Metin Kaçar Hoca Efendi:“Kuran Hizmeti Fedakârlık İster”

Sayı : 40 / Haziran 2015, Konu Başlığı : Röportaj

Metin Kaçar Hoca Efendi Kimdir?
1963 Tokat Niksar’da doğdu. İlk göreve Tokat’ta başladı. 10 yıl Konya merkezde vazife aldıktan sonra 1997den bu yana da Hürrem Çavuş Camiinde İmam hatip olarak görev yapmaktadır. İstanbul Din Görevlileri dernek başkanlığı, Fatih Din Görevlileri dernek başkanlığı, Tüm Din Hizmetleri Genel Başkanlığı gibi diyanet camiası içerisinde hizmet eden derneklerde ve vakıflarda görevler aldı. Başkanı olduğu Tüm Din Hizmetleri Derneğinin kuruluş gayesi olan, “Din hizmetlerinde verimliliği artırmak, örnek projelerle yaygınlaştırmak, din görevlilerinin heyecanını diri tutmak, aktif din hizmeti sunmak, model imamlar oluşturmak,” görevini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Faaliyetleri arasında Tüm Din Hizmetleri Derneği tarafından 1-7 Ekim tarihleri arasında ülke genelinde Camiler ve Din Görevlileri Haftası düzenlenmesi de bulunuyor. Hocamız bu etkinlikler kapsamında, Fatih camisinde “7 Yaşındayım, Namaza Başlıyorum” gibi örnek faaliyetlere imza atmasıyla tanınıyor.

Ramazan ayları ailecek, çoluk çocuk camilere gitmek, orada ilimle, ibadetle vakit geçirmek için bir imkân sunuyor. Ramazan ayının yaz mevsimine denk geldiği bu dönemin kıymetini bilmek gerek. Çünkü çocuk ve gençlerin din eğitiminde, camilerle sağlam bir bağ kurmanın, ailecek ibadet etmenin çok büyük önemi var. Etrafta çocuk ve gençleri bekleyen birçok tehlike varken onları cami, dernek, vakıf ve dergâhlarımızda eğitim programlarına yönlendirmemiz çok daha büyük önem kazanıyor. Bu sebeple çocuklarımızı yaz kuran kurslarına göndermek kaçırılmaması gereken bir fırsattır.

Peygamber efendimizin halk eğitimi metodunda da aile ve çocukları mescid ve çevresinde eğitmenin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Fatih Hürrem Çavuş Camii imam hatibi Metin Kaçar hocamız da Peygamberimizin bu sünnetini tatbik etmeye özen gösteren fedakâr hocalarımızdan biri. Kendisiyle hem yaptığı çalışmalar hem de bunların önemi hakkında konuştuk. Model alınmasına vesile olmasını ümit ederek sohbetimizle baş başa bırakıyoruz.

Hocam, gelecek nesillerimizi Kuran ve sünnetle yoğurarak yetiştirmek çok önemli. Sizin bu konuda çok güzel faaliyetler düzenlediğinizi biliyoruz. Çocuk eğitiminde Peygamberî metot nedir, bize biraz bahseder misiniz?

Metin Kaçar Hoca Efendi: Eğitim önemlidir. Özellikle çocuklarımızın eğitimi daha çok önemlidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mescidi Nebi’de eğitim hizmeti verirken insanları, tabiri uygun olursa kategorize ettiğini, olgun insanlara farklı bir üslupla, çocuklara ise daha farklı bir şekilde davrandığını görüyoruz. Efendimiz aleyhissalatu vesselam çocukların eğitimine çok önem vermiş. Sokakta oynayanların başını okşamış. Mescide gelenlerle özel ilgilenerek onları teşvik etmiş. Eğitim hizmetlerinin temeli camidir.

Camide çocuklara nasıl eğitim verilmelidir? Özellikle sizin bunda izlediğiniz metot nedir?

Metin Kaçar Hoca Efendi: Camilerde bu çocuklarımızı nasıl eğiteceğiz, bunu kendimize dert edinmekteyiz. Hürrem Çavuş cami 18 yıldır bunun en güzel örneğini gösterdi. Hürrem Çavuş caminde Kur’an kursu yaz, kış ve akşam kursu olmak üzere 3 şekilde kategorize etme suretiyle çocuklarımızı, gençlerimizi ve yetişkinlerimizi camide tutmaya gayret ediyoruz.

Kış Kur’an kursumuzda, yazda eğitim alan çocuklarımızın Kuran’dan kopmamaları için ailelerin isteği üzerine haftada bir cumartesi günleri 100 e yakın öğrenciyle ders yapıyoruz. Öğlen namazını cemaatle çocuklarımıza kıldırıyoruz ve çok sevdikleri için dürüm ayran ikram ettikten sonra evlatlarımızı evlerine gönderiyoruz. Yaz kursumuzda ise bizim 800 öğrencimiz var. Küçücük caminin avlusuna brandalar koymak suretiyle sınıflar oluşturuyoruz. 60 hocamızla birlikte çalışıyoruz. Kız öğrencilerimize bayan hocalarımız, erkek öğrencilere de erkek hocalarımız eğitim veriyor. Akşam kurslarımız ise çalışanlar içindir. Mesai sonrası insanlar buraya geliyor avluya hasırı seriyoruz gelenlerle ders yapıyoruz.

Hocam bu caminin ve mahallenin kapasitesi belli… Bu kadar fazla öğrenci size neden geliyor? Bu çocukları biz sabahları görüyoruz Hürrem Çavuş Camine giderken okula gittikleri o asık suratla değil de çok severek geliyorlar bunların nedenleri nelerdir?

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Bunu şu şekilde ifade etmek istiyorum; ilk önce Kuran eğitimi yapacak kişi, kendinin nerede olduğunu görecek. Caminin imamı kendini aynı zamanda bir Kuran muallimi, Kuran eğitmeni ve Kuran’ın ahlakıyla ahlaklanmış bir hoca efendi olarak görecek. Yani “Diyanet bana görev verdi, yaz kursu mecburi, 15 talebeyi bulayım, bir liste yapayım, ek ders ücretimi de alayım,” diye düşünmeyecek. Neden çünkü Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenen ve öğreteninizdir.” (Buhari-Fedailu’l-Kur’an; 21)

Öyleyse “Niye bu hayırlıların içinde ben de olmayayım,” dememiz icap ediyor. Bunu dedik mi, arkasından özveri ve disiplin gelir. Ne demek özveri; biz saat mesela sekiz buçukta başlarız derse, normalde diyanet bizlere dokuzda der ama biz erken başlarız.

Diyanet üç saat der ama biz beş saat yaparız. Sekiz buçukta başlayacak derse öğrenciler yedi buçuktan itibaren gelmeye başlar. Velileri de, öğrencilerimi de sabahleyin kapıda bizzat kendim karşılarım. Veli çocuğunun elinden tuttu geldiği zaman ilk beni görür ve şu imaj oluşur: “Elhamdülillah Metin Hocamız orada, çocuklarımız emniyette…” İşte bu özveridir. Yani “Ben hocayım, çocuklar toplansın, biraz oyalansınlar, sonra gideyim,” asla olmaz. Burada görev yapan hocalardan da bunu isterim. “Sevgili hocalarım hiç birimiz öğrencilerden sonra gelmeyeceğiz. Bizim böyle bir lüksümüz yok, çünkü biz Kur’an hizmeti yapıyoruz.” Hiç yaz Kur’an kursundan izin alıp memleketime gitmemişimdir. Hep tam yaparım hatta fazlasıyla… Diyanetin belirlediği süreden de bir hafta fazla olur veya bir hafta erken başlarız. Kur’an hizmetidir bu.

Sonra disiplin. Öğrenci bu yaz kursunu, basit sıradan bir kurs olarak görmemelidir, bu ise camide hocanın yaptığı çalışmaya bağlıdır. Hürrem Çavuş camiindeki çalışmada, kayıtlar yapıldıktan hemen sonra sekiz yüz öğrencinin veri tabanını bilgisayarda oluştururuz. Öğrencinin ezber dosyaları, kitapları, elif cüzü üzerleri etiketli bir şekilde eğitime başlanmadan önce hazır olur. Her ders hocamız sınıfın yoklamasını alır. Öğrenci gelmemiş ise veli aranır, sebebi öğrenilir ve çocuğun yarın kursa getirilmesi rica edilir. Eğer aile on beş günlüğüne memleketlerine giderse çocuğa on günlük elif cüzden ödevini veririm, aileye de söylerim, oradaki imamdan çocuk derslerini alsın ki, geri geldiğinde Kuran’la bağı kopmamış olsun. Dolayısıyla çocuk şuna inanacak “Burası sıradan bir kurs değil!” Böylece tam bir oto kontrol sistemi kurularak disiplinli bir eğitim verilmektedir.

Hocam anlaşılan yaz kursu değil sanki kolej gibi… siz sadece çocuklara dğeil gençlere de eğitim veriyorsunuz, öyle değil mi?

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Buradaki gençler benim talebelerim. Geçtiğimiz aylarda burada bir program yaptım, burada okuttuğum, şimdi üniversitede olan, işe girmiş olan yüz genci camiye çağırdım. Önce bir sohbet, yaptık sonra yemek yedik, çok feyizli bereketli bir program oldu. Yani ben yüz tane genci Kuran’ın sayesinde çağırabiliyorum onlara ulaşabiliyorum. Burada yaptığımız iş sadece eğitim değil, çocuklara ve gençlere camiyi sevdirmeye çalışıyoruz. Eğer özveri ile yapılırsa her caminin Hürrem Çavuş Cami olmasına bir mani yok.

Cuma günleri akşam namazından sonra otuz-kırk öğrenci geliyorlar, haftalık sohbetlerimiz var. Okulda olmadıkları müddetçe günlük beş vakit camiye gelme mecburiyeti var, namazlarını cemaatle kılacaklar. Onlarla tefsir ve ilmihal dersi yapıyoruz. Yani çocuk Kur’an-ı öğrendi kursu bitirdi diye bırakmak yok. Üniversitede okuyanla da, imam hatipte okuyanla da, çalışanla da irtibatım var.

Hocam yaz aylarında çocuklar oyunla eğlenceyle geçirmek ister. Siz onları camide tutmayı nasıl başarıyorsunuz?

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Elbette çocuklar bu yaşta oyun oynayacak. Cami avlusunda çocuklara spor yaptırıyoruz, mendil kapmaca oynuyoruz. Halat çekme oynatıyoruz, geziler düzenliyoruz. Onlar bize emanet, acaba bunlara dinini nasıl daha çok sevdirebiliriz? Bizlere ayrılan bir süre var, bu süre içerisinde yavrularımıza neler verebiliriz? Bu görevde yer alacak hocalarımız bunu sadece Allah için yapmalı. Bu konuda hocalarımız çok özverili olacak. “Gücümün yettiğini yapıyorum” değil, gücümüzün üstünde hizmet etmeli. Çünkü bizim yarınımız bu delikanlılar, yarın bu mihraplarda onlar olacak.

Kur’an kursuna çocuklarını gönderen ailelerin nasıl hareket etmelerini önerirsiniz?

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Velilerin buradaki tavrı da çok önemlidir. Veliler Kuran eğitiminde çocuklarını sıradanlaşmış yerlere vermemeliler daha seçici davranmalılar. Şunu demek istiyorum, güya yaz Kuran kursu tertiplenmiş, ama on dakika eğitim, kırk dakika teneffüs, böyle yerleri tercih etmeyelim. Nasıl imkânı olan kardeşlerimiz çocuklarını kolejlerde, özel okullarda seçici davranarak okutuyorsa kesinlikle Kuran eğitiminde de seçici olmamız gerekiyor. Bu ise velileri ilgilendiren birinci boyutudur. İkincisi ise ilgi ve alaka… Ben bunu mihraptan minberden de söylüyorum. Bizler çocukların ilk, orta ve lise eğitimini milli eğitime ihale etmişiz. Kuran eğitimini de cami imamına… Bitti. Böyle bir mantığı yanlış buluyorum.

Çocuğu getirin, kaydını yapalım, Kuran’ı okusun ama en az haftada bir gelin, “Hocam ne yapıyor bizim çocuk?” deyin. Çocuk sizi görsün benim yanımda, konuştuğumuzu görsün, “Babam ya da annem gelmiş hocamla konuşuyor, beni soruyor, ilgileniyor,” desin. Faaliyetlerle ilgilensin.

Hocam bu faaliyetlerin yanı sıra çocuklara yemek yediriliyor, meyve suları, ikramlar veriliyor. Yarışmalar tertiplenip hediyeler veriliyor. Bu noktada velilerin herhalde bir katkısı oluyor, değil mi?

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Şöyle arz edeyim, camimize gelip eğitim alan çocuklarımıza ikramlarda bulunuyoruz, ödüller veriyoruz. Bunların masraflarını cemaat karşılıyor. Kursumuz başlamadan önce cemaate duyuru yapıyorum, “Kursumuz başlıyor, destek olun,” diye sağ olsunlar, ellerinden geleni yaptıkları için cami bütçesinden hiç destek almadan cemaatle birlikte kursun bütün masraflarını karşılıyoruz. Temsil heyetimiz var, onlar organize ediyor. Ben de ilgileniyorum böylece bu konuda sıkıntı yaşamıyoruz, Elhamdülillah. Bizim sponsorumuz cemaat Allah razı olsun. Biz samimice yola çıktık mı tıkanma yok. Ama “Acaba olur mu? Ben niye yapayım, başkaları yapsın,” dediğimiz zaman zaten o işin bereketini kaçırıyoruz.

Hocam eğitim faaliyetlerinizin yanında, cemaatinize, yani yetişkinler için yaptığınız çalışmalar var. Hatim programları gibi, Pazar kahvaltıları gibi… Bunları anlatır mısınız?

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Bu camiye 1997 yılında tayin edildiğimde cami harap haldeydi. Camiyi çok güzel inşa ettik, pırıl pırıl oldu. Dedim ki, “Camiyi güzel yaptık ama asıl imar caminin içini doldurmak.” Tabi o doldurma, nicelikli mi olsun, nitelikli mi olsun, meselesi de var. Yani cemaatin manevi olarak eğitim düzeyini artırmayı hedefledik. Cemaat kaç ayet biliyor, kaç hadis biliyor, ilmihali hiç okudu mu? İşte buna yönelik çalışmalara başladık. Mesela sabah namazından sonra ilmihal ve tefsir dersleri yapıyoruz. Geçen yıl Riyazus Salihin okuduk. Bu sene Ramazan el-Buti’nin Fıkhu’s Siyre adlı eserini okuduk. Devamlı bir eğitim çalışması. Bildiklerimizi hatırlıyoruz, bilmediklerimizi öğreniyoruz.

Dolayısıyla hem çocuklar, hem gençler, hem de büyüklere yönelik eğitim faaliyetlerimiz yıl içerisinde de devam ediyor. Biz kurs süresince veli toplantılarını sabah namazında yapıyorum. Çocuklarınızı da alın öyle gelin diyorum. Şöyle bir anım var; bir sabah namazında veli toplantısı yaptık, çok güzel, bereketli oldu. Toplantı bittiğinde velileri çocuklarıyla birlikte uğurluyorum. Bu sırada otuzlu yaşlarda bir veli yanıma gelerek dedi ki, “Hocam bir şey söylemek istiyorum. Allah sizden razı olsun, bu benim ayıbım ama söyleyeceğim, sizin vesilenizle ilk defa cemaatle sabah namazı kıldım,” dedi. Aynı şeyi teheccüd programında da yaşadım, bir kardeşimizde yanıma gelerek “Hocam ilk defa sizin vesilenizle teheccüd namazı kıldım” dedi. Bunlar insanlarda iz oluşturuyor. Ve o sabah namazına gelen insan artık caminin müdavim cemaatinden oluyor. Kursla ilgisi daha farklı oluyor.

Ramazan ayında aile ile birlikte teravih ve diğer ibadetler için camiye gitmenin çocuk ruhundaki etkisi nelerdir?

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Millet olarak biz Ramazana ayrı bir önem veriyoruz. Bu hakikaten iftihar edilecek bir durum. Mademki bu millet Ramazana bu kadar itibar ediyor o zaman biz de değişmeliyiz. Bu insanların anlayacakları lisan ile hoşlarına gidecek şekilde davranmalıyız. Mesela bizim geçmişten bu güne handikabımız şudur; camide çocukların gürültü yapması problemdir. Ama bizde öyle bir şey yok. Niye? Burada kimse çocuklara kızamaz. Çünkü ben cemaatimi sürekli çocukları aralarına almaları ve onlara karşı yumuşak davranmaları hatta camiye geldikleri için ödül vermeleri hususunda uyarıyorum. “Çocukları arkaya atmayın, aranıza alın ki, edeb öğrensinler. Arkaya gönderirseniz orada tabi gürültü yapacaklar.” Onun için ailelere şunu diyoruz, “Ailece camiye gelin.” Mesela Pazar günleri bizim burada programımız olur, afişimiz şöyledir: “Biz bundan böyle ailece Hürrem Çavuş camiindeyiz.” Cemaate sık sık söylüyorum ailenizi getirin çocuklarınızı, gençlerinizi, kızlarınızı, erkek çocuklarınızı camiye getirin. Yarın onlar bu boşlukları dolduracak. Ramazan bu işin zirvesidir.

Biz “Camide yemek yenmez,” anlayışını yıktık. Camide sahur yemeği yiyoruz. Birkaç sene önce şöyle bir olay yaşamıştım. İlk sahur programına başladık, emekli bir asker ağabeyimiz camiye geliyor, gidiyor. Tabiri caizse buzdolabı gibi, selamı veriyor ama işte öyle. İlk sahuru yaptık, namazı kıldık. Arkamdan geldi, “Ya hocam, bu gençlere bu kadar yüz verme!” dedi. “Camide böyle yemek falan olur mu?” O zaman avlusunda yiyoruz. “Üç beş gün sonra içeride de yemek yiyeceğiz, hava yağmurlu olunca,” dedim. “Yapmayın!” dedi. İki sene sonra geldi dedi ki, “Hocam bu gece sahurluğunuz var mı? Bu gece sahuru ben vereceğim. İki sene önce sana bir şey söyledim çok mahcup oldum. Bu çocuklar bana öyle hürmet ediyorlar ki, kendi çocuklarım bana böyle davranmıyorlar. Kur’an-ı Kerim okumak istiyorum rahlemi koyuyorlar. Çıkmak istediğim zaman ayakkabılarımı çeviriyorlar. Ben ayıp ettim,” Aslında sahur yemeğimiz vardı “Ben onu iptal edeyim. Senin gönlün kırılmasın, bu gece senin ikramını kabul edelim” dedim. Yedi senedir sahurumuzu da verir, iftarımızı da verir. Dolayısıyla böyle samimi, güzel ortamlar var.

Çok güzel maşallah, hocam… Allah hepimize nasip etsin. Bizler de çevremizdeki camilerde böyle faaliyetlerin yapılmasına vesile olalım, talep edelim, inşaallah.

Metin Kaçar Hoca Efendi:
Benim annelere, babalara, özellikle din görevlisi hocalara ve kardeşlerime çağrım şu, ne olursa olsun Kuran hizmetini angarya görmeyelim. 28 Şubat sürecinde hep ağlamadık mı, “Kuran eğitimi elimizden alındı,” diye. On iki yaşından küçüklere kurs vermek yasaklandı. Kuran kurslarımız kapatıldı, hep üzülmedik mi? Peki, şimdi buyurun, işte meydan! Söz buraya gelmişken şu hatıramı da anlatayım, 2001 yılı tam 28 Şubat sürecinin baskıları arttırdığı dönem. Kur’an eğitimini 12 yaşından aşağı olan alamaz diye kanun çıkardılar. 600 -700 öğrenci burada avludayız. Bir nöbetçi sistemimiz vardır, bizim okul gibi. Nöbetçi öğrenci geldi “Hocam, dışarıda elinde kamera olan birileri var. Bir de televizyon programcısı, ismini çıkaramıyorum, sizi soruyorlar,” dedi. Çıktım, baktım Uğur Dündar ekibiyle gelmiş. Ellerimi kapının iki tarafına dayadım içeriye giremesin, diye. “İçeriye girip görüntü alacağız, dedi. “Müftülükten izin almadan olmaz,” dedim. “Siz burada kanunlara aykırı eğitim yapıyormuşsunuz,” dedi. “Evet, ben kuran öğrenmeye gelen talebeyi geri mi çevireyim? Anne babasına, ‘bu devlet kuran eğitimini yasakladı,’ mı, diyeyim? “Bu hoca çetin ceviz çıktı,” dedi, dönüp gitti. Hamdolsun o zaman da hizmetimizden geri kalmadık.

Çok teşekkür ediyoruz hocam.


Sayı : 40
Büyük Kapak