Merhaba Ey Huzur ayı Ramazan

Sayı : 40 / Haziran 2015, Konu Başlığı : Kapak

Merhaba ey, sükût mevsimi Ramazan… Yine sessizce gel, konuk ol dudaklarımıza… Gül goncası gibi yumulsun yine dudaklarımız. Tatlı bir halsizlikle sessizleşelim… Nefsimiz sükût etsin, lüzumsuz sözler sussun da, Kur’an konuşsun ay boyunca… En gür sedasıyla…

Merhaba ey sükûnet iklimi, Ramazan… Gel de solukların bile yavaşladığı günlerde, nefsimizin bitmez isteklerine bir oruç gemi vur! Bir nebze olsun, dünya telaşı dinsin; ahiret seferberliği ilan edilsin baştanbaşa…

Merhaba ey hafiflik mevsimi Ramazan… Gel de yine kalpler ufuklar ötesine kanatlansın… Nefsin cimrilik yükleri sadakalar için çözülsün; istifleri bozulsun ikram ve ihsanlarla...

Merhaba ey letafet iklimi Ramazan… Gel de tenler incelsin, hisler rikkate gelsin… Sen gelince avuçlar sarmaş dolaş olur, kalpler şefkatle kaynaşır. Gözler kolayca yaşarır, gönüller çabucak ısınır. Omuzlar kardeş olsun saflarda…

Merhaba ey, huzur meltemi Ramazan… Gel de sinelerimizi ferahlandır! Sen gelince namazlar, zikirler kıvamını bulur; dualar yürekleri serinletir. Semadan sarkıtılan Kur’an kulpuna yapışan ruhlar, asıl yurdundan muştular işitir; geceler boyunca...

Merhaba ey nezaket mevsimi Ramazan… Gel de yine iyilik bambaşka bir mahcubiyete bürünsün... Sen gelince tok açın halinden anlar, güç sahipleri tevazu kanatlarını indirir. Yüzlerdeki ifadeler yumuşar, bakışlar kısılır. Zarifleşir, davranışlar da…

Merhaba ey sabır ayı Ramazan… Gel de yine nefisler haddini bilsin, uysallaşsın. Kalp süvarisi istikamete kavuşsun. Sen gelince iyilik melekeleşir, ayaklar doğru yolda sabitleşir. İrade karar kılar, kulluk yolunda…

Kutlu Misafir Geliyor!

Haziran ayının sonuna doğru okullar tatile girdiği sırada, on bir aydır beklediğimiz çok kıymetli bir misafiri ağırlamaya başlayacağız. O misafir bize her sene geliyor ve bir ay boyunca bizimle kalıyor. Bizimle kaldığı sürece hayatımıza huzur veren bir değişiklik getiriyor. Bir yenilenme, bir tazelenme, bir uyanış… Çok ayağı uğurlu, bereketli, pek kıymetli hediyeler getiren bir misafir…

O gelince amellerimiz kat kat kıymetleniyor. Nafilelerimiz farz gibi, farzlarımız ise diğer zamanlarda eda edilen yetmiş farza denk sevap kazandırıyor. Fırsatlarla dolu bir sevap kazanma sezonu sanki…

Üstelik onun ayağının uğruna, ibadetler de kolaylaşıyor. Çünkü şeytanlar bağlanıyor, cehennem kapıları kapanıyor, cennet kapıları sonuna kadar açılıyor. Gönül kulağı açık olanların işittiği bir çağrı yankılanıyor; “Rabbimizin kerem ve af mevsimi başladı; yok mu faydalanmak isteyen!”

Ramazan bize misafir gelecek diyoruz ama aslında o bizi ağırlayacak. Meleklerin nur sofraları açılacak; bir ay boyunca. Nârin dokunuşlarla gece sahurlara, teheccüdlere uyandıracaklar. Her iftar saatinde taze bir sevinçle ertesi günün orucuna niyet edişimize şahit olacak; tebrike koşacaklar. Teravihler boyunca etrafımızda halelenecek; “Hoş geldiniz aramıza” diyecekler. Gaflete gömülmüş ruhlarımızı serin nefesleriyle okşayıp solmayan bahar yurduna davet edecekler.

Ramazan ayı sanki şefkatli bir annenin yavrusunu tatlı uykusundan uyandırmak için yanağını okşaması gibi narin bir dokunuşla gafletten uyandırıyor bizleri. Fani âlemin bitmeyen koşuşturmasını bırakıp solmayan bahar yurduna doğru mukaddes bir yolculuğa davet ediyor…

Ramazan’ı Nasıl Karşılıyoruz?

İşte yine Ramazan Ayı geliyor. Haziran’ın 18’inde ilk orucumuzu tutacağız; inşaallah oruç da bizi tutacak…

Günahlara dalmaktan alıkoyacak. Gaflet perdesini yırtacak. Acizliğimizi, muhtaçlığımızı göreceğiz; Allah'a karşı kulluk edip kendimizi sevdirme ihtiyacını derinden hissedeceğiz.

Düşünelim ki, akşam güneş batınca yiyip içeceğimizi bildiğimiz halde açlık ve susuzluktan rahatımız kaçıyor. Öyleyse mahşer günü, o dünyanın bin yılına bedel olan ahiret gününde açlık ve susuzluğa nasıl katlanabileceğiz?

Allah-u Zülcelâl “Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir.” (Hac 47) buyuruyor.

Mahşer gününün sıkıntıları malum; o gün inceden inceye hesaba çekilen herkes muhakkak azap çeker. Ancak Allah'ın rahmetiyle kolay bir hesap gördüğü kulları başka…

Ramazan ayı Allah'ın rahmetini kazanma mevsimi. . Rabbimiz sabredenlere rahmetini ve bereketini müjdeliyor: “İşte sabredenlerin üzerine Rablerinden selâmlar, bereketler var, bir rahmet var. İşte bunlar iyiye ve güzele ermiş olanlardır.” (Bakara; 157)

Peygamberimiz “Oruç sabrın yarısıdır” (Tirmizî, Deavât 86) buyuruyor. Hem bir sabır talimi hem de bizzat sabrın ta kendisi olan oruç sayesinde üzerimize rahmet ve bereket yağıyor.

Allah dostları bize devamlı hatırlatıyorlar; dünyada ve ahirette her şey Allah-u Zülcelal’e itaat ediyor. Eğer Allah bizi severse, bizimle beraber olursa biri herkese ve her şeye sevdirir; herkes ve her şey bize iyi muamele eder.

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah bir kulu sevdiği zaman, Cebrail'i çağırır ve: ‘Ben filanı seviyorum, sen de onu sev!’ diye emreder. Cebrail de onu sever. Sonra Cebrail semada seslenip: ‘Allah filan kimseyi seviyor, binaenaleyh siz de onu seviniz!’ der. Artık gök ahalisi de onu severler. Sonra yeryüzüne onun için (Allah tarafından) kabul konulur…" (Buhârî, Tevhid 33, Edeb 41)

Allah Azimuşşan bizi sevdiği zaman, meleklerine emreder, bizi dünyada kötülüklerden muhafaza eder, kabirde ve mahşerde yumuşak muamele eder, kusurlarımızı affedip cennetine koyar. Bizim gibi aciz ve muhtaç kulların iki dünya selameti, Allah'ın bizi sevmesine bağlıdır. Öyleyse Allah'ın sevgisini asıl kazanacağız? Allah-u Zülcelâl hangi kullarını sevdiğini bildiriyor: “Allah sabredenleri sever,” (Al-i İmran; 146)

Madem bu uzun günlerde açlık ve susuzluğa sabredeceğiz, bu sabrın kazandırdığı yakınlığın tadını çıkaralım. Çünkü Allah-u Zülcelâl müjdeliyor; “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara; 153)

Allah'ın bizimle beraber olması az bir nimet mi? İşte Ramazanı bu şuurla ve muhabbetle karşılayabilirsek ne mutlu bize…

Ramazan Bizi İmtihana Çekiyor

Her Ramazan imtihana çekiliyoruz aslında. Ramazan’a nasıl duygularla kavuşuyoruz?

“Günler de pek uzun…” diye vesvese mi yapıyoruz; yoksa “Belki de bu son Ramazan’ım, belki de bir dahakine kavuşamam, bu yüzden iyi değerlendirmeliyim,” diye taze bir heyecanla karşılıyoruz?

Belki içimizden bazıları, Ramazan umresine gitmek için veya büyüklerimizden manevi takviye almak üzere ziyaret yapmak için hazırlık yapıyor. Bazılarımız ise, “Hangi caminin imamı daha güzel, tane tane okuyor, daha sakin, tadil-i erkâna göre namaz kıldırıyor?” diye araştırıyor. İmkânı olanlar “Yetimlere, muhacirlere iftar ettireyim de çifte sevap kazanayım…” diye hazırlanıyor.

Yolumuzu aydınlatan maneviyat rehberlerimiz, Ramazan’ın bereketine çok rağbet gösteriyor, onu pek güzel karşılıyor. İki ay öncesinden, onu güzel karşılamanın tatlı heyecanıyla oruçlara başlıyor, ibadet yoğunluğunu bir kat daha artırıyorlar. Çünkü onlar bu mübarek misafir bizimleyken amellerin kat kat mükâfatlanacağını biliyorlar.

Bu mübarek mevsimin bereketinden istifade etmek için kıyamda uzun uzun durarak, tevazuyla eğilerek, mahviyetle secdelere kapanarak onu verene şükranlarını sunuyorlar. Şaban’ın yarısı oluncaya kadar, arınıp, tazelenip, kurtuluş beratlarını alarak On Bir Ayın Sultanına kavuşuyorlar. İki ay boyunca “Bizi kavuştur,” diye dua ettikleri aya… Vahyin aydınlığının Mekke vadisine nazır o dağın yamacından doğduğu O Kutlu Ay’a…

Ramazanın gelişiyle günlük hayatımızın rütini değişince, yeme içme alışkanlıklarımızı bırakıp yeni bir hayat düzenine geçeceğiz. Kahvaltıyla geçen saatimizi mukabeleyle değerlendireceğiz. Bulaşığa, çay saatine, gereksiz dedikodulara harcadığımız dakikaları tefekkür ve tezekkürle değerlendirebildiğimizi göreceğiz. Kimsenin bizi girmeye zorlamadığı, ama girince de büsbütün kendi keyfimize bırakmadığı manevî bir talim bu…

Sene boyunca kaçınamadığımız gıybet, gaflet, malayani gibi günah lekelerinin kalbimizden silindiğini, simamıza yeniden mümin nurunun doğduğunu hissedeceğiz.

Gecelerimize ılık gözyaşları, seherlerimize samimi yakarışlar, iftarlarımıza boynu bükük fısıltılar getiren bu misafir, giderken arkasında bayram ettiren sevinçler bırakacak.

Manevi Sofra

Gerçekten de Ramazan, gökten inen bir maneviyat sofrası gibi…

Tıpkı Mevlana rahmetullahi aleyhinin Divan-ı Kebir’inde dediği gibi, “Ramazan geldi, aşk ve iman padişahının sancağı erişti. Artık maddî yiyeceklerden elini çek, çünkü göklerden mânevî rızıklar geldi. Can sofrası kuruldu.” (Şefik Can, Mevlânâ, s. 422 vd. Dîvân-ı Kebîr, II, 892)

Orucunu açmak için hurma da bulamazsa su ile iftar ettiğinden bahsedilen Peygamberin ümmetiyiz, ama oburluğumuz ve israfımız iftar sofralarımıza da yansır hale gelmiş. Ne olur İslam coğrafyasında milyonlarca dul ve yetim kardeşimiz içecek temiz suya bile hasret iken, sofralarımızı gereğinden fazla çeşit ve miktarda yemekle doldurup, her akşam bir sürü yemek artığını çöpe dökmenin günahını işlemeyelim.

Mevlana Hazretleri orucu tarif ederken, “Can bedeni, hantallığından kurtuldu. Tabiatımızın isteklerinin eli bağlandı. Aşk ve iman ordusu geldi. Sapıklık ve imansızlık ordusunu kırıp geçirdi. Bir bakıma oruç, bizim kurtuluşumuzun kurbanı sayılır. Bizim canımız onun yüzünden dirilik kazanacaktır. Mâdem ki gönül evine misafir olarak can geldi, onun uğruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim.” Diyor.

Biz de bu Ramazanı maddiyatçılık ve hantallıktan kurtulmak için bir vesile bilelim. Allah dostları iftarda ne yiyeceğini düşünmeyi bile orucun maneviyatını bozan bir edebsizlik ve tevekkülsüzlük olarak görürlerdi. Biz onlar gibi olamasak da hiç değilse bir ölçü, bir sınır koyalım. İftardan sonra televizyon karşısında uyuşup kalacak kadar midemizi doldurmayalım.

Birbirimize ve ümmet-i Muhammed’e çok dua edelim. Hazır oruç dilimizi lüzumsuz sözlerden tutmuşken, hazır orucun ateşiyle yanan sinelerimizden günah kirleri dökülmüşken, hazır nefesimizin kokusunu Rabbimiz seviyorken çok dua edelim.

Ağızlarımızı helal lokmaya bağladığımız gibi Allah'ın haram kıldığı, oruçluya yakışmayan sözlerden de alıkoyalım; duaya, niyaza duralım. Gönüllerimizdeki hafifliği, hallerimizdeki inceliği fırsat bilelim. Ramazana bu niyetlerle girelim ki; şu uzun günlerde çektiğimiz zahmet boşa gitmesin.

“Hoş geldin ey Ramazan” diyelim ki; Ramazan da bizi hoş bulsun.


Sayı : 40
Büyük Kapak