Ümmü Haram binti Milhan -r.anhâ-

Sayı : 50 / Nisan 2016, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Cihad özlemiyle Yanan, Ümmü Haram binti Milhan -r.anhâ-

Tebliğ ve cihad faaliyetleri, İslam'da en üstün amellerdendir. Çünkü bu amellerle bir diyarın halkının İslamı tanıyıp ebedi saadete erişmelerine vesile olmak, sevabı kesilmeyen bir ameldir. Ekseriyetle bu faziletli amele erkekler güç yetirirler. Ancak kadınlar arasından bazıları da zorlu seferlere katılarak İslam yolunda sıkıntılara göğüs germişlerdir. Bunlardan biri de Ümmü Haram binti Milhan radıyallahu anhâ’dır.

Medine’nin Neccar oğulları boyuna mensup olan Ümmü Haram binti Milhan radıyallahu anhâ, Enes İbni Mâlik radıyallahu anh'ın teyzesidir. Neccar oğulları Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin anne tarafından akrabası olduğu için, Efendimiz aleyhisselatu vesselamın da teyzesi kabul edilir. Arapçada teyzeye “hala” denir. Bu sebeple Peygamber efendimizin halası diye şöhret bulmuştur.

Ümmü Haram binti Milhan radıyallahu anhâ, Rasûllullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin İslam’a davetine koşan ilk Medineli Müslümanlar arasındaydı. Müslüman olmadan önce Amr İbni Kays ile evliydi.

İslam dini Medine’de yayılıp birçok kişiler hak dine girdiği halde onun kocası Müslüman olmadı. Ümmü Haram kocasının Müslüman olmasını ne kadar istediyse de kocası Müslüman olmayı kabul etmedi. Ümmü Haram radıyallahu anhâ, müşrik kocasından ayrıldı ve bir süre sonra meşhur sahâbî Ubâde İbni Sâmit radıyallahu anh ile evlendi. Kocasıyla birlikte Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme hizmete koştu.

Hz. Ubâde radıyallahu anh, Medine’nin İslama kucak açmasına öncülük eden, Birinci ve İkinci Akabe Biatlarına katılan Müslümanlardan biriydi. Bu biatlarda Peygamberimizin yoluna canlarını feda edeceklerine ve onu her türlü tehlikeden koruyacaklarına söz verenlerden biriydi. Hanımı Ümmü Haram da onun bu hizmetlerine can-ı gönülden destek oluyordu.

Peygamber efendimizin ailesi ve sahabe hanımlarla birlikte dinini daha iyi öğrenmenin ve İslam’a hizmet etmenin gayretinde oldu. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, zaman zaman Ümmü Haram radıyallahu anhâ'nın evine ziyarete giderdi. Bazen öğleüstü kaylûlesini onların evinde yaptığı olurdu.

Müjdeli Bir Rüya

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir gün yine Ümmü Haram’ın evindeydi. Gölgelikte biraz dinlenmek isterken hafif bir uykuya daldı. Uykusundan gülümseyerek uyandı. Yanındakiler Efendimiz aleyhisselatu vesselamın tebessüm edişinin sebebini merak ettiler.

Ümmü Haram radıyallahu anh anhâ sordu:

- Ya Rasûlallah! Anam-babam sana fedâ olsun. Niçin gülüyorsunuz? Peygamber Efendimiz:

- Ey Ümmü Haram! Ümmetimden bir kısmının gemilere binip kâfirlerle savaşmaya gittiğini gördüm. Buyurdu.

Ümmü Haram radıyallahu anhâ her zaman şahadet özlemiyle yanardı. Allah Resulünün onun evindeyken böyle bir rüya görmesine çok sevindi. Bunun kendisi için de bir müjde olmasını ümit ederek Peygamber efendimizden dua istemeyi düşündü. Heyecanla:

- Ya Resûlallah! Dua etseniz de ben de onlardan biri olsam!

Hidayet ve merhamet pınarı Efendimiz aleyhisselatu vesselam istediğini kabul etti ve hemen ellerini açarak:

“Ya Rabbi! Ümmü Haram’ı da onlardan eyle!” diye duâ etti.

Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem istirahatına bir süre daha devam etti. Biraz uyumuştu ki, yeniden Efendimiz aleyhisselatu vesselamın tebessüm ederek kalktığı görüldü.

Ümmü Haram radıyallahu anhâ yine gülümsemesinin sebebini sordu. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

- Bu sefer de ümmetimden bir kısmının padişahların tahtlarına kuruldukları gibi bineklerine kurularak gazaya gittiklerini gördüm. dedi.

Ümmü Haram radıyallahu anhâ onların da arasında olmak istedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ona: “Sen öncekilerdensin,” (Buhari, 2638, 2639, Müslim, 1912) buyurdu. Böylece onun ileride gerçekleşecek deniz seferlerine katılacağını haber vermiş oldu.

Beklediği Fırsat Karşısına Çıktı

Efendimiz dünyadan ayrılmış, dâr-ı bekâya irtihal eylemişti. Ancak ashab-i kiram asla dünya işlerine dalıp İslam’a hizmet etmeyi aksatmadılar. Hz. Ubâde radıyallahu anh da bu hizmetlerde daima öncü roldeydi. Allah Resulü aleyhisselatu vesselam zamanında her zaman ilim, cihad ve hizmetlerde ön safta olan Hz. Ubade, Hz. Ebû Bekir radıyallahu anhın hilafeti zamanında da Bizans Kralı Herakliyus’a elçi olarak gönderilenler arasındaydı.

Şam ve Mısır taraflarının fetihlerine katılan Hz. Ubâde radıyallahu anh, Filistin valiliği hizmetinde bulundu. Ömrünün çoğunu Şam bölgesinde geçiren Hz. Ubâde radıyallahu anh, sahabilerin âlimleri arasında bulunuyordu. Hadis ve fıkıhta üstün bilgiye sahipti.

Şam’da kaldığı sürede İslamî ilimleri okutarak bu diyarın bir ilim yuvası hâline gelmesine hizmet etti.

Ümmü Haram radıyallahu anhâ da kocasıyla birlikte görev yerlerine giderek kadınlara İslam’ı tebliğ ve talim etme yolunda hizmet etti. Yine kocasıyla birlikte Humus'da tebliğ vazifesinde bulundukları dönemde İslam ordusu Kıbrıs adasını fethetmek için sefere hazırlanmaya başladı. İşte Peygamber efendimizin yıllar önce müjdelediği sefer bu olsa gerekti. Hz. Ümmü Haram radıyallahu anh anhâ da sefere katılmak üzere hazırlığa başladı.

Kıbrıs seferi İslam ordusunun ilk deniz seferiydi. Önceleri denizcilikten çekinen Müslümanlar çok geçmeden gözlerini denize çevirmek zorunda kalmışlardı. Çünkü Bizans'ın denizdeki üstünlüğü devam ettiği sürece Mısır ve Suriye'yi uzun süre hâkimiyetleri altında tutamayacaklarını anladılar. Bunun için ilk olarak Akdeniz’in doğusunu elde tutmak için çok önemli bir doğal üs görevi gören Kıbrıs’ı fethetmeyi hedeflediler.

Müslümanların ilk deniz seferi birçok tehlikeler içeriyordu. Ümmü Haram radıyallahu anhâ 86 yaşına girmişti. Deniz yolculuklarına alışkın değildi. Fakat Peygamber efendimizin müjdesine nail olma arzusuyla bütün zorluklara göğüs geriyor, sıkıntılara sabrediyordu.

İslam ordusu o zamana kadar Bizans’a karşı hep kara savaşları yapmıştı. İnşa edilen gemiler İslam devletinin ilk donanmasını oluşturuyordu. Denizciliği iyi bilen Bizans’a karşı savaşıp, denizin ortasındaki Kıbrıs adasının fethetmek birçok açıdan çok tehlikeler barındıran bir girişimdi. Üstelik denizlerde hâkim durumda olan ve deniz savaşlarında tecrübeye sahip olan Roma devleti, ateş topları fırlatarak gemileri yakma tekniğine sahiptiler.

Ancak Müslümanların denizlere hâkimiyet kurması kaçınılmazdı. Fethettikleri diyarları elde tutmaları ve deniz ticaretine hâkim olmaları için denizlerde de üstün olmaları gerekiyordu. Bu sebeple artık Müslümanların da kendi donanmalarını oluşturması zaruriydi.

Müslümanları deniz savaşlarına en fazla teşvik eden de Ümmü Haram radıyallahu anhâ’dan rivayet edilen hadisi-i şerifler olmuştu.
Ümmü Haram radıyallahu anhâ, deniz savaşının tehlikesinin kara savaşından daha büyük olduğu gibi sevabının da kat kat fazla olduğunu bildiriyordu. “Denizde yapılan bir gazve (savaş), sevapça karada yapılan on gazveye bedeldir.”

Ümmü Haram’ın rivayetine göre, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştu: “Deniz tutan kimseye bir şehid sevabı, boğulana ise iki şehid sevabı vardır.”

Bir başka hadis-i şerifte, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Müslümanları deniz gazalarına teşvik etmek için şöyle buyurmuştu: “Bir deniz şehidi (sevabı), iki kara şehidi gibidir. Deniz tutup da istifra eden ise, karada kan döken gibidir. İki amel arası da Allah'a kulluk yolunda dünyayı kat etmek gibidir. Allah ölüm melekleri ile ruhları kabzeder. Deniz şehidinin ruhunu kabzetmeyi ise üzerine almıştır. Kara şehidinin borç dışın¬daki bütün günahlarını bağışlar. Deniz şehidinin ise, günahlarım da, borcunu da bağışlar.” (İbn Mâce, Cihâd, 10)

Peygamber efendimizin müjdesine nail olmuş olan hala sultanın da bu gemide olması İslam askerine büyük bir maneviyat aşılıyordu.

M. 649 ilkbaharında, donanma Akka sahilinden denize açıldı. Müslümanlar Kıbrıs’a varınca karaya çıkarak şehri kuşatma altına aldılar. Şehrin idarecilerini, önce İslamiyet’i kabule, daha sonra İslam Devletinin egemenliğini kabule davet ettiler. İdareciler bu iki teklifi de reddedince savaş başladı.

İslam ordusu, bu zorlu şartlara rağmen yüksek maneviyat sahipti. Peygamberimizin müjdesine nail olan Ümmü Haram radıyallahu anhâ da ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir gayret gösteriyor ve Mücahitler için büyük bir şevk kaynağı oluyordu.

Kısa süre içinde kendilerine çok güvenen Rum ordusu mağlup oldu. Canını Allah yolunda vermeyi en büyük mükâfat sayan bu ordu karşısında duramayacaklarını anladılar. Savaşa daha fazla devam edemeyip cizye vermeyi kabul ettiler. Müslümanların lehine şartlarla barış yapıldı ve böylece Kıbrıs İslam’a açılmış oldu.

Gönlü İslâm'ı tebliğ heyecanıyla dopdolu olan Ümmü Haram radıyallahu anhâ Kıbrıs'taki insanlara İslâm'ı ulaştırma ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in verdiği müjdeye erişmenin şevki içindeydi. Şahadet müjdesinin gerçekleşeceği anı bekliyordu. Ve nihayet beklediği müjdeye erişti. Larnaka yakınlarında atının ayağının sürçmesinden dolayı düştü ve bu vesileyle oracıkta ruhunu teslim etti. İşte özlemini çektiği şehâdet mertebesine kavuşmuştu.

Ümmü Haram radıyallahu anhâ Kıbrıs’ın fethinin ve Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin müjdelerinin gerçekleşmesinin bir sembolü oldu. Larnaka şehrinde bulunan kabrinin üzerine bir türbe yapıldı. “Hala Sultan” adıyla bilinen bu türbe, yüzyıllardır oradan feyiz ve bereket saçmaktadır.

Sahabe-i kiramdan ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yakınlarından olan Ümmü Haram radıyallahu anhâ, müslümanların hürmet ettiği bir simadır. Osmanlı donanması, Kıbrıs hizasından geçerken Hala Sultan’a selâm vermeden geçmezdi.

Cenâb-I Hak şefaatlerine nâil eylesin. Bizlere de onun gayret ve fedakârlıklarından hisse almayı nasip etsin. Amin.


Sayı : 50
Büyük Kapak