Mü’min, Kardeşi İçin İyilik İster

Sayı : 59 / Ocak 2017, Konu Başlığı : Tefekkür

Mü’min günde en az beş kez yüzünü kıbleye çevirip Rabbinin huzurunda namaza durduğunda Fatiha Suresi’ni okur, mü’min kardeşleri için dua eder, kendisi için istediğini kardeşleri için de ister: Ya Rabbi, beni dosdoğru yola ilet demez, diyemez; “Bizi dosdoğru yola ilet”, der. Cennet kapısının kendisiyle birlikte kardeşlerine de açılmasını diler. Kendisi Rabbinin nimetleriyle buluşmak istediği gibi kardeşlerinin de buluşmasını ister.

Bir âlimin ifadesiyle “İslam, inançta tevhidi; cemiyette de uhuvveti yani kardeşliği esas almıştır. Dolayısıyla İslam toplumu, sınırları İslam imanıyla çizilmiş kardeşler topluluğudur.”

Mü’minlerin kardeşliği biyolojik kardeşlikten ötedir, iman etmekle hâsıl olur. İman eden herkes, bu kardeşlik dairesi içinde yer alır. Bu kardeşlik dairesiyle birlikte onunla diğer mü’minler arasında özel bir hukuk oluşur. Mü’min, başka mü’minlerle ilişkilerini bu hukuk çerçevesinde düzenler.

Biz, mü’min olarak günümüzde insan ilişkileri konusunda farklı iki yolla karşı karşıyayız: Başkalarıyla bir çıkar söz konusu değil iken onların her tür hâline duyarsız kalmayı dikte eden ve gün geçtikçe dokumuzu bozan modern yaklaşım ya da mü’minlerin kardeşliği ile ilgili hukuk.

Modern yaklaşım, aynı anne babadan dünyaya gelenler arasına bile sınırlar koyar, kardeşin kardeşi sormadığı, acısıyla, sevinciyle ilgilenmediği bir yaşam tarzını öğretir, benimsetir, dayatır, kardeşliği bitirir.

Mü’minlerin kardeşliği ile ilgili hukuk, bizim için bundan farklı bir yaklaşım öngörüyor:

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurmuştur:

“Müminler birbirlerine karşı, parçaları birbirine kenetli sağlam bina gibidir.” (Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18)

Bir binanın bölümleri birbirini nasıl tamamlıyorsa, mü’minler birbirlerini öylesine tamamlar. Bir binanın bölümleri birbirini nasıl ayakta tutuyorsa mü’minler de birbirlerini öylesine ayakta tutarlar. Mü’minler, birlikte olunca, birliklerini koruyunca ayakta dururlar. Birliktelik, varlıklarının hayatî bir şartıdır.

Müminler Birbirini Tamamlar

Modern yaşamı dizayn edenler, toplumu güçten düşürmek için bencil bireyciliği özendiriyorlar. “Sen, sadece sen olarak varsın; senin senden başka kimsen yok” diyerek kişiyi ürkütücü bir yalnızlığa sürüklüyorlar, bu ürkütücü yalnızlık içinde onu “moda” buluşmalarına dahil ediyorlar. Kendisini iliklerine kadar yalnız hisseden insan, modernin “moda”sına kapılarak dışlanmışlıktan, kınanmışlıktan kurtulduğunu sanır.

Mü’min için yol, bu değildir. Mü’min, Peygamberi sallallahu aleyhi vesellem’in buyruklarına göre yaşar.

Yukarıda aktardığım hadis-i şerifte mü’minler topluluğu bir binaya benzetilmişti. Başka bir hadis-i şerifte mü’minler bir vücudun azalarına benzetilmiştir.

“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücut gibidir. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsız olursa öteki uzuvları da rahatsız olur ve uykusuz kalır.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

İşte iman bağı… Bir bedenin organları arasındaki bağ… Hepsi birbirine muhtaç… Hepsi birbirini tamamlar. Her birinin bir işlevi vardır. Birinin yokluğu bir boşluğa yol açar. Birinin rahatsızlığı diğerlerinin de rahatsızlığına sebep olur.

Duyarsızlık, bu bağın sımsıkı tutulduğu yurda uğramaz. Bu yurt, duyarsızlığı terk etmiş, kovmuş, kendisinden uzaklaştırmıştır. Bu yurtta, birbirlerinin farkında olanlar vardır. Bu yurtta birbirlerinin sevinciyle sevinenler, birbirlerinin acısıyla acı çekenler vardır.

Zira bu yurttaki yaşam biçimini öğreten Hz. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’dir:

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir.

Müslüman, Müslümana zulmetmez.

Müslüman, Müslümanı başına gelen musibette terk etmez, onu zalimin zulmünde bırakmaz.

Müslüman, din kardeşine yardımda bulundukça Allah da ona yardımda bulunur.

Kim bir Müslümanın dünya darlığını giderip de sevindirirse Allah da kıyamet gününde onun sıkıntısını giderip onu mutlu eder.

Kim dünyada Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter." (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 32)

İşte iman bağıyla ayakta duran yurdun hâli: Zulüm buradaki insan ilişkilerinden uzaktır. Burada cedelleşme, birbirinin ayağını kaydırma, birbirine tuzak kurma yoktur; yardımlaşma, birbirinin başarısı için omuz omuza verme vardır. Birbirinin önüne engel koyma değil, birbirinin önündeki engeli kaldırmak için fedakârlık yapmak vardır.

İyilik Yurdu

Burası iyilik yurdudur. Burada bulunanlar, birbirlerini sevindirmek için, birbirlerini mutlu etmek için yarışırlar. Birbirlerinde ayıp aramazlar. Birbirlerinde ayıp bulduklarında kardeşleri mahcup olmasın diye kardeşler arasında nahoş bir hâl hasıl olmasın diye o ayıbı örterler.

Nefisleri kendilerini kardeşlerinin ayıbını söylemeye zorlasa da şeytanla işbirliği yapmakta mahir olan o nefse itaat etmezler, arayı bozacak olan bir hususu söyleme konusunda dillerine hâkim olurlar. Allah-u Zülcelâl’in onlara verdiği dil nimetini iyiliklerden söz etmek için kullanırlar.

Her birinden hâsıl olan bu iyilikle, evleri, yurtları baştanbaşa iyilikle örülür, iyilikle dolar. Evleri dâr-ı hesen (güzel ev), yerleri dâr-ı ihsan (iyilik yurdu) olur.

Bu dâr-ı ihsanın muhafazası hasen hâllerin (güzel tutumların), ihsanların (iyiliklerin) devam etmesine bağlıdır.

Mü’min, mü’mini es geçmemek gerektiğini bilir. Sünnetini örnek aldığı sallallahu aleyhi vesellem, mü’mine bunu tavsiye etmiştir:

“Karşılaştığında selâm ver. Davet edince icabet et. Nasihat istediğinde nasihat et. Aksırıp ‘elhamdülilah’ deyince ‘yerhamükellah’ diye dua et. Hastalanınca ziyaretine git. Öldüğünde de mezara kadar cenazesini teşyi et!” (Müslim, Selâm 4-6)

Sallallahu aleyhi vesellem’in sünneti ne güzeldir! İnsan, sünnete tabi olunca Kur’an-ı Kerim’in gölgesinde yol alır.

Kur’an-ı Kerim buyuruyor:

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurat; 11)

Karşılaştıklarında birbirlerine selam verenler, davet edince birbirlerinin davetine icabet edenler, birbirlerine nasihat edenler, birbirinin aksırığı için bile hayır duada bulunmadan geçmeyenler, hastalıklarında birbirlerini ziyaret edenler, ölenlerinin cenazelerinde bulunmayı vazife bilenler;

-Birbirleriyle alay ederler mi hiç?
-Birbirlerini karalamak için uğraşırlar mı hiç?
-Birbirlerini kötü lakaplarla anarlar mı hiç?


Asla!


Sayı : 59
Büyük Kapak