Mehmet Yarbay Ağabey Ebediyete Yürüdü

Sayı : 6 / Ağustos 2012, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyenlere ışık tutan bir yıldız kaydı gönül semamızdan. Sohbetleri çok sevilen Mehmet Ildırar 85 yıllık bereketli bir ömrün neticesinde Hakk’ın Rahmetine kavuştu.

Mehmet Ildırar 1927 yılında Afyon'da dünyaya geldi. Kuleli Askeri Lisesi’ni 1949 yılında bitirdikten sonra 1952 yılında Ankara Harp okulundan teğmen olarak mezun oldu. 27 yıl askeri hizmette bulundu. Ekim 1971'de yarbay rütbesiyle emekli olduğu için “Yarbay Ağabey” lakabıyla anılıyordu.

1983 yılında Almanya'ya yerleşen Mehmet Ildırar tasavvufî konularda sohbetler yaparak pek çok insanın kurtuluşuna vesile oldu. Bu sohbetlerin büyük çoğunluğu Semerkand Yayınları tarafından kitaplaştırıldı.

Sohbetlerinden derlenen tasavvufi eserleriyle tasavvuf ilmine büyük hizmette bulunan Mehmet Yarbay, “Mürşid ve Mürid Hukuku” adlı eserinde “Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdülhakim Hüseyni” hazretlerinin dergâhına inkiyad ettiği günden bu yana sadakatini korumuş ehl-i hal bir büyümüzdü. Büyük hizmetlerine ve ilminin enginliğine rağmen sofi ahlakını en güzel şekilde yaşayan, çok mütevazı bir hal insanıydı.

Mehmet Yarbay Ağabey, Abdülhakim Hüseyni hazretlerinin kendisine yaptığı tavsiyeyi şöyle nakleder: “Tasavvuf ilim gerektirir. Ben bu yola ilk girdiğim zaman Gavsım Seyyid Abdülhakim Hüseyni hazretleri bana şöyle dedi; “Mehmed! Sen zahirde bir âlim gibi ilim okumadın. Senin şeriat bilgin zayıftır. İtikada ait olan konularda pek çok eksiğin vardır. Sen onun için bir müddet Risale-i Nur’u oku. İlmin genişlesin.”

Mehmed Ildırar tasavvuf yoluna girişiyle alakalı hakikatli bir rüyasını da şöyle anlatıyor; “Üstad Bediüzzaman hazretlerini pek çok defa rüyamda gördüm. Bir defasında ise şöyle gördüm; Düşmanla muharebe ediyoruz. Ben subayım. Düşman mevzilenmiş. Bizim de mevziye girmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bir mevzi bulmak için sağa sola bakarken Bediüzzaman hazretleri hazır oldu. Önüme düştü. Mevzi aramaya başladık.

Merdivenlerden kuyuya iner gibi Üstad(r. Aleyh) uçmaya başladı, uçtu. Ben de arkasından uçtum. İçeri girdik. Yeşil bir cami-i şerifin yanına geldik. Caminin kubbesi camdan idi. Yağmur yağıyordu. Suları yeşil renkli şırıl şırıl akıyordu.

İçeri girince kubbe iki parçalı oldu. Sağ taraf tarikat kubbesi, sol taraf Risale-i Nur kubbesi oldu. Ben “ ne yapacağım?” derken Gavsımızı tarikat kubbesinde gördüm. Üstad Bediüzzaman ise Risale-i Nur kubbesine gitti. Ben de sağdaki tarikat kubbesine gittim, oturdum. Üstad bana baktı ve güldü.

…Ve bir gün Kasrik’e vardığımızda, Gavsımıza gidip rüyamı naklettim. Şöyle buyurdular; “Mehmed! O gördüğün muharebe dünyadır. İman ve Küfür harbi olmaktadır. Bediüzzaman hazretleri Kur’an’ın ve Risale-i Nur’un ahkâmıyla seni o cami-i şerife indirmiş. O yeşil kubbe Şeriat-ı Muhammeddiye’dir. Allah Resulünün (Sallallahu aleyhi ve selem) kubbesidir. Sağdaki kubbe ise ehl-i tasavvufun kubbesi olup senin nasibin olan yer tasavvuf kubbesidir. Doğudan batıya dünyanın ne tarafına gitsen senin nasibin Nakşibendî’dir” (Mürşid Ve Mürid Hukuku, Mehmed Ildırar, s: 596–598)

Mehmet Ildırar Ağabey’in sohbetlerinden derlenen “Risale-i Nur'da Tasavvuf” isimli eserinde ise Risale-i Nur ile tasavvufun, imanın inkişafı ve hakiki imanın ele geçirilmesi için birbirinden ebediyen ayrılmayan, Kur'an-ı Kerim'in iki bahçesi, iki meyvesi olduğu anlatılarak Risâle-i Nur'un daha iyi anlaşılmasına hizmet ediyor.
Allah azze ve celle ağabeyimizi en güzel şekilde mükâfatlandırsın ve bizleri de şefaatine nail eylesin.


Sayı : 6
Büyük Kapak