başka ilimlerde âlime olan Seyyidet Nefise Kur’ân-ı kerîm ve hadis hafızıydı. İmâm-ı Şâfiî hazretleri onun meclisine gider, ondan hadîs-i şerîf dinlerdi.

Daha sonraki asırlarda kadınların, ilim dallarında uzmanlık yapma konusunda, erkekler gibi ilerleme göstermedikleri malumdur. Bunun sebebi ilim öğrenmekteki maksadın değişip, giderek ilmin “memuriyet elde etmeye” alet edilmesidir. Bu anlayış sebebiyle kadınlar resmi tedrisattan dışlanmışlardır.

Ayrıca ilim dünyasında fırkaların teşekkülü ve cepheleşmeler de ilmi faaliyetlerin bir mücadele haline dönüşmesine sebep olmuştur. Bazı âlimler zindanlara atılmış, bazıları mihne denilen eziyetlere maruz kalmıştır. Bunların da etkisiyle kadınlar ilim mücadelelerinden uzaklaşmış, ama tasavvuf gibi halk eğitimine yönelik faaliyetlerin içinde her zaman var olmuşlardır.

Yakın zamanlarda yetişen âlimler arasında da hafızlığını annesinde tamamlayanlar vardır. Bu muhterem annelerden sadece birini örnek vermek istersek, Mahmut Efendi ismiyle tanınan Mahmut Ustaosmanoğlunun validesi Fatıma hanımı örnek vermek yeter. Mahmut Efendi altı yaşındayken hafızlığını, annesi Fâtıma Hanımın önünde tamamlamıştı.

Günümüzde de birçok Müslüman Hanım, isimsiz kahramanlar olarak ilmi hizmetlere devam etmektedirler. Allah cümlemize onlardan olmayı nasip etsin.


Sayı : 7
Büyük Kapak