Ümmü Künha -r.anha-

Sayı : 68 / Ekim 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Ümmü Künha radıyallahu anha, Medine’li hanım sahabelerdendir. Onu diğer hanımlardan ayıran özelliği ise, kızlarının miras hakkı için Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi veselleme başvurmasıyla miras ayetlerinin inmesine vesile olmasıdır.

İslam’dan önce miras almak sadece erkeklerin hakkıydı. Çoğu zaman kadınlar ne doğup büyüdükleri baba evinde, ne de evlenip girdikleri koca evinde ölen yakınlarına mirasçı olamazlardı. Çünkü doğup büyüdüğü evde, “Yarın evlenip kocaya gidecek,” gözüyle bakılırdı. Malını kocasının evine götüreceği için kendi yakınlarına mirasçı olamazdı. Evlendiği zaman kocasına da mirasçı olamazdı. Çünkü kocası ölünce o malı alıp başkasıyla evlenebilir veya baba evine dönebilir diye maldan hisse verilmezdi.

Zaten kadınların hiçbir hakkı yoktu. Sadece erkekler hukuki haklara sahip olabilirlerdi. Çünkü onlar askerlik yapıp kabilenin güvenliğini sağlıyorlar ve ailelerinin nafakası için zor şartlarda çalışıyorlardı. Kadınlar ise güvenli bir şekilde evde oturuyorlardı. Kadınların namuslarıyla oturması, annelik yapması hiçbir değere sahip değilmiş gibi görülüyor, kadınlara hiçbir hak tanınmıyordu.

Bu anlayış yalnız Arap yarımadasında geçerli değildi, Eski Roma kanunlarında da sadece yetişkin, vergi ödeyen, askerlik yapan erkekler hak sahibi sayılırlardı. Hiçbir kadın kanun önünde hak arayamazdı. Bir kadının hakkını ancak onun babası veya kayınpederi- kocası arayabilirdi. Haksızlığı yapan kadının kendi yakınları olduğu zaman kadın hukuka başvurup hak arayamazdı. Bu anlayış Hıristiyanlıktan sonra da devam etmiştir. Yakın zamana kadar Avrupa’da dahi kadınların hukuk önünde hiçbir söz hakkı yoktu.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem insanları İslam dinine davet ettiği zaman, kadın erkek ayırt etmeden herkese kurtuluş yolunu gösterdi. İslam dini, kadının da erkeklere eşit olmamakla birlikte hakları olduğunu bildirdi. Öyle ki artık kadınlar Peygamber efendimiz aleyhissalatu vesselama başvurup haksızlıkları şikâyet edebiliyorlar, hak arayabiliyorlardı. İşte Ümmü Künha radıyallahu anha da bu cesur hanımlardan biriydi.

Hakkını Arayan Cesur Bir Hanım

Ümmü Künhâ, ensardan Evs İbni Sâbit radıyallahu anhın hanımıydı. Ümmü Künhâ kocasıyla birlikte müslüman olma şerefine kavuştu. Peygamber efendimiz ve Müslümanlar Medine’ye hicret edince Evs bin Sabit radıyallahu anh, onun hizmetine koştu, ne emrettiyse yerine getirdi. Ümmü Künhâ da, kocasının hizmetini yerine getirip, üç kızını güzelce yetiştirerek kendi üzerine düşeni yapmaya çalışıyordu.

Müslümanlar Medine’ye hicretten sonra dinlerini rahatça yaşama imkânına kavuştular. Ancak müşrikler onları rahat bırakmıyordu. Bedir savaşında müşrik elebaşları öldürülünce bunun intikamını almak için bir ordu hazırladılar. Medine üzerine yürümek için yola çıktılar.

Peygamber efendimiz ve ashabı, müşrik ordusunun karşısına çıkmak üzere, Uhud dağı eteklerinde mevzilendiler. Önce savaşta Müslümanlar galip geldi. Ancak daha sonra bazı Müslümanların Peygamberimizin tembihini dinlemeyip yerlerini okçular tepesini bırakmaları ve ganimet toplama hevesine kapılmaları sonucu savaşın seyri değişti. Bu savaşta Müslümanlar çok şehit verdiler. Şehitler arasında ensardan Evs bin Sabit radıyallahu anh da vardı.

Ümmü Künhâ radıyallahu anhâ kocasının şehit düştüğünü haber alınca tabiatı itibarıyla üzüldü. Ama kocasının şehit olması onlar için en büyük şerefti. Bundan sonra ona düşen, şehit kocasının arkada bıraktığı üç kız evlada hem annelik, hem babalık yapmaktı.
Kocasından bir miktar geçimlik mal kalmıştı. Bunlar sayesinde çalışıp didinip kimseye muhtaç olmadan yaşayabilirlerdi. Artık Ümmü Künhâ’nın şu dünyada tek hayali, kızlarını namusuyla büyütüp, temiz ahlaklı insanlarla evlendirmekti. Bunun için babalarının bıraktığı maldan onlara çeyiz hazırlamayı planlıyordu. Bu yetim kızların çeyizine biraz geçimlik mal koymak suretiyle onların iyi birer evlilik yapmasını sağlamak istiyordu.

Ancak bu sırada Ümmü Künhâ’nın üzüntüsünü bir kat daha artıran bir şey oldu. Evs’in amcasının oğulları gelerek, “Evs ölürken geriye oğlan çocuğu bırakmadı. Bu sebeple onun bütün mirası bize aittir. Çünkü törelere göre kız çocukları babalarının malına mirasçı olamaz,” dediler.

Ümmü Künhâ bu duruma çok üzülmüştü. O mallar kocasına ait olsa da kendisinin de bunca yıldır emeği geçmişti. Ama töreler dul kadınlara miras hakkı vermiyordu. Hem yetim kızları olan dul bir kadın olarak o mala ihtiyacı vardı. O mallarla kızlarını evlendirip, mutlu yuvalarını kurmaktan başka bir amacı da yoktu.

Ümmü Künhâ radıyaallahu anha bu durumu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme arz etmeye karar verdi. Çünkü o bütün dertlilerin rahatça gidip derdini anlatabildiği bir idareciydi. O hiç kimseyi hor görmez, kimseyi başından savmazdı. Bir cariye kadın bile onun eteğinden tutup çekip götürerek derdini anlatabiliyordu. Öyleyse Ümmü Künhâ’nın derdine de ancak Peygamber aleyhisselatu vesselam çare bulabilirdi.

Ümmü Künhâ radıyallahu anh edebli bir şekilde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna geldi. Uygun bir lisan ile durumunu izah etti:

“Ya Rasulallah! Evs şehit olunca, mallarını amcaoğulları aldılar. Bana ve üç kızıma hiçbir şey vermediler. Şimdi bu yoksul ve zavallı kızlarla kim evlenir? Ya Rasulallah, ben o mal ile onlara bakacak ve çeyizlerini hazırlayacaktım. Şimdi ben ne yapayım? Onları bırakıp gitsem ne hale düşerler, kim bilir…”

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz, onu dinledi. Ancak onun kendi şahsi düşüncesiyle konuşması mümkün değildi. O ancak Allah-u Zülcelâl’den gelen vahyi tebliğ ederdi. Ümmü Künhâ’ya:
“Evine git, biraz bekle, bakalım Allah ne buyuracak?” dedi.

Bu hadiseden az bir zaman sonra Allah-u Zülcelâl şu âyet-i celîleyi indirdi:

“Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.” (Nisa; 7)

Bu ayet-i kerime ile Rabbimiz kadınların da kendilerine uygun bir oranda miras hisseleri olduğunu bildirmişti. Kadınlar ev geçindirmek zorunda olmadıkları için hisseleri erkeklerin yarısı kadar olacaktı.

“Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki kadının payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.

Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır.

Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa,11)

Böylece İslam dini dul kadın ve yetim kızların miras hakkını korumuş, bunu Allah'ın farz kıldığı bir miras hükmü olarak emretmiştir. Rabbimiz, yetimlerin hakkını yememeleri hususunda da uyarmıştır:

“Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.” (Nisa, 9-10)

Hatta mirastan hakkı olmayan yoksul yakınlara da bir şeyler vererek gönüllerini hoş tutmalarını da tavsiye etmiştir:

“Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin.” (Nisa, 8)

Bu âyet-i kerimelerin inmesinden sonra Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Evs’in amca çocuklarına haber gönderip, “Dul hanımı ve yetim kızların hakkını verdikten sonra arta kalanı kendileri almalarını” bildirdi.

Rabbimiz insanlık tarihi boyunca yolumuza ışık tutacak hükümlerini bu vesileyle indirmiş oluyordu. İslam’ın hükümleri ifrat ve tefrite savrulmadan, fıtrata uygun şekilde herkesin hakkını teslim etmiştir.

Ümmü Kühhâ radıyallahu anhâ da, Rasulullah sallallahu aleyhi veselleme başvurup yetim kızlarının hakkını aramakla bu ayetlerin nazil olmasına vesile olmuştur. Böylece Cahiliye devrinin törelerinin bir bir kaldırılıp yerine İslam’ın mükemmel ahkâmının konulmasına sebep olmuştur.

İslam'da kadınlar erkeklere yüklenen ağır mesuliyetlerden muaf tutulmuştur. Ancak kadınların da kendi yapılarına uygun olan hizmetlerle topluma katkıda bulunduğu bir gerçektir. Bu sebeple İslam’da kadınlar da kendilerine mahsus bir oranda mülkiyet, miras ve çeşitli hukuki haklara sahiptirler.

Bu gerçeğin ortaya çıkmasına vesile olan sahabe hanımlara selam olsun. Rabbimiz şefaatlerine nâil eylesin. Âmin.


Sayı : 68
Büyük Kapak