Manzaralı Mezar

Sayı : 26 / Nisan 2014, Konu Başlığı : Goncagül

Zilin çaldığını duyan Nihal, sessizliği bozmamak için yavaş adımlarla kapıya yöneldi. Gelen, eski komşuları Aysel hanımdı. Aysel hanım,

- Başınız sağ olsun Nihalciğim! Annen nerede? Diyerek, Nihal’in işaret ettiği tarafa doğru yürüdü.

- Ay Münevver hanımcığım, başınız sağ olsun. Duyunca hemen geldim, diyerek içeriye girdi.

Münevver hanım, başını okuduğu cüzden kaldırıp buruk bir gülümsemeyle ve hafif bir sesle:

- Sağ olun Aysel hanım, sizler sağ olun. Buyurun. Biz de cüz dağıttık, hatim okuyoruz, dedi.

Taziye evinin salonu ellerindeki Kuran-ı Kerim’lere başını eğmiş, okuyan hanımlarla doluydu. Aysel hanım onları görünce sessizliğin nedenini anlamıştı. Evin hanımına başsağlığı diledikten sonra gözleri oturmak için bir yer ve tanıdık bir sima aradı. Diğer komşuları Leyla Hanım da bu sırada kendisine yer açmış, eliyle yanına oturması için ona işaret ediyordu.

Aysel hanım oturduğu zaman göz ucuyla etrafına baktı. Salonun her köşesini, kapısını penceresini inceledi. Sonra perdeyi aralayıp dışarıdaki manzaraya baktı. Ardından Leyla hanımın kulağına eğilip:

- Ne olacak şimdi? Evi satacaklar mı? Diye sordu.

Leyla Hanım ev sahibi duyacak, ayıp olacak diye çekindiği için sadece mimikleriyle “Sus, bilmiyorum. Zannetmem,” diye işaret etti.

Bu sırada Nihal, annesinin işaretiyle hemen eski komşularının başına bir örtü getirmişti. Aysel hanım, kenarları oyalı bu zarif örtüyü başının üstüne koyup, bir ucunu omzuna attı. Kendisine uzatılan tesbihi de aldı ama pek tesbih çekme alışkanlığı olmadığı için, elinde evirip çevirip bir kenara bıraktı.

Herkes sessizce Kuran okuyordu. Onun da sessizliği bozmaması gerekiyordu ama bundan sıkılmıştı. Yerinde duramayan hiperaktif çocuklar gibi bir iki kere yerinde kıvrandı. Daha fazla dayanamayıp:

- Ben izninizle bir sigara içebilir miyim? Diyerek yerinden kalktı. Kendisine gösterilen balkonda uzunca bir zaman geçirdi.

Cüzler okunmuş, sıra Yasin okumaya gelmişti. Aysel Hanım önce lavaboya gitmek için kalktı, sonra mutfakta eğleşip evle ilgili bir şeyler sordu. Nihal, bu kadının münasebetsiz hareketlerine sinirlenmişti ama ayıp olmasın diye dişini sıkıyordu.

Dua bitip, ikram başlayınca Aysel hanım içeri girip yerine oturdu. Pilavını iştahla kaşıklarken:

- Allah kabul etsin, canım. Ölmüşlerinizin canına değsin. Ben de sabahtan beri emlakçılarda dolaşıyorum, çok yoruldum. İstediğim gibi ev bulamıyorum. Gösterdikleri evler hep kasvetli, karanlık. Şöyle ferah, manzaralı bir ev bulamadım. Ben de evde manzaraya çok önem veririm. Bak burası ne güzel ferah, caddeye bakıyor, bahçeye karşı bir balkonu var. İşte ben de böyle istiyorum, Diye konuşmaya başladı.

Nihal ağzını açıp da bir şey dememek için kendini zor tutuyordu. Sanki onun gönlünden geçeni anlamış gibi halası cevap verdi:

- Kardeşim dünya evi değil mi, ne olacak. Sonuçta geçici… Paran hangisine yetiyorsa onu alırsın, başını sokarsın. Bak burada cenaze için toplandık. Ağabeyimin başına gelen bir gün hepimizin başına gelecek. Onun gibi toprağın altına girdiğimiz zaman orada manzarayı nerede bulacaksın?

Aysel hanım, ölümü hafife alır bir tarzda, kıkırdayarak konuştu:

- Yok valla öyle değil. Ben mezarımın bile manzaralı olmasını isterim. Orada da beni ziyarete gelenleri düşünürüm. Şöyle denize karşı, ferah feza bir mezarım olsun isterim!

Bu ciddiyetsizlik karşısında artık makul bir cevap vermeye lüzum hissetmemiş olacak ki halası da susmuştu. Nihal ise içinden geleni söyleyiverdi:

-Merak etmeyin mezarınız her halükarda manzaralı olacak. Çünkü kabir ya cennet bahçesinden bir bahçedir ya da cehennem çukurlarından bir çukur. Yani hepimizin eninde sonunda, sonsuz bir âleme bakan mezarlarımız olacak!

Aysel Hanım bu sefer cevap verememişti. Boşalan pilav tabağını sessizce sehpaya bırakıp toparlanıp gitti.

Aradan çok geçmemişti, duydular ki, Aysel hanım tam aradığı gibi bir ev bulmuş. Münevver hanım, Leyla hanımla birlikte “Güle güle otur” demeye gitti. Ev altıncı kattaydı, çok ferahtı ve manzarası da çok güzeldi.

Bir buçuk sene sonra yine Aysel hanıma ziyarete gittiler; bu sefer “geçmiş olsun”a… Aysel hanımın böbrekleri çalışmıyordu. Her hafta diyalize gitmesi gerekiyordu. Çocukları, her hafta onu bu merdivenlerden indirip çıkarmak zor geldiği için bu manzaralı evini satmaya ikna etmeye çalışıyorlardı. O ise “Ben ölmeden mirasıma konmak mı istiyorsunuz!” diye sitem ediyordu.

Bu sırada Aysel hanımın hiç beklemediği bir ziyaretçi, onu çok sevdiği manzaralı evinden asıl evine götürmeye gelmişti. Münevver Hanım ile Nihal Aysel hanımın evine son bir kere daha gitti: gelinlerine başsağlığı dilemeye…

Nihal taziye ziyareti sırasında ibretlik bir hadiseye şahit oldu. Ziyaretçilerden biri aynen geçmişte Aysel hanımın kendilerine yaptığı gibi: “Evi de ne kadar ferahmış. Satılık bu ev, öyle değil mi? Kaç lira istiyorlar?” demeye başlamıştı. Üstelik Aysel hanımın gelini de, ziyaretçileri bir kenarda bırakıp bu kadınla pazarlığa girişmişti.

Nihal eve dönerken: “İnsanoğlu ne kadar katı kalpli olabiliyor. Cenazeler bile bize ibret olmuyor!” diye geçirdi içinden. Ardından da dudaklarından:

- Allahım! Sen bizi geçici konaklarımıza bağlanıp asıl kalacağımız yurdu unutmaktan koru! duası döküldü.


Sayı : 26
Büyük Kapak