Mümin Erkekler ve Kadınlar Birbirlerinin Velisidir

Sayı : 46 / Aralık 2015, Konu Başlığı : Kapak

Medine’de İslam’ın yeni yeni yayıldığı yıllardı. İlk iman edenler arasında yetim oğluyla genç yaşında dul kalmış olan Hz. Ümmü Süleym de vardı. Medine’nin hali vakti yerinde, yiğitliği ve cömertliğiyle maruf asilzadesi Ebu Talha, Ümmü Süleym’e dünürcü gönderdiği zaman bu onun için parlak bir kısmet gibi görünüyordu. Ama Ümmü Süleym teklifi tereddütle karşıladı.

Çünkü Ebu Talha henüz Müslüman olmamıştı. Evlendiği kişinin onu ve oğlu Enes’i, yeni girdiği nurlu yoldan çevirmesinden endişe ediyordu.

Bununla beraber Hz. Ümmü Süleym Ebû Talha gibi yüce gönüllü bir kişinin İslamiyet’i tanıma imkanı bulursa iman edeceğini düşünüyordu. Hem böyle yiğit bir insanın Müslüman olmasına vesile olmak onun için manevi bir kazanç olacaktı.

Sonunda Ümmü Süleym Ebu Talha’yı İslam’a davet etti ve o devirde kadınların hayatlarını garantiye almak için çok önem verdikleri mehirden vazgeçerek, eğer iman ederse bunu mehir sayacağını söyledi. Ebû Talha biraz düşündükten sonra İslam’ı kabul etti.

Hz. Ümmü Süleym’in hikâyesi, İslam dinine hizmette kadınların da öncü roller oynayabildiğinin güzel bir ispatı. Üstelik yoksul ve dul bir kadın olmasına rağmen inandığı din uğruna idealist ve fedakâr davranan Ümmü Süleym’in, oğlu Enes’i Peygamber efendimize teslim etmesinde ve kocasıyla birlikte Peygamber efendimize hizmet için adeta onun etrafında pervane olmasında da aynı iman coşkusunu görmek mümkün. Bu da genellikle zannedildiği gibi kadınların sadece dünyalık istemediğini, kadınlar arasında da dinini dünyaya tercih eden yüce gönüllü şahsiyetler çıktığını gösteriyor.

Ümmü Süleym tek örnek de değildir. Sahabe hanımlar arasında kocasından veya erkek akrabalarından önce iman eden ve onların da imanına vesile olan birçok saliha hanım vardır. Başta Peygamberimizin kızı Zeynep, amcası Hz. Abbas’ın hanımı Ümmü Fadl, gibi nice kadın kocasından önce iman etmişti. Bazıları da ailesinden erkeklerin imanına vesile olmuştur. Mesela Hz. Ömer’in iman etmesine kız kardeşi Fatıma’nın cesaretle imanını haykırması; ağabeyi ona şiddetle tokat attığı halde imanından vazgeçmemesi tesir etmiştir.

Kadının Gizli Gücü

Esasen kadınlar, fıtrat bakımından ikna yeteneğinin pek çok unsurlarına sahip olarak yaratılmışlardır. Çünkü kadınlar iyi bir iletişimcidir. Araştırmalar kadın beyninde konuşma merkezinin büyük olduğunu göstermekte. Kadınların kelime haznesinin geniş olduğu, bir şeyleri daha detaylı ve etraflıca anlattığı, konuşurken daha çok kelime ve daha renkli bir üslup kullandığı görülüyor.

Kadınlar muhataplarını dinleme, empati kurma, duygu ve isteklerini anlama yönünden de yeteneklidirler. Ayrıca kadınların duygu ve anı hafızaları güçlüdür. Bu özellikleri sayesinde birçok zaman karşılarındaki kişinin duygularını anlayıp, telkin etmek istedikleri fikirlerini onlara sanki kendi fikirleriymişçesine benimsetebilmektedirler.

Bugün piyasalar kadınların bu özelliğini, müşterileri etkilemek için istismar etmekte. Kadınlar reklamcılık, pazarlamacılık, halkla ilişkiler sahasında üç beş kuruş maaş karşılığında sermaye sahiplerinin menfaatine hizmet etmektedir.

Yapılan psikoloji deneylerinde çoğu zaman erkek müşterilerin tatlı dilli, cilveli bir kadına karşı koyamadıkları, daha sonra pişman olacakları alışverişleri yapıp borçlara girdikleri görülmektedir. Evliliklerde de kadınlar kocalarına istediklerini yaptırmakta veya istemediklerini yapmasına mani olmakta oldukça mahirdirler. Çoğu evlerde alışverişlere, çocukların okullarına, kimlerle görüşülüp, oturulup kalkılacağına kadınlar karar vermekte veya tesir etmektedir.

Bunun sebebi de çoğunlukla erkekler para kazanmak için işleriyle yoğun bir şekilde meşgulken, kadınların bütün bu işleri takip etmeye mecbur kalmasıdır. Bunun yanında kadınlar daha çok sosyalleşerek, medya organlarını daha çok izleyerek hayata yön veren yenilikleri daha çok takip etmeleri de karar aşamalarında etkili olmalarına yol açmaktadır. Ne yazık ki kadınlar çoğu zaman bu güçlerini nefsanî bir şekilde kullanarak dünyeviliğe hizmet etmektedirler.

Dikkat edilirse gençlik yıllarında çok idealist olan birçok kişi, orta yaşta eline imkânlar geçtiğinde inandığı davaya hizmet etmek yerine dünyanın rahat ve konforuna dalmaktadır. Bunun sebepleri incelendiği zaman eş seçiminde yapılan hatanın bütün bir hayatı etkilediği görülmektedir. İslamî hizmetlere destek veren kişilere bakıldığında çoğunun hanımıyla aynı görüşe sahip, aynı sevdaya yanmış karı kocalar oldukları, hatta aynı hizmetin içinde görev aldıkları görülmektedir.

Her İnsan Desteğe Muhtaç

Allah-u Zülcelal insanları; kadın erkek, zengin fakir, güçlü güçsüz, yüksek zekalı-orta zekalı, cazibeli cazibesiz… gibi farklı farklı özelliklere sahip olarak yaratmıştır. Ancak her bir insanın kendi imkanlarıyla yapabileceği iyilikler, hizmetler vardır. Hiçbir insan da sahip olduğu şeyler sayesinde diğer insanlardan müstağni, yani ihtiyaçsız değildir.

Aile ve toplum hayatı dayanışma ve yardımlaşmayı gerektirir. Erkekler güçlü olsa da, çocuk yetiştirmek ve çocuklarını kendi hayat görüşlerine göre eğitip terbiye etmek için hanımların desteğine muhtaçtır. Yine erkekler kazanç elde etseler bile bundan tasarruf edip, hayırlı işlerde kullanabilmek için hanımlarının sabır ve kanaat etmesine muhtaçtır.

Allah-u Zülcelâl bu hakikate işaretle; “Mümin erkekler ve kadınlar birbirlerinin velîleridirler…” buyurmaktadır. Gerçekten de kadın ile erkek arasında aynı inanç ve görüşü paylaşma ve sıkı bir takım arkadaşlığı olursa çocuk terbiyesi, sıla-ı rahim ve dini hizmetler verimli bir şekilde yürür. Eğer arada görüş ve inanç farklılığı olursa biri diğerinin niyetini bozar; arzu ettiği şeyleri yapmasına engel olur. Yahut destek vermediği için başladığı işin akim kalmasına, verimsiz olmasına sebep olur.

Eğer karı koca aynı sevdaya gönül vermişse, yürüyüş esnasında iki ayağın birbirini takip etmesi gibi birbirini takip ederler. İki ayaktan biri yorulursa ağırlığı diğer taraf yüklenir, öbürünü dinlendirir. Yahut görev paylaşımı yaparlar; her biri kendi üzerine düşeni yaparak katkıda bulunur. Ama sonuçta gaye birdir, sevgi birdir, yol birdir. Her ikisinin de gayesi, Allah'ın rızasında buluşmaktır.

Bazen yürüyüş takip yerine adeta bir hayır yarışına dönüşür. Birinin şevkinin zayıfladığı yerde diğeri ileri atılır, yol arkadaşını da şevke getirir. Bazen de biri yoldan ayrılacak gibi olsa diğeri uyarır, emri maruf ve nehyi münker vazifesini yapar. Böylece birbirinin velisi olmanın gereğini yapmış olurlar; “…Allah'ın emrettiği güzel şeyleri emrederler, Allah'ın sevmediği şeylerden de birbirlerini alıkoyarlar…” (Tevbe; 71)

Bir mümin için dünya hayatı, dümdüz ve emniyet içinde uzanıp giden bir yol değil; bazen yokuşlu, bazen virajlı, bazen pürüzlü, bazen kaygan ve tehlikeli bir şekilde uzayıp giden bir yoldur.

Bu yolda insanın yanındaki yol arkadaşı çok önemlidir. Eğer arkadaşı yokuşlarda yükünü paylaşır, virajlarda lüzumlu uyarıları yapar, pürüzlü yerlerde sarsıntılara sabreder, kaygan yerlerde koluna girer ve adımlarını yere sımsıkı basarsa yoldan emniyetle geçilir.

Tam tersi olursa, her sıkıntıda dırdır eden, moral bozan bir yoldaş; yolun kendisinden daha büyük bir sıkıntı kaynağı olur. Bu sebeple hanımlar evlilikte en öncelikli görevlerinin eşleri için “bir sükunet kaynağı olmak,” “meveddet ve rahmetle yakın bir arkadaş olmak” olduğunu unutmamalıdır.

Kadının da hissi çalkantıya düştüğü anlarda kocasında sükun bulmaya, yakınlık ve merhamet görmeye ihtiyacı vardır. Ayet-i kerimede mümin karıkocaların birbirinden böyle destek bulabilmesinin Allah'ın büyük bir mucizesi ve nusreti olduğuna dikkat çekilmektedir:

“Kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza meveddet ve merhamet koyması O'nun ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda işaretler vardır.” (Rum; 21)

Dostluğun gereği, dostunun iyiliğini istemektir. Gerçek sevgi ve merhamet, sevdiğini asıl ahiret felaketlerinden muhafaza etmekle tezahür eder. Kadın olsun erkek olsun bütün müminler, tehlikeli bir yoldan geçerken birbirine sımsıkı tutunan yolcular gibi kenetlenirlerse bu dünya fitnelerinden kurtulmaları mümkün olur. Bu sebeple eşlerin birbirlerine karşı en büyük manevî sorumluluğun, onu hayırlı işlerde destekleyen, yanlış yollara sapınca frenleyen bir dost olmak olduğunu unutmamalıdır.

Bilhassa erkekler kavvam olma sıfatlarıyla İslamî değerleri ayakta tutan ana sütunlar gibi olmalıdır. Hissi yapıları sebebiyle tesir altında kalarak savruldukları zamanlarda kadın ve çocukları koruyan güçlü ve kararlı bir duruş sergilemek için kendi aralarında da işbirliği yapmalıdırlar.

İslami değerlerin ayağa kaldırılması için evvela ilim irfan ehli olan er kişiler liderliğinde bütün cemiyet bir bina gibi birbiriyle omuz omuza vermelidir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde buna işaretle; “Müminin mümine karşı hali, (duvar ve sütunları) birbirini tutan, birbirine kuvvet veren yapılara benzer.”(Buharî, Mezalim,5; Salat,88) buyuruyor.

Düşmana Karşı İşbirliği

Müminler bu dünyada zahiri ve batıni bir mücahede içindedirler. Dış dünyada, küfür ve günaha teşvik eden şartlarla; iç âlemlerinde ise onlara uymak isteyen nefisle sürekli bir mücadele. Bir savaş alanında ise insanın takım arkadaşlarına güvenebilmesi gerekir.
Birbirine veli olan kişiler asla dostlarının düşmanlarıyla dost olmazlar, “Dostumun düşmanı, benim de düşmanım” derler. Bu yüzden eşinin nefsi onu israfa, gaflete, dünyeviliğe ve günaha sürüklüyorsa ona yardımcı olmaz. Aksine ona Allah'ın emirlerini ve ahirete hazırlanmayı hatırlatır, teşvik eder ve destek olur.

Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta kadın ve erkek ayrımı yapmadan her eşin diğerini Allah'a kulluğa davet etmesini emretmiştir: “Gece kalkıp namaz kılan, sonra hanımını uyandıran erkeğe Allah rahmet etsin! Eğer eşi kalkar namaz kılarsa ne ala, namaza kalkmamakta diretirse yüzüne hafifçe su serpsin! Gece kalkıp namaz kılan sonra beyini uyandıran hanıma Allah rahmet etsin! Eğer beyi kalkar namaz kılarsa ne ala, namaza kalkmamakta diretirse yüzüne hafifçe su serpsin!” buyururdu. (Nesai Kıyamu'l-Leyl 5)

Elbette bu tavsiye, eşinin namaza kalkmasını ümit eden hanımlar için geçerlidir. Gündüz farz namazlarını kılmayan bir kişiyi gece yüzüne su serperek nafile namaza kaldırmak makul olmaz.
Allah-u Zülcelal bizleri kendi yolunda yardımlaşan yoldaşlardan eylesin. Amin.


Sayı : 46
Büyük Kapak