Mü’minin Sığınağı Takva

Sayı : 57 / Kasım 2016, Konu Başlığı : Tefekkür

Hz. Ömer, bir gün Übey bin Kâ’b radıyallâhu anhumaya sorar:

- Takva nedir? Übey radıyallâhu anh:

- Sen dikenli bir yolda nasıl yürürsün, ey Ömer? der. Hz. Ömer radıyallahu anh:

- Elbisemi toplayarak dikenlerin bana zarar vermemesi için dikkat ederek yürürüm. cevabını verir. Übey bin Kâ’b radıyallâhu anh:

- İşte takva budur. der. (İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Beyrut 1988, I, 42)

Takva, en geniş anlamıyla korunmaktır, Allah-u Zülcelâl’ın rızasına uygun olmayan amellerden, işlerden, eylemlerden korunmak… O amel ve işlerin şüpheli olanlarından dahi uzak durmak… Onlarla kendisi arasında sağlam bir duvar örmek… Onlardan gelen ilgi oklarına karşı sağlam bir zırha bürünmek… O görünmeyen okları, kurşunları hissettiğinde onlara karşı savunmaya hazır olmak…

Şüphenin kutsandığı, merakın kamçılandığı, sakınmanın “çekingenlik” diye kınandığı bir çağda şüpheden imana sığınmak, Allah'ın razı olmadığı sahaya doğru yol alan merak atını dizginlemek, sağlam bir sakınmayı sağlayan ölçülerini korumak… Biraz külfetli gelir insana… Hatta şeytan aleyhila’ne insana iyice musallat olduğunda, kişinin kalbinin üzerine kendine güvensizlik silahıyla geldiğinde, kalbi o güvensizlikle şuurun denetimi dışına çıktığında imkânsız gibi görünür. Kişi, kendi başına bu işin hakkından gelmeye çalışırsa çıkmaz sokağa saplanır. Ama Allah-u Zülcelâl’ın yol göstericiliğine; O’nun Resulü salallahu aleyhi ve sellem’in rehberliğine, O’nun salih kullarının yanına sığınırsa zor olan kolaylaşır, engel görünen basamağa dönüşür.

Öyle anlar olur ki insanın içindeki iyilik binası öylesine bir saldırıya uğrar ki insan, bir an için onun karşısında duramama endişesine kapılır. Takvalı olmak, o tür anlara karşı hazırlıklı olmaktır. O anların yaklaşmasına bile izin vermemektir.

An ve mekân, kuşkusuz birbiriyle ilgilidir. O tür anlara yaklaşmamak, bir yönüyle Allah'ın razı olmadığı mekânlara yaklaşmamaktır; o mekânlarda durmamaktır. Bir mekân, Allah'ın razı olmadığı bir mekâna dönüştüğünde o mekânı terk etmektir. Gıybet, yalan söz, iftiranın hazır olduğu andan uzaklaşıvermek; bunların varlık bulduğu mekânı tereddütsüz terk etmek… O ana, o mekâna doğru iten merakı kontrol altına almak, o ana, o mekâna götüren “şüphe” denen bu günahkâr çağın kutsadığı düşmanı kendinden uzak tutmak…

Hataya doğru yol alan merakın, günaha götüren şüphenin coşma ihtimaline karşı dipdiri olmak… Onların hakkından gelebilecek kadar manevi donanıma sahip olmak… Takva, bu donanımın ta kendisidir.

Takva, Müminin Kalkanıdır

Takvaya ulaşmanın yolu ise salih ameldir. Bu yönüyle takva, kötülükten iyiliğe sığınmaktır. Anlaşılabilir bir ifadeyle iyilik yaparak kötülüklerden uzak durmaktır, onaylanan ameli, onaylanmayan amelin önüne kalkan yapmaktır. Hayatını hep ilahi rızaya uygun amellerle doldurup hayatının hiçbir an ve mekânında ilahi rızaya uygun olmayan amele yer bırakmamaktır. Anlaşılması zor gibi görünse de “boş kalbin şeytan tarafından doldurulacağı” hakikati hatırlandığında bu zorluk izale olur inşallaah.

Cilbaba bürünmüş, tesettüre hakkıyla riayet salih ameline sahip bir mü’mine kadın… Ondan önce bir mekâna, bu simgesi ulaşır. Tesettüre hakkıyla riayet, onun için sadece bir emre icabet değildir, aynı zamanda onun kendisini muhafazası için bir kolaylıktır, sağlam bir korunaktır. Onunla iftira, onunla yalan söz, onunla gıybet, onunla dedikodu arasında bir perdedir cilbap…

Eksiksiz tesettürü; “Bu tesettüre bürünen şahıs, iftira atmaz, yalan söz söylemez, gıybet yapmaz, dedikoduya kulak vermez,” diye adeta ilanda bulunur. Hatta, “Onun yanında yalan söz söylenmez, gıybet yapılmaz, dedikoduyla zaman geçirilmez,” diye duyurur.

Hakkıyla tesettür olmadan zor görünen nice amel, tesettüre riayet takva sınırına ulaşınca kolaylaşıverir, “sakınma”ya icabet için her seferinde gayret gösterme, kendini zorlama hâline hiç gereksinim kalmaz. Tesettürdeki takvası, bu problemi çözmüş; ilahi rızaya uygun yaşama talebinde onun önünü açmıştır.

Ya da hakkıyla kılınan bir namaz… Her nasıl emredilmişse öylesine huşuyla kılınan bir namaz… Yüce Allah buyuruyor: “(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut 45)

Şeytan ve dostları, şüpheli olan amellere teşvik edince, şüpheli amellere doğru yol alan merakı kendine hâkim olmayı zorlaştıracak kadar harekete geçirince dosdoğru bir namaza sarılmak, ondan güç olmak… Şüpheli olan amellere soyut bir iç mücadeleden öte, dosdoğru bir namazla karşı koymak… Allahü Zülcelâl yolu öğretmiş, mü’mine düşen o yola girmektir.

Bir iş yerinde dosdoğru namaz kılan bir mü’min… Namaz kılmak onun için orada sadece bir farza icabet değildir. Onun muttaki vasfının ilanıdır. Bu vasıfla o,

- İnsanlara iyilik yapar. (Âl-i İmran 134)

- Geceleri az uyuyup, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma diler. (Zariyat 17 ve 18)

- Öfkesine hâkim olur. (Âl-i İmran 134)

- Affedicidir. (Nisa 149)

- Verdiği sözü yerine getirir. (Bakara 177)

- Rabbinin rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte sabreder. (Kehf 28)

- Kötülük yaptığı veya nefsine zulmettiği zaman Allah’ı hatırlayarak tövbe eder, günahlarının bağışlanmasını dilerler, kötülükte ısrar etmez. (Âl-i İmran 134)

- Doğru sözü söyler. (Ahzab 70)

-Irzını korur. (Mü’minun 5)

-Boş sözlerden yüz çevirir. (Lokman 6)

-Birine kin duysa da adaletten ayrılmaz. (Maide 2)

- İyilikte yardımlaşır. (Maide 2)

- Kötülüğü iyilikle savar. (Ra’d 22)

Huşu içinde kıldığı namazı, ona bu vasıflarını hatırlatır. Ama sadece ona değil, çevresindekilere de hatırlatır. Onlar huşu içinde namaz kılan birine gelişigüzel yaklaşılmayacağını, ona alelade biri gibi davranılmayacağını, onun yanında haramın konuşulmayacağını, helâlın kötülenmeyeceğini bilirler. Bilmiyorlarsa muttaki ile muhatap oldukça bunu öğrenirler.

Takva Sünnete Uymaktır

Takva ehli olmak, sünnete hakkıyla riayet etmektir. Bütün sünnetleri mümkün oldukça yerine getirmektir. Selam da bir sünnettir.

Bir mekâna “Esselamün aleyküm” diyerek giren, başkalarının anlarına bu ilanla dahil olan biri, artık eylemlerini sınırlandırmıştır. O mekân ve an içinde takvadan uzak olanların tutumlarıyla görünemez. Selam, onu böyle bir tutumdan koruduğu gibi, onun için günahlara karşı bir koruma teşkil ettiği gibi onun muhatap olduğu kişilere karşı da bir korunak oluşturur.

Selam veren kişi, mekân ve anınıza bu mukaddes sözle giren sakınmasız, diline geleni söyleyen, her hoş bulunanı yapan biri değildir. Onun ölçüleri vardır. Selamı, “Siz de bu ölçülere dikkat edin,” diye haber verir. Onun kendisini muhafazasını kolaylaştırır, pâk hayatına istenmeyen hallerin girmesine engel olur.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor: “… Evlere arkadan girmeniz iyilik değildir. Gerçek iyilik takva ehli olanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Bakara 189)

Takva, kişinin doğru olmayanı nefsi tarafından hoş bulunuyor diye ya da çıkarına uyuyor diye zayıf kavillerle işlememesi; hakkın kapısı açık iken batılın kapısından geçmek için mazeretlere sığınmamasıdır.

Zira kişi ilahi rızaya uygun olmayanı işlemek için bir arka kapıya başvurmaya alıştığında, hile ile günahtan kurtulduğunu zannettiğinde onun sakınmasını sağlayan hâl ortadan kalkar, ondaki mukaddes çekingenlik yerini şeytani bir sakınmazlığa bırakır. Hata konusunda cesur olur…

Mü’min, kendisini Allah’a isyana götürmeyecek mekânlara görünür hâlde girmeli; hakkın konuşulduğu mekâna girmenin yol açacağı sorunlara göğüs germeyi göze almalı, kendisini Allah’a isyana götürecek mekâna giriş için bahanelere sığınmamalı, o mekânlara giriş için kendisine yol bulmaya çalışmamalıdır.

Şüpheli olandan kaçış olarak burada takva, açık bir korunaktır. Aksi hâli “arkadaşıma bakmıştım, küçük bir işim vardı, bir yakınım beni orada tuttu” türü arka kapılar mevcut olduğunda ve o arka kapılar zamanla aşındırıldığında ön kapı unutulur artık. Kişi, takvadan uzaklaşınca haramı kendisi için helâle dönüştürür.

Takva, haramı helalleştirmek için kapı aramaktan vazgeçmek, ön kapıdan girdiğinde günah işlediği hissine kapılacağı bir mekâna arka kapıdan girmemektir. O mekânın bütün kapılarından uzak durmaktır. Bunu başarmanın yolu, vasfına uygun bir mekân bulup onun ön kapısından açık açık girebilmektir. Bir kafe yerine, bir mescidin bahçesi gibi ya da salih insanların toplandığı bir dergâh gibi…

Yanlış olana yaklaşmaktan Allah için sakınmak; doğru olandan uzak durmaktan yine Allah için sakınmak… İşte takvanın özeti…


Sayı : 57
Büyük Kapak