İman Cennetin Anahtarıdır

Sayı : 27 / Mayıs 2014, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl kıyamet gününde insanların halinin ne olacağını ve onlara ne lazım olacağını bildirip, cüz-i ihtiyarıyla o güzel halleri kazanması ve kötü hallerden muhafaza olması için bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

“Senin Rabbin(in heybeti) geldiği, melekler saf saf dizildiği ve Cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan hatırlar, anlar. Ama bu hatırlamanın ona ne faydası var? Der ki; Ah, n’olurdu ben daha önce dünyadayken hayattım için (salih ameller sunmuş, önden göndermiş) olsa idim” (Fecr 22- 24)

Yani o kıyamet günü Rabbin öyle tecelli ediyor ki, öyle heybetli oluyor ki… Saf saf meleklerle beraber… Nasıl biz namaz kılarken ellerimizi bağlıyoruz, melekler de öyle saf bağlıyorlar. Allah ne şekilde onlara emrediyor ise o şekilde arka arkaya saf tutuyorlar. Daha korkunç olan “ve o zaman cehennem getirilecektir.”

Öyle bir heybetli ses çıkarıyor ki, sanki hararetten patlayacak. Sanki bir bomba patlayınca nasıl bir hararet oluyor, nasıl bir korkunç ses oluyor, öyle bir ses geliyor ondan.

İşte insan o zaman günahlarını, hatalarını hatırlayacak. “Eyvah” diyecek, “Bu vardı, günahlara karşı böyle ceza vardı değil mi? Şimdi ben cehennem ateşinde azap göreceğim” diye hatırlayacak. Ama artık hatırlamak ne menfaat verir ki?

Ne diyor? “Keşke bu hayatım için bir şeyler takdim etseydim. Keşke buraya gelmeden önce, salih amellerin her çeşidinden yapmış, önceden göndermiş olsaydım. Allah'ın rahmetini kazanmak için salih ameller yapsaydım” diye temenni edecektir. Keşke diyecek ama keşke demekte bir menfaat yok ki… Şimdi, dünyadayken bunu düşünmenin menfaati var…

Allah'ın Mahlûkatına Merhamet Edelim!

Allah-u Zülcelal’in merhametini kazanmak için bu dünyada, onun mahlûkatına karşı merhametli olmamız lazımdır. İlk önce kendimize merhametli olmamız lazım, nefsimize merhamet etmemiz lazımdır. Ama bizim düşündüğümüz gibi merhamet değil… Nefsime uyku ile merhamet edeceğim, sokaklarda, denizlerde gezdireceğim değil. Çünkü bu geçici hayattır, bitecek. Ebed’ül ebed olan hayat için ona merhamet etmek lazımdır.

Sonra mümin kardeşlerimize merhamet edelim. Yeryüzünde ne varsa bütün mahlûkata karşı, hatta bir böceğe bile merhametli olalım. Çünkü onları da Allah yarattı, tıpkı bizim gibi…

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

"Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler." (Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 16)

Kuran’dan sonra en sahih kitaplarımız, Buharî ve Müslim Hadis kitaplarında şöyle anlatılıyor:

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

"Bir adam yolda yürürken susadı, derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yalamakta olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpek de benim gibi susamış" deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti." Sahabe sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Yani bize hayvanlara yaptığımız iyilikler için de ücret mi var?" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Evet! Her "yaş ciğer" sahibi için bir ücret vardır" buyurdu. (Buhari, Şirb 9; Müslim, Selam 153)

Yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

“Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi eve hapsetmiş, yiyecek vermemişti. Yeryüzünün haşeratından yemeye de salıvermemişti.” (Buhari, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9; Müslim, Birr 151)

Allah-u Zülcelâl günahları affetmek için günah işledikten sonra müracaat edeceğimiz bazı sebepler yaratmıştır. İlkönce tevbeyi, istiğfarı sebep olarak yaratmıştır. Günahtan sonra onu silecek bir salih amel yapmayı sebep kılmıştır. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şefaatini, evliyaların şefaatini sebep kılmıştır. Ama bu sebeplere başvurmak lazımdır. Eğer bu kadar sebep varken biz bunlara başvurmazsak artık sadece kendimizi kınayalım.

Çünkü Allah-u Zülcelâl kıyamet günü diyecek ki:

“Ey Kullarım! Bunlar sizin beraberinizde getirdiğiniz günah defterleridir. Hiç fazla bir şey yazılmamıştır. Hepsini hesap ettim, şimdi size veriyorum. Kim onda bir salih amel görüyorsa Allah'a hamd etsin.” Çünkü o hayırları yapmak için ona Allah kuvvet verdi, nasip etti. Evet, doğrudur, buraya gelmenizde en büyük sebep, Allah'ın bize kuvvet vermesi, Allah'ın bizim kalbimize ilham etmesidir. Bunun için Allah'a hamd etmek lazım. “Kim de amel defterinde günah görüyorsa kimseye itab etmesin kendi nefsine itab etsin.”

Cennete Tertemiz Girilir

Allah-u Zülcelâl bize iman nasip etmiştir, bu cennetin anahtarıdır. Bu sende varsa cennetin kapısı açılacak önünde… Ama anahtarın kapıyı açması için de tam kilide uygun olması lazımdır.

Anahtarın dişleri vardır, işte o dişler amel-i salihtir. Namazdır, zekâttır, hacdır, yaptığımız hizmetlerdir. Anahtarın kapıyı açması için bu amel-i salihlerin de olması lazımdır ki, kilide tam uysun. Bu da ancak Allah'ın yardımıyla olur. Bir anahtarın bir dişi eksik olursa, kilidi açamaz. Elimizden geldiği kadar namazlarımızı, zekâtlarımızı yerine getirmemiz, Allah'ın sevmediği günahlardan çekinmemiz lazımdır. Çünkü o günahlar, hatalar cennete girmeye manidir.

Kişinin cennete tertemiz girmesi lazımdır. Bir kişi diyor ki “Ben bir gün caminin kapısına gittim. Elbisem temiz değildi. Bir kişi dedi ki, ‘Sen nasıl bu pis elbiseyle camiye gireceksin?’ O zaman kendi kendime düşündüm: ‘Sübhanallah! Bu kalbimi Allah'a karşı temizlemeden Allah'ın huzuruna nasıl gireceğim?’ Ondan sonra daima kalbimi temizlemek için gayret gösterdim. “Allah'ın dünyadaki evine, camiye kirli elbiseyle giremezsem, cennetine nasıl gireceğim?” Diye düşündüm. Devamlı kalbimi temizlemeye gayret gösterdim.”

Akıllı, hayrı ve şerri bilen değil ki… Tamam, bildin ama devamlı şerri yapıyorsun, hayrı yapmıyorsun, ne faydası var? Akıllı, hayrı bildiği zaman yapan, şerri bildiği zaman yapmayandır. Çünkü hayrın akıbeti Allah'ın rızası ve ahirette hazırladığı nimetleridir. Şerri de tam tersidir. Onun için akıllılık bildiğini yapmaktır.

Hasan Basri diyor:

“Hiçbir kimse yoktur ki, kabre girdiği zaman bir melaike onunla birlikte olmasın. O der ki ‘Amelini yaz!’ İsterse dünyada yazı bilmesin, orada bilecek… Eğer o kişi dünyadayken salih amel yapıyorsa, ilk önce ‘Bismillahirrahmanirrahim’ yazıyor ve kabir azabından emin oluyor.”

Besmele, çok kıymetli bir zikirdir, bilmiyoruz onu kıymetini. Bilâ teşbih, senin bir memlekette nüfus cüzdanın olduğu zaman rahat olursun. Nüfus cüzdanın olmadığı zaman orada soracaklar, burada soracaklar, rahat olamazsın. İşte besmele de öyledir.

Hz. Ebubekir hicret ederken Sevr mağarasına geldiler. Kâfirler onların tam önünden geçiyorlardı, mağaranın tepesinde de çatlak yerler vardı, eğer eğilip baksalar göreceklerdi, onları. Hz. Ebubekir dedi ki “Ya Rasulallah, ayaklarının dibine baksalar bizi görecekler!” Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Üzülme, Allah bizimledir.”

Allah'ın sizinle beraber olması ne kadar güzel bir şeydir! Bütün kâinat onun elindedir! Yeter ki o bizimle beraber olsun, bize hiçbir zarar dokunmaz! Çünkü hiçbir şey O’nun izni olmadan sana veremez. Öyleyse sadece “Allah'ın rızasını kazandım mı?” diye mahzun olalım. Ne kadar uğraşsak, pişman olmayacağız, bunu bilin.

Eğer Allah'ın rızası için “Daha güzel amel yapmalıyım” diye nefsinle mücadele ediyorsan, böyle bir derdin varsa demek ki senin kalbin hayydır, diridir, sağlamdır. Eğer kalbde böyle bir dert yoksa o kalp, sahipsiz ev gibi, haraptır.

Allah'a kendimizi teslim edelim, ihlâsla amel yapalım. O zaman Allah salih amel nasip edecektir. Niyet halis olması lazımdır. Allah-u Zülcelâl Davud aleyhisselama buyurdu:

“Ya Davud! Sen de bir şey istiyorsun ben de istiyorum. Ama benim istediğim olacaktır! Eğer bana teslim olursan, ben senin istediğini de vereceğim.”

Yani “Bana teslim olursan, ben Allah'a havale ettim, o verse de, vermese de, ben ona razıyım dersen, senin istediğini de veririm. Ama teslim olmazsan, o zaman seni faydasız işlerle meşgul ederim.”

İlla ki Allah'ın dediği olacak! O zaman kulun görevi, Allah'ın azametine karşı teveccüh etmektir. Çünkü o zaman Allah'a halis bir kul olmuş oluyor.

Kalbimizi daima Allah-u Zülcelâl’in nuruna çevirelim. Onun huzurunda hata yapmayalım çünkü kalp günahların zulümâtından hastalanıyor. Bunu salih amel yapmak isteyip de yapamadığımız zaman anlayabiliriz. Bazı sofiler diyor ki, “Virdime oturamıyorum.”

Benim yanımda oturuyor ama başka zaman oturamıyor. Yemek için oturabiliyor, çay içmeye oturabiliyor ama virdine oturamıyor. Manevi hastalıktan başka bir şey yok.

Eğer diyorsan ki, “Zoruma gidiyor” doğrudur. Ama nasıl ki doktora gidiyorsun sana acı şurup veriyor, iyileşmek için içiyorsun. İğne veriyor sana, canını acıtmıyor mu? Onun gibi nefsini biraz zorlamak lazım. “Hoşuna gitmese de oturacağım!”diyeceğiz, virdimizi çekeceğiz. Tedavi oluyorsun o zaman. O manevi hastalık gidecektir inşaallah.

Her Geçen Gün Amelimize Şahittir

Dünyayı biz böyle sakin görüyoruz hâlbuki her şey bizi çağırıyor, kabir bizi çağırıyor, o topraklar… Hatta içinde bulunduğumuz gün bizi çağırıyor. Sabah gün doğduğu zaman: “Ey Adem oğlu! Ben Allah'ın yeni bir mahlukuyum! Ben yeni bir günüm, senin ameline de şahidim!”

Sübhanallah! Üzerimizden ne kadar gün geçmişse hepsi: “Filan kul bende şunu yaptı, şunu yapmadı…” diye şahitlik yapacaktır.

O günün saatleri bittikten sonra, bize diyor ki: “Ben gidiyorum, kıyamete kadar dönmem!” Onlar böyle sesleniyorlar ama biz onlardan gafiliz!

Allah-u Zülcelâl bir Kudsî hadiste buyuruyor ki:

“Ben yeryüzü halkına azap etmeyi murat ettiğimde, mescitleri inşa ve tamir edenleri, benim rızam için birbirlerini sevenleri ve seher vakitlerinde istiğfar edenleri görünce, onlara azap etmekten vazgeçerim.”

Bakmayın, biz Allah'ın dostlarının hürmetine dünyada yaşıyoruz. Bakmayın öyle denizlerde, sokaklarda dolaşıyorlar, Allah-u Zülcelâl evliyaların hürmetine müsaade ediyor. Onlardan bir tanesi de, Allah için birbirini sevenler ve istiğfarda bulunanlar. Müjdeler olsun, siz bu hadisin haber verdiği kişiler arasına giriyorsunuz. Bunlar Allah'ın rızasını kazanan işlerdir.

Bazı evliyalar Allah'a münacatta bulunuyorlardı:

“Ya Rabbi eğer benimle senin aranda ateş denizi olsaydı ben yine sana gelirdim, o ateş bana mani olmazdı.” Yani nefsini feda ediyor.

Kişi Allah'a dost olduğu zaman ne olursa olsun ona… Bakın depremler oluyor, ne olursa olsun, kârdasın. İstersen parça parça olsan da sana bir şey olmaz… Ama sen pamuklara sarılmış olsan, dünya senin olsa, Allah'a teveccüh etmiş değilsen sana bir faydası yok!

Uzun emel bizi aldatıyor. Genç bir kadın Ramazan ayında yemek yiyor. Yaşlı bir kadın da ona diyor ki: “Allah’tan korkmuyor musun?” O da diyor ki: “Ben de senin gibi ihtiyar olunca tutacağım!” Bu sözünden sonra on gün geçiyor, bir gün pencereden bakarken düşüyor ve ölüyor. Hani ihtiyar olacaktı!?

Evliyalar diyor ki;

“Dünya ehli dünyadan ayrıldığı zaman ona sorsalar, ‘Dünyadan hatırladığın en güzel şey nedir?’ Der ki: ‘Allah'ı tanımaktır!’ Başka bir şey hatırına gelmeyecektir.”Allah'ı tanımak dünyadaki en değerli şeydir. Başka hiçbir şeyin değeri yoktur.

Tarikatın üç merhalesi vardır, burada olmayanlara da anlatın. Başlangıcı muhabbettir. İkinci merhale, bir iki sene sonra olabilir, on sene sonra olabilir, bazen muhabbet olur bazen kabz (tutukluk)hali verilir.

Gavs diyordu ki, bakın Gavs olduğu halde “Bazen öyle oluyordum ki sanki ben tarikatten çıktım, sadatların feyzi üzerimde kalmadı, böyle bir duruma geliyordum.”diyor.

Bu şunun içindir, “Yani bak sende bir şey yoktur, her şey Allah’tandır. Muhabbeti veren de Allah’tır. Verirsem veriyorum vermezsem de vermiyorum. Zannetme ki ben iyiyim, ondan bana veriliyor.” İşte sofinin bunu bilmesi için bazen ondan muhabbet alınır.

Bu kötülüğümüz için değildir, bizim için mühim olan istikamettir. O tutukluk zamanında da namazını, virdini, her şeyini yap, Allah'ın daha çok hoşuna gidiyor. İçinden şevk ve muhabbet gelmediği halde yapmanın mükâfatı daha büyüktür. Çünkü nefsin bundan bir zevki yok, nefse muhalefet sevabı var.

Bazıları bu tutukluk zamanında tasavvuftan vazgeçiyor, arkadaşlarının yanından ayrılıyor, sohbetlere, hatmeye gelmiyor. Bu şeytanın hilesidir. Onun için hiç moralimizi bozmadan amelimize devam etmek lazım.

Üçüncü merhale, ise ne kadar amel yaparsan yap, “Ben ne yaptım ki,” diyorsun, kendini Allah'a karşı yok gibi görüyorsun. Bu üç merhalenin hangisinde olursan ol hiç mahzun olmayın, Allah sizi tedavi ediyor.

Allah bizlere salih ameller nasip eylesin. Amin.


Sayı : 27
Büyük Kapak