Ümmetin Yetimleri Bize Emanet

Sayı : 65 / Temmuz 2017, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Ashab-ı kiramdan Beşir b. Akrebe anlatıyor:

“Babam, Uhud Savaşı’nda şehit düşünce ağlayarak Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’in yanına gittim. Allah Resulü aleyhisselatu vesselam bana:

- Sevgili yavrucuğum! Ağlama, ben baban olsam, Âişe de annen olsa istemez misin? diye sordu. Ben de:

- Elbette ki isterim ya Resulullah! dedim. Bunun üzerine Resulullah, benim başımı okşadı. (Şu anda) saçlarım ağardığı halde Resulullah’ın başımı okşadığı yerler hala siyah kalmıştır.” (Buhari, et-Tarih’ul-Kebir, 2; 78)

Peygamber efendimiz yetimlere karşı çok şefkatliydi. Kendisi de yetim olan Peygamber aleyhisselatu vesselam, yetimlere karşı şefkat konusunda da en güzel örneği sergilemiştir. Bir hadis-i şerifinde:

“Ben her mümine kendi nefsinden daha ileriyim, daha üstünüm. Bir kimse ölürken mal bırakırsa, o mal kendi yakınlarına aittir. Fakat borç veya yetimler bırakırsa, o borç bana aittir; yetimlere bakmak da benim vazîfemdir.” (Müslim, Cuma, 43) buyurmuştur.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem birçok şehit sahabenin yetimlerine sahip çıkmış, kol-kanat germiştir. Mesela Ebû Ümâme radıyallahu anhın Kebşe, Habîbe ve Fâria adlı üç küçük kızını himayesine alarak ihtiyaçlarıyla alâkadar olup nebevî terbiye altında yetişmelerini sağlaması buna bir örnektir. (İbn-i Sa’d, III, 610)

Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem yetimle ilgilenmenin, bir yetimi korumasına alıp iyi davranmanın, bakımı veya eğitimine destek verip ihtiyaçlarını gidermenin ahirette büyük mükâfat kazanmaya vesile olacağını bildirmiştir:

“Kim Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç sayısınca iyilik yazılır. Kim, yanında bulunan yetim erkek veya kız çocuğuna iyi davranırsa, ben ve o kimse (şehadet ve orta parmağını birleştirerek) cennette şu ikisi gibi kardeşiz”
buyrulmaktadır. (Ahmet b. Hanbel, 5; 250)

Allah'ın Resulünün teşvikleriyle ashabı kiram da yetimleri sahiplenip yetiştirmişler ve evlendirerek hayata kazandırmışlardır.

Öksüz ve Kimsesizler de Yetimdir

Yetim büluğ çağına ermeden önce babasını kaybetmiş çocuklar için kullanılır. Babası ölmüş bir çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılayan, haklarını koruyan ve ona bir gelecek sağlayan kimsesi olmayacağı düşünüldüğü için yetim denince evvela babası ölmüş çocuk akla gelir.

Arapça’da annesini kaybeden çocuk için farklı, hem annesini hem babasını kaybeden çocuk için farklı kelimeler de kullanılırsa da yetim ifadesi aynı zamanda bu durumların hepsini kapsayan bir manaya sahiptir. Bu sebeple yetim denilince herhangi bir şekilde aile desteğini kaybetmiş, kimsesiz kalmış ilgiye muhtaç durumdaki bütün çocuklar akla gelmelidir.

Hepimizin hayatta bir imtihanı vardır ama çocukluk çağında aile desteğinden mahrum kalmak, tek başına hayatta kalma mücadelesi vermek çok ağır bir imtihandır. Bu imtihana uğrayan çocuklar, bizler için de bir imtihan vesilesidir.

Dünyada olup biten olayların her biri birer imtihan vesilesidir. Savaşlar, afetler ve sosyal felaketler bunlara maruz kalanlar için olduğu kadar bizler için de bir imtihandır. Bu felaketlere uğrayarak yetim kalan çocuk ve gençler bizlere emanettir.

Yetimleri sahiplenmek, öncelikle o yetimi kötü hallere düşmekten kurtarmaktır. Bugün İslam âlemindeki yetimleri bizler sahiplenmezsek misyonerlerin kurduğu yetimhanelere götürülüp hıristiyanlaştırılmaktadır. Yetimlerin bazıları da suç çeteleri, terör örgütleri veya insan ticareti yapan fuhuş işletmecilerinin eline düşmektedir. Eğer bu konuda hiçbir şey yapmazsak bu vebale ortak olmamız söz konusudur.

Bir çocuğun veya gencin küçük yaşta kendisini kimsesiz, yalnız ve desteksiz hissetmesi onun kalbinde onulmaz yaralar açar. Sevgiye, ilgiye en muhtaç olduğu bir dönemde yalnız kalmak, hayat yükünün altında ezilmek, bu çocukların psikolojisinde olumsuz etkiler bırakabilir.

Bu olumsuz etkiler yüzünden ergenlik ve gençlik dönemlerinde hayata kötümser bir bakışla bakar, umutsuzluğa saplanır ve uyuşturucu madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklara meyledebilir. Sokaklarda gördüğümüz zaman endişe ile yanlarından uzaklaşıp gittiğimiz çocukların birçoğu zamanında el uzatmadığımız çocuklardır.

Allah-u Zülcelâl müşriklerin içinde bulunduğu ahlaki çöküntüyü resmederken onların yetim ve yoksullara karşı duyarlı olmamalarını şöyle tenkit etmiştir:

“Ona (insana) iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi? Ve ona iki yolu göstermedik mi? Fakat o, sarp yokuşu aşmayı göze alamadı. O sarp yokuş nedir, bilir misin? Köle azat etmektir. Veya bir kıtlık gününde akrabalığı olan bir yetimi yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.” (Beled, 9-16)

Bu eleştiriler sadece müşrikler için geçerli değildir, eğer İslam’ın bize öğrettiği kardeşlik ahlakından uzaklaşırsak bizler de aynı duruma düşmüş oluruz.

Yetimler Kardeşlerimizdir

Allah’ın insanlar için seçtiği en son ve en mükemmel din olan İslam dini, bütün insanlığı iyiliğe, adalete, barışa ve kardeşliğe çağırmaktadır. İslâm’a göre bütün insanlar aynı anne ve babadan meydana gelmiş kardeşler gibi birer kardeştir. Zaten insanlık Hz. Âdem aleyhisselam ile Hz. Havva’nın neslinden gelip yeryüzüne yayılmış büyük bir ailenin fertleridir.

Allah-u Zülcelâl Kur’an-ı Kerim’de: “Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 10)

Bizim öz kardeşimiz vefat edip ardında yetim çocuklar bıraksa yeğenlerimizle ilgilenmemiz nasıl bir insanlık borcu ise aynı şekilde bütün ümmetin yetimlerini de yeğenlerimiz yerinde görmemiz kardeşlik ahlakının gereğidir.

İslam medeniyeti birlikte yaşama kültürü, barış, yardımlaşma ve dayanışma gibi konularda hiçbir ideolojinin ulaşamadığı en yüksek zirveyi hedef göstermektedir. İslam’ın kardeşlik çağrısı, bütün müminleri tek bir vücudun azaları gibi birbirinin derdiyle dertlenmeye, acısıyla ilgilenmeye davet etmektedir.

Allah Rasulü aleyhisselatu vesselam: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.” (Buhârî, Mezâlim,3; Müslim, Birr, 58) buyurarak Müslümanların iyi günde kötü günde birbirinin yanında olmasını, yardımına koşmasını emretmiştir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir yetimi sahiplenip barındıran ve o yetime mahzunluğu hissettirilmeyecek şekilde iyi davranılan evin en hayırlı ev olduğunu müjdelemiştir: “Müslümanlar arasında en hayırlı ev, kendisine iyi davranılan yetimin bulunduğu evdir. En kötü ev de kendisine kötülük yapılan yetimin bulunduğu evdir.” (İbn-i Mace, Edeb, 6)

Bir yetimi evine alamayacak olanlar da akrabalarının yanına sığınmış yetimlere biraz olsun harçlık ve eğitim desteği vererek geçimine yardımcı olabilir. Böylece yetimi sahiplenmiş yoksul mümin kardeşlerimizin geçim yüküne yardım etmekle onların kazandığı sevaba ortak olabiliriz. Yine yetimhanelere veya yetimleri okutan medrese, kurs ve mekteplere destek vererek onların hayata kazandırılmasını sağlamak da güzel ve devamlı bir sevap vesilesidir.

Herkes elinden geldiği kadarıyla sorumludur. İmkânları geniş olanların sorumluluğu daha fazladır ama imkanları kendine yetecek kadar olanlar da biraz tasarruflu olarak hiç değilse bir katkıda bulunabilirler.

Peygamber efendimiz imkanları dar olup da, ancak arada sırada bir yetime ikram edenlere dahi şöyle müjde vermiştir:

“Kim Müslümanlar arasından bir yetimi yedirip içirirse, bağışlanmayacak günahı hariç, Allah onu elbette cennete koyar.” (Tirmizî, Birr, 14)

Dünyada meydana gelen hadiseler acı neticeler doğursa da bir yandan da bizler için bir sevap vesilesi ortaya çıkarır. Yetimlere merhamet etmek de Rabbimizin bize rahmet nazarıyla bakması için bir vesiledir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Allah'ın mahlukatına merhamet gösterenlere Allah’ın ve meleklerin merhamet edeceğini bildirmiştir: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder, siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 58; Tirmizî, Birr, 16)

Yetimlerle, kimsesizlerle ilgilenmek, hayata onların penceresinden bakmak, incelmiş kalplerinde yansıyan garipliği paylaşmak bizim kalbi durumumuza da iyi tesirler yapacaktır.

Bir sahabe Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna gelerek kalbinin katılığından yakınmıştı. Efendimiz aleyhisselatu vesselam ona şöyle tavsiyede bulundu: “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, yoksulu doyur ve yetimin başını okşa.” (Ahmet ibn-i Hanbel 2; 263)

Sonuç olarak bilmeliyiz ki, başta yetimler olmak üzere bütün kimsesiz ve yoksul çocuklar bizim için Allah'ın rızasını ve ahiret saadetini kazanma vesilesidir. Bu yavrularımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getirmekle kendi kulluğumuzu da en güzel şekilde yerine getirmiş olacağız. Bu sebeple yetimler konusundaki mesuliyetimizin bilincinde olmamız gerekir.


Sayı : 65
Büyük Kapak