İlmin Başı Nedir?

Sayı : 41 / Temmuz 2015, Konu Başlığı : Masal Annesi

Bir zamanlar Hüseyin isminde bir delikanlı vardı. Babası âlimlere saygı gösteren, hali vakti yerinde bir çiftçiydi. Evlenme çağı gelince babası ona tanıdıkları bildikleri iyi bir kızcağızı istedi, düğün dernek yapıp evlendirdi.

Düğüne çağrılan hoca efendiler ahaliye güzelce sohbet edince, Hüseyin’in içine ilim aşkı düştü. Öyle ki düğünden bir hafta sonra gencecik hanımını bırakıp ilim öğrenmek için uzak bir şehirdeki medreseye vardı. Hafızlıktan başlayarak, Arapça, fıkıh, hadis, tefsir gibi bütün ilimleri birbiri ardınca okudu, medresenin sayılı müderrislerinden biri oldu.

İlim öğrenmek onun için öyle büyük bir sevda olmuştu ki, köyünden ayrılalı yirmi beş yıl geçmiş olmasına rağmen, geri dönmeyi düşünmemiş, hatta hiç arayıp sormamıştı. Bir gün memleketine gitmeye karar verdi.

Uzun bir yolculuktan sonra, kendi köyüne birkaç saat uzaklıktaki bir köye ulaştı. Hava karardığı için geceyi orada geçirmeyi düşündü. Köyün camiine gittiğinde herkes, “Büyük bir alim köyümüze gelmiş.” diye başına toplanarak çeşitli sorular sordu. Hüseyin hoca soruları cevapladıktan sonra, tam istirahate çekileceği sırada köylüler arasından yaşlı kişi gelip:

- Hoca efendi, madem yirmi beş sene ilim öğrenmişsin, benim soracağım soruya da cevap verebilir misin? dedi. Hüseyin hoca efendi:

- Sor bakalım, deyince yaşlı adam kısa bir soru sordu:

- İlmin başı nedir?

Hüseyin hoca,

- Tabi ki ilmin başı Besmele'dir, dedi.

Yaşlı köylü manalı bir şekilde,

- Hayır ben onu sormuyorum. Dedi.

- Fatiha’dır.

- Hayır, onu da sormuyorum.

Hüseyin Hoca bu yaşlı kişinin farklı bir maksadı olduğunu anlamıştı.

- Peki neymiş o vakit? Diye sordu. Yaşlı adam gülümseyerek,

- Sen bunca yıl okumuşsun öğrenememişsin de, ben sana böyle bir akşamda nasıl öğreteyim? Yanımda bir sene kalıp hizmet edersen öğretirim, dedi.

Hüseyin hoca kendi kendine düşündü, “Madem ilim öğrenmek için yirmi beş yılımı vermişim, bir yılımı daha veririm, ilmin başı neymiş öğrenirim,” dedi.

- Pekala, kabul ediyorum, diyerek yaşlı adamın arkasına düştü, evine gitti.

Tam bir yıl yaşlı adam ne iş verirse yaptı. Zaman zaman nefsi, “Sen bu kadar okudun, müderris oldun. Bu köylünün hizmetini görmek sana yakışır mı?” diyordu.

Ancak Hüseyin hoca gerçek bir ilim aşığıydı, “Hayır, ilmin başını öğrenmem lazım. Bir yıl değil kırk yıl da hizmet etmem gerekse yine öğreneceğim” deyip dişini sıkıyordu.

Sonunda bir yıl dolmuştu. Hüseyin hoca, yaşlı adamın karşısına geçti;

- Eee, neymiş bakalım ilmin başı? Dedi.

Yaşlı adam, sakince;

- Evlat, ilmin başı sabırdır, dedi.

Hüseyin hoca bunu duyunca biraz bozulmuştu. Kendisi sabrın önemi hakkında bir sürü ayet ve hadis bilirdi. Bunun için mi bir sene hizmet etmişti yani? İçi öfkeyle dolmuştu. İleri geri konuştu. Yaşlı adam ise ona;

- Hocam, sen sabrı ilim olarak biliyorsun ama sabretmesini bilmiyorsun. Sabretmeyi öğrenmen için bu bir sene dişini sıkman gerekiyordu, dedi.

Hüseyin Hoca “Her neyse olan oldu artık, daha fazla vakit kaybetmeyeyim,” diyerek yeniden yola koyuldu. Ertesi gün akşam namazı sıralarında kendi köyüne vardı.

Aradan geçen yıllarda köyünde tanıdığı bildiği kişilerin çoğu vefat etmişti. Kendi evlerine varınca da ortalığı tenha gördü. Kapıyı çalmadan evvel arka tarafa dolaşıp pencereden içeri baktı. İçerde hanımını gördü. Fakat yanında bir delikanlı vardı. Hem de dizine yatmıştı, hanımı da o delikanlının saçlarını okşuyordu.

Bu manzarayı gören Hocanın aklı başından gitti. Birden eli yolculuk için yanına aldığı ok ve yayına gitti. Şuracıkta ikisini de öldürüp buralardan çekip gitmek istedi. Tam nişan aldığı sırada birden yaşlı köylünün sözü geldi aklına. “Sen sabrı ilim olarak biliyorsun ama sabretmeyi bilmiyorsun” demişti.

“Madem sabretmeyi öğrenmek için bir sene hizmet ettik, öyleyse bildiğimizi uygulayalım,” dedi. Okunu geri koyup, köyün camisine doğru yürüdü. Cemaat akşam namazı için toplanmıştı. Az sonra da genç bir imam efendi geçip güzel bir kıraatle namaz kıldırdı.

Hüseyin hoca bir baktı ki bu imam, hanımının dizinde gördüğü delikanlıydı.

Hüseyin hoca, cemaat içinde gördüğü köyün yaşlılarına yaklaşıp, kendi anne babasını sordu.

- Vefat etti, dediler. Hanımının ahvalini sorunca da,

- Zavallının kocası, düğünden bir hafta sonra ilim tahsiline diye gitti, bir daha dönmedi. Ama çok ihlaslı, sabırlı bir hatundur. Kocası gittiğinde meğer hamileymiş, dokuz ay sonra bir oğlan çocuğu dünyaya getirdi. Ona hem analık hem babalık yaptı. “Oğlum, baban ilim aşkıyla yollara düştü, sen de oku” dedi. Onu yakın köyün imamında okuttu, hafız yetiştirdi. Şimdi köyümüzün imamı o delikanlıdır, dediler.

Hüseyin Hoca şimdi o yaşlı adamın dediğini anlamıştı. Eğer bir anlık öfkeyle hareket edip, sabretmeseydi, namuslu hanımını ve kendi öz evladını öldürmüş olacaktı. Hemen koşup oğlunun ve hanımının yanına gitti, hasret giderdi. Ona sabrı öğrenmeyi nasip eden Allah'a şükretti.


Sayı : 41
Büyük Kapak