İman Kahramanı Mâşıta Hatun

Sayı : 49 / Mart 2016, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Yusuf Peygamber zamanında İsrailoğulları Mısır’a yerleşmişti. O zamanın Meliki Hz. Yusuf aleyhisselama iman etmişti. Fakat ondan sonra o memleketin başına zorba bir adam geçti ve Firavun oldu.

Mısır'ın yerlileri olan Kıptîler putperestti. Yıldızlara ve putlara taparlardı. Benî İsrâîl kavmini Mısıra sonradan gelip yerleştikleri için hor görürlerdi. Öte yandan İsrâîl oğullarının çoğalıp güçlenmelerinden de endişe duymaktaydılar. Çünkü İsrâîl oğulları çoğalırsa, Mısırın çoğunluğu ve yönetimi onların eline geçebilirdi.

Yeni Firavun bu duruma önlem almak için İsrail oğullarını köleleştirmeye karar verdi. Onları karın tokluğuna ağır işlerde çalışmaları için görevlendirdi. Bütün bu baskılara isyan etmemeleri için güçsüz kalmalarını sağlamaya çalıştı. Bunun için İsrail oğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmesini emretti. Kız çocuklarının yaşamasına izin veriyordu. Onları da kendilerine hizmetçi yapmıştı.

Bu durum Kuran-ı Kerim’de şöyle bildirilir:

“Firavun Mısır toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.” (Kasas, 4)

Firavun zorba bir adamdı ve kendini “Tanrıların en büyüğü” ilan etmişti. Kendisini Tanrı kabul etmeyen İsrail oğullarına düşmanca davranıyordu. Mısırın yerli halkı olan kıptîlerden askerler edinen Firavun, onların vasıtasıyla İsrail oğullarına zulmediyordu.

Halkına:

- Şu İsrail oğulları bizden değiller. Ülkemize dışarıdan gelip yerleştiler. Onların hakkı ancak sizin köleniz olmaktır! Diyordu.

Allah'a iman eden İsrail oğulları bu zulüm altındayken Allah-u Zülcelal onları kurtarmak için Hz. Mûsâ aleyhisselâm'ı gönderdi. Mûsâ aleyhisselâm'a, peygamberlik vazîfesi verdi ve ona iki büyük mûcize ihsan etti.

Hz. Musa aleyhisselam Mısır’a gelip kendi halkını ve Firavunu hak dine davet etti. Allah'ın verdiği mucizeleri gösterdi. Ancak Firavun ona iman etmediği gibi halkın iman etmesine de engel oldu. Hz. Musa’ya iman eden sihirbazları işkencelerle öldürttü.

Nil nehri bu ülkede büyük bir zenginlik kaynağıydı. Firavun, nehrin etrafındaki bereketli arazileri elinde tutar, burada ziraat yapan halktan büyük vergiler toplardı. Böylece büyük bir kudret ve zenginliğe sahip olan Firavun, şımarmış ve kibirlenmişti. Hz. Musa’yı hor görüyor ve kibirleniyordu.

“Firavun kavmine seslendi ve şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hâlâ görmüyor musunuz? Yoksa ben, zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim? O'na altın bilezikler verilmeli veya yanında O'na yardımcı melekler gelmeli değil miydi? Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar fâsık bir kavimdir.” (Zuhruf, 51-54)

Yani Firavun, sahip olduğu saltanat, kudret, servet ve ihtişâmla halkın gözünü kamaştırıyor, Musa aleyhisselâm'ın fakir ve zayıf bir kimse olduğunu söyleyerek küçümsüyordu. Böylece halkın Hz. Musa’ya iman etmesine mani oluyordu. Halkın çoğu da Firavun’dan koruyor ve onu desteklemenin getireceği menfaatleri, ahiret saadetine tercih ediyorlardı.

Ancak Firavunun bütün bu gayretlerine rağmen iman etmesine mani olamadığı kişiler de vardı. Bunlardan biri de, Firavunun kızının hizmetkârı olan Mâşıta Hatun idi.

İman Gönle Girince…

Mâşıta Hatun, Firavun’un şerrinden korkarak imanını gizleyen müminlerden biriydi. Firavun’un sarayında hizmet eder ama kalben Allah'ın Peygamberi Hz. Musa aleyhisselama iman ederdi.

Mâşıta Hatun, Firavun'un kızının hizmetini görmek için sarayda çalışırdı. Bir gün Firavun'un kızının saçlarına şekil verirken tarağı elinden düştü. Tarağı yerden alırken, “Besmele” çekti. Kız da bunu duyunca hemen sordu:

- Az önce ne dedin? Yoksa sen, benim babamın dininden yüz mü çevirdin? Musa’nın Rabbine mi inanıyorsun yoksa?

Mâşıta Hatun imanından aldığı cesaretle gerçeği söyledi:

- Sen herkesten daha iyi biliyorsun ki, senin baban da herkes gibi bir insandır. Gökleri ve yeri yaratan Rabbimiz hiçbir insana benzemez. Hz. Musa aleyhisselam da onun hak sözlerini bize bildiren bir Resul’dür. Gel sen de bu hakikate iman et de ebedi hayatını kurtar.

Firavunun kızı bu sözleri duyunca çılgına döndü. Hemen babasına koşup Mâşıta Hatunu ihbar etti. Firavun Mâşıta Hatun’u yanına çağırtıp sorguya çekti:

- Demek sen de Musa’ya îmân ettin, O'na tâbî oldun, öyle mi? Hâlbuki yıllardır sarayımızda, nimetler içinde yaşıyorsun. Nasıl böyle nankörlük yaparsın? Benim düşmanıma nasıl uyarsın? Eğer bu sözlerinden vaz geçer, “Hata ettim, dilim sürçtü,” dersen seni affederim. Çünkü şimdiye kadar senin hizmetinden ve sadakatinden memnun olduğum için herkese verdiğim gibi sana da ağır bir ceza vermek istemiyorum, dedi.

Mâşıta Hatun ise imanını dünya menfaati için satmak istemiyordu. Firavunun onun gönlüne hükmedemeyeceğini gösterdi:

- Ey Firavun! Allah'ın sana ihsan ettiği dünya nimetleri karşısında Rabbine şükretmen gerekmez mi? Bu nimetleri Allah'ın kullarına adaletle paylaştırman senin için daha iyi olmaz mı? Hâlbuki sen Allah'a iman eden kullara zulmediyor, masum bebekleri katlediyor ve insanları kendine taptırıyorsun. Sana tapmayı kabul etmeyenleri işkenceyle öldürüyorsun. Artık bu yanlıştan dönme vakti gelmedi mi?

Eğer Rabbine tevbe eder, Hz. Musa’ya iman edersen geçmişte yaptığın zulümler bağışlanır. Yoksa Allah'ın katında en ağır cezaya çarptırılacaksın, dedi.

Mâşita'nın bu sözleri Firavun'u çileden çıkarmıştı.

- Bu ne cüret! Sen ne cesaretle benim karşımda konuşursun? Kimsin ki sen? Benim kölelerimden biri değil misin? Bir de bana akıl vermeye kalkışıyorsun! Çabuk sözlerini geri al ve bana secde et! Yoksa… Yoksa seni ateşte yakarak öldürürüm!

Mâşıta Hatun Allah'ın rızasını kazanmak için bir değil bin canı olsa vermeye razıydı. Firavundan ne özür diledi ne de önünde secde etti.

- İnsanları korkutmaktan başka gücün neye yetiyor ki! Beni öldürebilirsin ama gönlümdeki imanı almaya gücün yetmez! Dedi.

Firavun bir kahkaha attı:

- Öyle mi? Görürsün sen. Seni kolay bir ölümle öldüreceğimi mi sandın? Gidin şunu kazığa bağlayın ve yüz kırbaç vurun. Sözlerinden vaz geçmezse vücudunu ateşle dağlayın!

Firavunun adamları tam bir işkence ustasıydılar. Hemen Mâşıta Hatun’a işkence etmeye başladılar. Güçlü kuvvetli adamlar zavallı bir kadını bağlamış, acımasızca kırbaçlıyorlardı. O yetmeyince ateşte kızdırılmış demirlerle vücudunu dağlıyorlardı. Fakat Mâşıta Hatun, sabrediyor, imanından dönmüyordu.

Çocuklarını Öldürün!

Firavun Mâşıta Hatun’un direncini kırmak istiyordu. Bir kadının karşısında mağlup olmak istemiyordu. Düşündü: “Bir kadının en büyük zaafı nedir? Elbette ki çocuklarına karşı merhameti!” Adamlarına dönüp:

- Gidin bana şunun çocuklarını getirin! Eğer imanından dönmez ve bana secde etmeyi kabul etmezse onun gözü önünde çocuğun boğazını kesin! Diye bağırdı.

Adamlar emrini yerine getirmeye koştular. Önce beş yaşındaki kızını Mâşıta Hâtun'un önüne getirdiler:

- Eğer Firavun'un tanrılığını kabûl etmezsen, kızının boğazını keseceğiz! Dediler.

Mâşıta Hatun kendi nefsi için işkenceye sabrediyordu ama yavrusuna kıyamıyordu. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Öte yandan çocuklarını kurtarmak için Firavuna secde ederse, onların geçici dünya hayatını kurtarmış olacaktı. Peki ya ahiret hayatı?

- Hayır! Rabbim Allah’tır, ondan başka ilah yoktur!

Firavun çok öfkelendi:

- Kesin çocuğun boğazını. Onun kanını da Mâşıtanın yüzüne sürün!

Askerleri hemen efendilerinin dediğini yaptılar. Hepsinin kalbi taştan da katıydı. Ne çocuğa acıdılar, ne de anneye. Yıllardan beri zulmetmeye alışmışlardı nasıl olsa…

Evlat acısından dolayı Mâşıta Hatunun ciğeri yanıyordu. Ama bu zulümlere daha fazla boyun eğmeyecekti. Acısını yutkundu, Allah'tan sabır istedi.

Firavun,

- Şimdi de diğer çocuğu getirin. Ama durun hemen kesmeyin. Önce onu annesinin kucağına verin, dedi.

Mâşıta Hatunun süt emme çağında olan oğlunu getirdiler. Çocuğu annenin kucağına koydular. Çocuk annesinin kokusunu alınca emmek için göğsünü aramaya başladı. Mâşıta Hatunun annelik duyguları iyice coşmuştu. Yüreği yavrusuna karşı şefkat duygusuyla dolmuştu. O sırada, çocuğu göğsünden çekip aldılar ve;

- Eğer Firavun'a secde etmezsen onu da keseceğiz ve kanını sana içireceğiz! Dediler.

Mâşıta Hatun hıçkırıklara boğulmuştu. Bir an için tereddüt etti. Bu zalimlerin acıması yoktu, dediklerini yapacaklardı. Acaba… O sırada çocuğu dile gelerek şöyle dedi:

- Anneciğim, sakın imanından vazgeçme; sabret! Şu anda ben cennet ile aramızda sadece bir adım mesafe kaldığını görüyorum!

Mâşıta Hatun bu mucizeyi görünce büyük bir iman vecdi içinde:

- Allah birdir! Mûsâ aleyhisselam O'nun Rasûlü'dür! Ne yaparsanız yapın imanımdan dönmem! Diye haykırdı.

Çocuğun sözü ve Mâşıta’nın iman dolu yüreğinden kopan haykırışı, olup bitenleri seyreden kişilerin yüreğinde tesir yapmıştı. O gün orada, bu manzarayı görenlerin pek çoğu iman etti.

Firavun ve askerleri deliye dönmüştü. Hemen askerlerine bağırdı:

- Susturun şu çocuğu! Bu durumu halk duyarsa, rezil olurum. Hemen kesin ikisinin de kafasını! diye emir verdi.

Güçleri ancak masum yavrucağın boğazını kesmeye yetmişti. Ardından Mâşıta Hâtun’u da şehîd etmekle bu meseleyi kapatacaklarını sandılar. Ancak onun tutuşturduğu iman meşalesi ile binlerce gönül nura kavuşmuştu.

Zalim Firavun’un bütün gücüne rağmen bir hizmetkârı bile imanından döndürememesi, iman ehlinin direncini artırdı ve iman etmekten çekinen bir kısım insanlara cesaret kaynağı oldu.

Bir kadının böylesine cesur ve sabırlı olabilmesi, kahramanlığın erkek olarak doğmakla değil, yüreğini iman nuruna açmakla olduğunu göstermiş oldu.

İman ve sabır kahramanı Mâşıta Hatun ise bu kutlu direnişiyle, Hak Teâlâ katında az kişiye nasip olan yüce bir makama erişmişti.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet edildiğine göre Allah'ın Resûlu Mîrac gecesinde çok hoş bir koku duydu ve:

- Ey Cibrîl, bu güzel koku da nedir? diye sordu.

Cebrâîl aleyhisselâm da şöyle buyurdu:

“Bu, Mâşıta Hâtun'un, iki çocuğunun ve kocasının kabirlerinin kokusudur.” (İbn-i Mâce, Fiten, 23, 4030)

Allah-u Zülcelâl bizlere de Mâşıta Hatun gibi iman kuvveti versin. Çocuklarımızı günah ve inkâr ateşine atmak isteyenlere karşı mücadele azmi nasip eylesin. Âmin.


Sayı : 49
Büyük Kapak