Mücahit Lider Aliya’nın Emaneti, Bosna

Sayı : 39 / Mayıs 2015, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

Bosna…

Şehitler diyarı… Fatih’in emaneti, Aliya’nın vasiyeti…

Ecdadımızın Avrupa dağlarına diktiği İslam sancağı… Mazlum milletlere açtığı adalet ve merhamet kanadı. Kılıçla değil, dervişlerin dualarıyla, alperenlerin gönül fethiyle Dâr’ul İslam olmuş diyar…

Ve Bosnalılar… Asırlar sonra, İslam diyarı olarak kalma tercihinin bedelini 20. Yüzyılda Avrupa’nın göbeğinde en korkunç katliamlara maruz kalarak ödemiş mazlum kardeşlerimiz…

Çoğumuzun gençlik yılları, Bosna’nın insanlık dışı bir muameleye maruz kaldığı 90’lı yıllara rastlar. Avrupa’nın düşman algısının değiştiği dönemdir. Artık komünizm yıkılmıştır ve geçici bir süreliğine gözlerden perdelenen haçlı ruhu yeniden hortlamıştır.

Barış, adalet ve insan hakları gibi süslü püslü kavramların Müslümanlar için geçerli olmadığının, hatta kendi ırklarından, komşuları olan, beyaz tenli Müslümanlara da layık görülmediğinin delili olmuştur Bosna’da yaşanan acılar. Bosna, Batı uygarlığının Müslümanlar için bir seçenek olmadığının ispatı olmuştur.

Acı insanı değiştiren, dirilişe sevk eden en güçlü uyarıcı… Bizi de bu ülkenin yumuşak bakışlı, hüzünlü simalı Müslümanlarının uğradığı zulüm için yanmak, acı çekmek değiştirmiştir. Bosnalı anaların döktüğü gözyaşları boşa gitmemiştir. Uluslararası yardım kuruluşlarımızı kurmamızda, Osmanlı yadigârı coğrafyalara sahip çıkmamızda, Bosna’da yaşananların mühim bir tesiri olmuştur.

Başımızdaki iktidarın Bosna katliamı karşısında kayda değer bir şey yapmaması, bizim himayemize güvenerek Müslüman olan bu halkı kaderine terk edişi, belki bizim de siyasi tarihimizi değiştirmiş bir hadisedir. Türkiye’li Müslümanların siyasî iktidarı ele alma iradesini perçinleyen olaylardan biridir, Bosna mücadelesi…

Avrupa’nın Ortasında Cuma Namazı

Savaşın sona ermesinden bu yana on yıldan fazla zaman geçti, ülkemizde ve dünyada birçok şey değişti… Uçağımız Saray Bosna havaalanına inişe geçtiğinde burada da çok şey değiştiğini ümit ediyoruz. Ümidimiz de boşa çıkmıyor hamdolsun, güzel şeyler yapılmış. Mesela savaş yıllarında harap edilen birçok Osmanlı Camii restore edilmiş, bir kısmı ibadete açılmış.

Saray Bosna’daki ilk günümüz Cuma’ya rastladığı için, eşyalarımızı Başçarşıya yakın bir otele yerleştirir yerleştirmez hemen çarşı içindeki camiye koştuk. Çok heyecanlıydık, çünkü Avrupa’nın orta yerinde bir İslam ülkesinde Cuma namazı kılacaktık.

Bizi havaalanından alıp otelimize getiren Mehmet Gündüz kardeşimiz ilk günümüz boyunca devamlı rehberliğimizi yaptı, Allah razı olsun. Kendisi yardım kuruluşlarında görev almış, Bosna’yı çok iyi tanıyor. Bizi hemen Gazi Hüsrev Bey Camii’ne götürdü.

Gazi Hüsrev Begova; Fatih tarafından fethedilen Bosna’nın Kanuni dönemindeki Sancak Beyi; aynı zamanda da Osmanlı torunu. Babası Boşnak olan Gazi Hüsrev’in annesi ise II. Beyazıd’ın kızlarından bir hanım sultan. Bu sebeple sarayda yetişen, çok iyi bir öğrenim gören Gazi Hüsrev, Osmanlının Boşnak Müslümanlara verdiği değeri en güzel simgeleyen bir isim.

Kanunî Sultan Süleyman, aynı zamanda halasının oğlu olan Gazi Hüsrev Bey’i babasının memleketi Bosna'da vazifelendirerek çok isabetli bir karar vermiş. Hüsrev Bey, uzun süre görev yaptığı bölgede İslamiyet’in yerleşmesi için çok gayret göstermiş. Bir yandan Osmanlı’nın Avrupa içlerine yaptığı akınlarda at koştururken bir yandan da Saray Bosna’yı Osmanlı dünya görüşüne göre inşa ettirmiş. Vefatı da bir gaziye yakışır şekilde olmuş, Sırpların çıkardığı olaylar üzerine gittiği Karadağ’da vefat etmiş. Naaşı, Caminin avlusundaki mütevazı türbeye getirilmiş.

ElbetteSaraybosna'daki bütün Osmanlı eserlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan Sırplar, Gaiz hüsrev Bey camiine de saldırmış ve ağır hasar vermişler. Camii savaştan sonra Osmanlı mimarisine uygun biçimde yeniden restore edilmiş.

Gazi Hüsrev Bey Camii, Saraybosna’nın kalbi olan, Başçarşının nabzı yerinde. Müminler namaz vakitlerinde camiyi doldurup manevi hayatı biraz olsun diri tutmaya çalışıyorlar. Cuma günleri cami dolup taşıyor. Bilhassa son saflarda çok sayıda genci görmek mümkün oluyor.

Hatta namaz sırasında bizi bekleyen hanımımın anlattığına göre, avluda çok sayıda kişi ayaküstü ve çömelerek namaz kılmış. Ayakkabılarını çıkarmadan, secdeyi ima ile yaparak, yere oturmayıp çömelmek suretiyle kılmışlar. “Böyle secdesiz, kadei ahiresiz namaz olur mu?” Diye şaşırıyoruz.

Aslında avluda hasır serilecek yer var ama avlunun taşları ıslak. Hasırlar üzerinde namaz kılanlar genellikle Türkiye’ den Müslümanlar, onların da dizleri ıslandı. Bosna’da kış mevsimi boyunca hava genellikle yağışlı oluyor. “Keşke avlunun üstünü örten, revaklar yapılsa” diye gönlümüzden geçiyor. Yazın güneşten, kışın yağıştan korur. Böylece caminin orijinalini bozmadan kapasiteyi gelişmek mümkün olabilir.

Hutbenin Arapça kısmını dinlerken kendimi mukaddes beldelerde gibi hissettim. Hatta Boşnakça kısmını duymasam herhalde İslam ülkelerinden gelen bir âlime imamlık vazifesi verilmiş zannedecektim.

Maneviyatlı ve Müsamahalı Bir Tebliğ

Gerçekten de Bosna din eğitiminde epey ilerleme kaydetmiş. İmam efendinin tecvidi de, mevzulara hâkimiyeti de gayet güzeldi. Elbette Boşnakça kısımları anlamıyordum ama ele aldığı konunun hakkını verdiği, sık sık ezberden ayet ve hadis-i şeriflerin Arapçalarını okuyup açıklamasından anlaşılıyordu.

Namazdan sonra bize rehberlik eden Mehmet Gündüz kardeşimle de bu konuyu konuştuk, bize “Bosna’da hafız olmayan hiç kimseye büyük camilerde imamlık görevi verilmediğini,” söyledi. Yakında bulunan Gazi Hüsrev Begova (Bey) Medresesini gezdirirken verdiği bilgilere göre şu anda Bosna’da ondan fazla dini eğitim verilen medrese varmış.

Bunlar orta eğitim, yani İmam Hatip lisesi muadili eğitim kurumları ancak dini eğitimi bizim İmam Hatip liselerimizin çoğundan daha ileri. Ayrıca İlahiyat fakülteleri de var. Saray Bosna kantonunda dini eğitim zorunluymuş. Yine ihtiyaç çok fazla, restore edilen camilerin bile bir kısmı sadece turistler tarafından ziyaret ediliyor; ibadete açılmamış. Savaş döneminde yıkılan 600’e yakın camiden şimdiye kadar 430 camiyi yeniden inşa edilmiş olsa da hala ihtiyaç var.

Bosna’nın dini hizmetleri Diyanet İşleri Başkanlığı destekliyor. Ancak hem Avrupa ülkelerine çalışmaya giden Boşnak kardeşlerimizin, hem Avrupa’daki diğer Müslüman azınlıkların dini hizmet ihtiyaçları çok büyük. Bu hususta şekli ibadetler kadar manevi yön de önemli, bu yüzden cemaatlerimize çok iş düşüyor.

Caminin avlusunda dolaşırken, bir dini yayınlar satan kitapçı dükkânı gördüm. Ekseriyetle Arap yazarların Boşnakçaya çevrilmiş eserleriydi bunlar. Dolaşırken İran kültürüne ait eserlerin de sergilendiği bir başka kitap ve kültür ürünleri dükkânı görüyorum. Bosna, savaş esnasında da, şimdi de Arap ülkelerinden, İran’dan ve Türkiye’den çeşitli cemaatlerin kendilerince çalışmalar yaptığı bir saha.

Caminin avlusundaki panoda tevhit hatim gibi tanıdık kelimeler görüyorum. Bu camide asırlardır devam ettirilen bir güzel adet varmış, öğle namazından sonra, cüz dağıtılıp hatim indiriliyor. Yine bu caminin mukaddes emanetleri arasında Sakal-ı Şerif var, Ramazan aylarında, Kadir gecesi olunca Peygamber sevgisinin bir tezahürü olarak ziyaret ediliyor.

Boşnaklar, Saraybosna'nın ulu kişilerinin, hatta Fatih Sultan Mehmed’in, şehrin etrafındaki tepelerde Kur’an okuyarak, zikir çekerek, günlerce adımladığına inanıyorlar. Bu sebeple Sırpların, tarihin en uzun süren kuşatmasının sonunda bile Saraybosna’ya giremediğini söylüyorlar.

Boşnak halkının dış görünüşü İslam’a uzak gibi duruyor; ama yerleşik manevi gelenekleri var. Bunları geliştirecek tedrici, müsamahalı ve manevi tesir yönü güçlü bir yaklaşıma ihtiyaç var.

Hayat Tarzı Avrupaî

Mehmet kardeşimden öğreniyorum, Türkiye Devleti daha çok TİKA gibi kuruluşlarla Osmanlı bakiyesi tarihi eserleri tamir ve ihya ediyor. Yunus Emre Kültür Merkezi eliyle kitap ve kültür fuarları ve benzeri çalışmalar yürütüyor. Bunun yanında burada açılan üniversiteler var. Bunlarla hem Bosna’nın ekonomisine katkı yapmayı, hem de aradaki bağları canlı tutmayı hedefliyor.

Bosna’nın gelir kaynaklarından biri eğitim turizmi. Bosna üniversitelerinde çok sayıda öğrencimiz tahsil görüyor. Mehmet kardeşim de burada bir öğrenci yurdumuzda yöneticilik yapıyor.

Ailelerin dikkat etmesi gereken bir konu var, eğer çocuğunuzu buraya gönderirken manevi yönden sahiplenici ve disiplinli bir yurda emanet etmezseniz, sonuç kötü olabilir. Malum, henüz on sekiz yaşındaki bir gencin hayatında ilk kez aile kontrolünden çıkması biraz riskli. Eğer kendisine olumsuz bir arkadaş çevresi edinirse yanlış çevrelere kayabilir. Çünkü her ne kadar nüfusun çoğu Müslüman olsa da burada hayat tarzı oldukça Avrupaî...

Sokaklarda yürürken, çarşıdaki dükkânlardan alışveriş yaparken, hem sima olarak, hem giyim kuşam olarak tamamen Avrupalılara benzeyen bir halk görüyorsunuz. Pazar yerlerinde köy ürünlerini satan orta yaşlı hanımlar, kenarı oyalı tülbentler bağlıyorlar.

Şehir halkı içinde de az sayıda inancına göre giyinen Müslüman Boşnak hanımlar var. Hanımım onlarla sohbet ettiği zaman, çoğunun yakınlarının Bosna savaşında şehit olduğunu, o zaman Türkiye’den yardım kuruluşlarından gelen yardımlarla yetimlerini büyüttüklerini anlatmışlar. Verilen emekler boşa gitmiyor, ekilen tohumlar filizleniyor, inşaallah.

Caddelerden birinde Peygamberimize hakaret içerikli karikatürler yayınlayan dergiye tepki olarak “Selam Ya Rasulallah” yazılı afiş gerilmiş. Yine koca katedralin önünde tesettürlü bir genç kızımız Filistinli muhtaçlar için yardım topluyor. Bu gibi konularda halkın İslam alemiyle paralel duyguları olduğunu görmek bizi ümitlendiriyor.

Elbette burada da, diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi, İslami bir düşünceye sahip olmayan, eski yönetimin uyguladığı eğitim sisteminin tesiriyle düşünen kesimler var. Eski Yugoslavya yönetimi, resmi ideolojisini okuturken sürekli Osmanlı’yı ve İslam’ı kötülemiş.

Esasen Boşnaklar etnik olarak Sırplara yakın bir halk. Dilleri ve ırkî özellikleri Slav halklarına mensup bir alt kültür olduklarını gösteriyor. Fatih İstanbul’u fethettikten on yıl sonra bu diyara gelmiş. Daha önce Blagaj’daki Sarı Saltuk tekkesini yazmıştık, buralara önce akıncılar ve dervişler gelip İslam mayası çalmışlar. Tutmuş da hamdolsun, bölge kan dökmeden Osmanlı himayesine girmiş.

Boşnakların İslam’a gönüllü olarak ve topluca girmeleri, Türklerin millet olarak topluca Müslüman olmalarına benziyor. Türklerin de eski dini, tevhit inancına yakınmış, puta tapılmayan, ahlak ve törenin güçlü olduğu, fıtrî bir inanç kalıntısı...

Boşnaklar ise, Hıristiyanlığın daha az tahrif olmuş olan Bogomil mezhebine mensup imişler. Bu mezhep, tevhide daha yakın, teslisi reddeden bir inancı benimsiyormuş. Bu sebeple de Osmanlı bölgeye hâkim oluncaya kadar Ortodoks Sırplarla Katolik Hırvatlar arasında kalmış, her iki kesimin baskısı altında eziliyorlarmış.

Osmanlı âlimleri İslam’ı tebliğ ettiği zaman Hz. İsa’nın getirdiği din ile Hz. Muhammed’in getirdiği dinin bir olduğunu görüp Müslüman olmuşlar. Boşnak halkı sadece Osmanlı’nın bölgede hâkim olduğu dört asır süresince huzur içinde yaşamışlar. Ondan öncesinde de ondan sonrasında da bölgede hep çatışma, baskı ve zulüm devam edip gitmiş…

Malum, 1. Dünya savaşının fitili de bu şehirde ateşlendi. Sırp milliyetçisinin savaşın pimini çeken suikastı yaptığı Latin köprüsü, Saray Bosna’nın ortasından geçen nehrin üzerinde bulunuyor. II. Dünya savaşının bitişinin anısına yaptırılan özgürlük ateşi de yine Saray Bosna’nın ortasında. Mehmet kardeşim, “Adı özgürlük ateşi ama doğalgaz ile çalışıyor ve doğalgaz da Rusya’nın kontrolünde geliyor,” diyerek Yugoslavya’nın özgürlüğünü (!) tek cümleyle özetliyor.

Genç Müslümanlar Derneği

Yugaslavya, kelime olarak “Güney Slav Ülkesi” demekmiş. Ruslar her ne kadar “Sovyet” görüntüsü altında, güya sosyalizmi ve milliyetçilik karşıtı bir emekçi kardeşliğini propaganda malzemesi yapsa da pek ala Rus-Slav kavmiyetçiliği yapmış. Bilhassa bölgede Panslavizm denilen, “Büyük Slav İmparatorluğu” rüyasını Sırp gençler arasında yaygınlaştırmaya çalışmışlar.

Büyük Slav rüyasına göre, Hırvatlar, Boşnaklar ve Sırpların farklı din ve mezheplerde bulunması çok büyük bir hata; bu sebeple Hırvatların Katolikliği Boşnakların Müslümanlığı terk etmeleri lazım. Çünkü Hırvatların Avrupa birliğini tercih ederek ayrılması, Yugoslavya’nın dağılmasını beraberinde getirdi. Ancak arkasında batı olduğu için Sırpların Hırvatlara pek gücü yetmedi. Boşnakların ise arkasında duran, muhafaza eden kimseleri olmayınca güçleri onlara yetti. Sırplar, Saraybosna’yı üç yıl boyunca kuşatma altında tutup makineli tüfeklerle, toplarla, keskin nişancılarla hedef aldı. Mâsum halk aç ve susuz kaldı, dünyanın hiçbir yerinden yardım gelmedi. Buna rağmen Boşnak halkı direndi, Sırp zulmüne boyun eğmedi.

Boşnakların çoğu, hayat tarzı olarak İslam’ı yaşamasalar da Osmanlıyı ve İslam’ı seviyor. Yugoslavya idaresinde senelerce Boşnaklara, “Siz Osmanlının baskısı altında Müslüman oldunuz. Vazgeçin bu dinden, gelin bizimle birlik olun” diye baskı yapılmış. Fakat bu düşünce toplumun çoğunda yeterince etkili olmamış. Rahmetli Aliya İzetbegoviç de böyle bir ideolojik eğitimden geçtiği halde İslamî düşünceye sahip olarak yetişmiş.

Başçarşı’nın yakınlarında, Aliya’nın Miladi Müslümani (Genç Müslümanlar) Derneği’ni kurduğu lokali geziyoruz. Mehmet Kardeşim bu lokalde gençlerle toplantılar düzenlediklerini, Aliya’nın eserlerini okuttuklarını anlatıyor.

Derneğin lokali, Moriçe Hanının çatı katında; alt kat ise restoran ve kafe olarak kullanılıyor. Burada mola verdik, yemek yedik. Bosna mutfağı bize çok yakın, yemeklerin isimleri de Türkçe, sarma dolma… Burek diye kıymalı böreğe diyorlar. Köfteleri hafifçe tuzlu, yağlı pide içinde servis ediyorlar. Begova (Bey) çorbası ise içinde sebze ve et bulunan bir tür sulu yemek.

İki katlı ahşap binanın ortasında bir avlu yer alıyor. Avludaki kafede Bosna kahvesini yudumlayarak dinleniyoruz. Bu kafelerde Türkiye’den gelmiş üniversite öğrencileriyle karşılaşma ihtimali çok yüksek. Kızlar erkekler ayrı ayrı veya karışık gruplaşmışlar. “Bizim buraya öğrenci değil öğretmen göndermemiz gerekli…” diye geçiyor içimden…

(Devam edecek)


Sayı : 39
Büyük Kapak