Ömür Defteri Dürülmeden…

Sayı : 53 / Temmuz 2016, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir kişinin malayaniyi terk etmesi, İslam’ın güzelliğindendir (veya kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.) (Tirmizî, Zühd 11 Ayrıca bk İbni Mace, Fiten 12)

Malayani, faydasız, lüzumsuz, kişinin üstüne vazife olmayan, boş ve manasız şeylerle meşgul olmak demektir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, başka birçok hadis-i şeriflerinde de bu dünya hayatının ahiretin tarlası olduğunu bildirerek ömrümüzü faydalı işlere sarf etmeye teşvik etmiştir. Zaman çok kıymetlidir. Faydasız şeylere harcamak büyük pişmanlıktır.

Malayani, kişinin ne dünyasına ne ahiretine yaramayan, eğlenceler ve konuşmalarla zaman harcamak demektir. Bir insan dünya işlerini Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle yaparsa onun çalışmaları malayani olmaz.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam günün birinde ashabıyla beraber oturuyordu. Ashâb-ı kirâm sabahın erken saatlerinde çalışmaya giden güçlü, kuvvetli bir genç gördüler ve şöyle dediler:

“Bu gence yazık! Keşke gençliğini ve kuvvetini Allah yolunda sarf etseydi” Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Böyle söylemeyin! Eğer bu genç nefsine yardım etmek, nefsini dilencilikten korumak ve insanlara muhtaç olmamak için çalışıyorsa, onun bu çalışması Allah yolundadır. Eğer düşkün ebeveyninin nafakası veya zayıf olan çoluk-çocuğunun nafakası için çalışıp onları kimseye muhtaç etmemek ve dilenmekten korumak gayesini güdüyorsa bu da Allah yolundadır. Eğer böbürlenmek ve servetinin çokluğuyla arkadaşlarına karşı gururlanmak için çalışıyorsa, onun çalışması şeytan yolundadır“ (İbnu Ebu Şeybe, el-Musannef, Büyu’, 2; 29)

Bu hadis-i şeriften de anlıyoruz ki kişinin rızkını helal yoldan kazanması ve işine dair yeni şeyler öğrenmesi, araştırması ve bunun gibi şeyler malayani değildir. Çünkü bu kazanç ile kişi kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını kimseye muhtaç olmadan giderecektir.

Dünya işi dediğimiz işler de lüzumu ölçüsünde bizi haramdan koruyan, bize emanet olan nefsimiz ve ailemizin ihtiyaçlarını gideren işlerdir. Bunlarda Allah'ın rızasına uygun amaç ve usule bağlı kalınırsa faydasız ve batıl işler sayılmaz. Malayani dine ve dünyaya dair bir değer taşımayan, insanı geliştirmeyen meşgalelerdir.

Her insan dünya işlerinde de ahiret işlerinde de kendini geliştirmeye bakmalıdır. Hafta sonları, yaz tatilleri gibi mecburi çalışmalarından izinli olduğu serbest zamanlarını da kendini geliştirmek için değerlendirmelidir.

Zaman En Kıymetli Hazinedir

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Müslümanları aktif ve çalışkan olmaya teşvik ederdi. Kendisi de daima hayırlı işler ve amellerle meşgul olur, boşa zaman harcamazdı. Ashab-ı kiram da onu örnek almıştı.

Hasan Basrî rahmetullahi aleyh sahabenin halini şöyle tasvir ediyor: “Ben öyle insanlara ulaştım ki, sizin elinizdeki altın ve gümüşü koruduğunuzdan daha fazla vakitlerini koruyor ve boşa harcamaktan sakınıyorlardı. Sizden biriniz nasıl iyi bir kazanç getirmeyen yerlere altın ve gümüşünü harcamıyorsa, onlar da zamanlarını öyle titizlikte koruyor; bir nefesini dahi zayi etmiyor, vakitlerini Allah’a itaatin dışında asla kullanmıyorlardı.”

İslam tarihini inceleyecek olursak Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının çeyrek asır gibi kısa bir zamanda o zamanki dünyanın üçte birini fethettiklerini görürüz. Elbette bu büyük başarı, dünya ve ahiret için çok çalışmakla kazanılmıştır.

Hz. Ali radıyallahu anh: “Dünya her an bizden uzaklaşmakta, âhiret yaklaşmaktadır. Bunlardan siz âhireti tercih edenlerden olun, dünyayı tercih edenlerden olmayın. Zîra bugün çalışma var hesap yok, yarın hesap var çalışma yok” buyurarak dünya hayatını devamlı çalışarak değerlendirmeyi tavsiye ederdi.

Zamanın kıymetini bilmek, boşa geçirmemek, gaflet ve malayaniye fırsat vermemek tasavvuf yolunun da mühim esaslarındandır. Nakşibendi yolumuzda da “Vukuf-i Zamani” diye bir esas vardır ki manası, içinde bulunduğu zamanın değerini bilmek, demektir.

Tasavvuf büyükleri her anlarını gafletten uzaklaşmış olarak, kalbleri uyanık bir halde yaşamak gerektiğine inanmışlar. Geceyi bir ibadetle, gündüzü bir hizmet ve fedakârlıkla değerlendirmişler. İnsanlar arasındayken irşadla, uzlete çekilince tefekkür ve tezekkürle meşgul olup her bir anlarında manevi kumbaralarını doldurmuşlar.

Şah-ı Nakşibend rahmetullahi aleyh vukuf-i zamanîyi şöyle açıklıyor: “Zamana vakıf olmak, nefsin hallerini tanımaktır. Hak yolcusu, niyetini ve amellerini iyi kontrol etmelidir. Eğer niyeti ve ameli Kur’an ve Sünnet’in öğrettiği edebe uyuyorsa Allah-u Tealâ o anda kuldan razıdır. Kul o hale sevinip şükretmelidir. Eğer kulun niyetinde Allah rızası yok ve ameli de dinin öğrettiği edebe uymuyorsa, hemen istiğfar ve tevbeye sarılmalıdır. Kusur halindeki kula tevbe lazımdır. Bu yol, her anını kontrol etmeye dayalıdır.

Akıllı kimse aldığı her nefesinin farkında olur, onu zikirle mi yoksa gafletle mi alıp verdiğini bilir.”

Allah dostları, hayatı kendi nefislerine verilip keyfine bırakılmış bir boş zaman olarak görmemişler, her anında Allah'a kullukla geçirilmesi gereken bir emanet olarak bilmişler. Onlar hayatı aşkla yaşamışlar ve hayatı ve ölümü Mevlalarına feda etmeyi aşklarının ispatı bilmişler:

“Rasulüm de ki: Benim namazım ve ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am, 162)

Bilhassa mürşid-i kamil zatlar, kendi hayatlarını Allah'a güzelce kulluk ederek değerlendirdikleri gibi, talebe ve sevenlerini de daima intibaha yani uyanışa getirmişlerdir.

İmâm-ı Rabbâni rahmetullahi aleyh der ki: “Bir kimsenin iyi müslüman olduğu lüzumlu şeylerle meşgul olup faydasız şeylerden uzaklaşması ile belli olur. Zamanın boş şeylerle telef olmaması için insanın vakitleri muhafaza etmesi lazımdır. İnsan öyle yaşamalıdır ki yanında bulunanları da dağınıklıktan, başıboşluktan, mâlâyânîden kurtarıp toparlasın.”

Ne yazık ki bugün Müslümanların birçoğu boş zamanlarını televizyon karşısında, internet başında, ne dünya ne de ahiret için bir faydası olmayan boş sözler ve haberlerle tüketmektedir. Elbette bu iletişim araç gereçlerinden faydalanmalıyız, ancak faydalı bilgiler edinecek şekilde ve ölçüyle istifade etmeliyiz.

Hayal ürünü diziler, filmler, müsabakalar ve dedikodulu kadın programları ise zaman israfı olduğu gibi günaha girmemize de sebep olmaktadır. Çünkü bu programları seyrederken gözümüz harama bakmakta, Allah'ın razı olmadığı hayat tarzları seyredilmekte ve kalbimiz bunlarla lüzumsuz yere meşgul olmaktadır.

Dinlenmek İhtiyaçtır

Elbette her insanın hayatında meşru vasıtalarla dinlenip rahatlamaya ihtiyacı vardır. Haram unsurlara yer vermeden bedenimizin ve zihnimizin yorgunluğunu gidermek esas itibarıyla mübah kapsamındadır.

Ancak mümkün olduğu kadar dinlenmek için de bize fayda sağlayan meşgaleleri seçersek zamanı daha verimli kullanmış oluruz. Bilindiği gibi bir kısım meşgaleler insanı geliştirir, fıtri ihtiyaçlarını meşru bir yolla karşılar ve insanı rahatlatır. Bunlara sevap vaad edilmiştir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Müslüman bir adamın, yayı ile ok atması, atını eğitmesi ve hanımı ile oynaşması dışındaki bütün eğlenceleri batıldır. Bunlar ise batıl değil, haktır.” (Tirmizî, Fedalu’l-Cihâd, 11)

Alimler, burada batıl sözünü, faydasız, sevab verilmeyen, kazancı olmayan boşa zaman israfı olarak izah etmişlerdir. “Batıl değil, haktır,” ifadesi ise, sevabı ve faydası olan meşguliyet manasına gelir.

Bu hadis-i şerife göre, bedenimizi geliştiren fiziki egzersizler faydalı olduğu gibi, niyetimize bağlı olarak sevap da kazandırabilmektedir. Elbette bu mübah uğraşı bizi, farz olan vazifelerimizi aksatacak kadar meşgul etmemelidir. Mesela namaz kılmak, öğrenilmesi farz-ı ayn olan ilmihalimizi öğrenmek gibi vazifelerimizi daha önceliklidir.

Bu hadis-i şerife göre Müslüman, mecburi işlerinden artan zamanını bedenini veya ruhunu geliştiren, dinlendiren veya rahatlatan bazı meşru faaliyetlerle dinlendirmelidir. Kişinin aile saadetine katkısı olacak şekilde, aile fertleriyle ilgilenmesi ve gönüllerini hoş edecek meşru şeyler yapması malayani değildir.

Müslüman hanımın kocası için hazırlanması, hoşuna gidecek şekilde davranması malayani değildir. Kocanın da hanımıyla meşru arzularını gidermesi helaldir hatta sevaptır. Çünkü bu nefsi haramdan alıkoyar. Müminin cenneti olan aile yuvasında saadet vesilesi olur.

Bu çerçevede helal dairesi içinde yiyip içmek, gezmek ve hoşa giden şeyler yapmak malayani değildir. Öyleyse biz Müslümanlar mübarek Ramazan ayını geride bıraktığımız bu günlerde tatillerimizi bu ölçülere riayet ederek planlamalıyız.

Ramazan ayında yoğun bir ibadet hayatıyla maneviyatımızı geliştirdikten sonra birden nefsaniyete teslim olmamaya gayret etmeliyiz. Bunun için tatili dinlenirken aynı zamanda manevi olarak gelişimimizi aksatmayacak programlarla değerlendirmeliyiz.

Modern zamanlarda insanlar her gün işten eve, evden işe mekik dokurken, hayatın ellerinden kayıp gittiğini görüyorlar. Psikologlar da tükenmişlik sendromu yaşayanlara çalışma hayatının rekabet şartlarında veya ilişkilerin iniş çıkışlarında kendini tüketmek yerine “kendi kendini inşa etmeye” daha fazla zaman ayırmayı tavsiye ediyorlar. Tatillerini, çalışma ve günlük hayat rütinleri arasında koştururken zaman bulamadıkları faydalı aktivitelerle değerlendirmelerinin, yenilenmeye ve tazelenmeye vesile olacağını söylüyorlar.

Bunun için tatil günlerini bedenimiz için dinlendirici olduğu kadar ruhumuzu da dinlendiren, asla günahlarla yorup kirletmeyen, bilakis sevap kazandıracak ilim ve amellerle süsleyen faaliyetlerle değerlendirebiliriz.

Nice insanlar var ki, ağır sorumluluklar yüklenmiş olsa da kendilerini geliştirecek, yenileyecek, ilham verecek, hayata bakışı zenginleştirecek uğraşlarla ruhlarını beslemeye zaman ayırabiliyor. Nice insanlar da var ki, hayatını anlamsızca tüketiyor ve bundan başka bir seçeneği olmadığını sanıyor. ,

Biz Müslümanlar bu geçici dünya hayatındaki amellerimizle sonsuz bir hayata hazırlandığımıza inanıyoruz. Öyleyse bizler hayatımızı değerlendirmeye çok daha fazla önem vermeliyiz.

Tatillerimizi planlarken mutlaka “Hangi kitapları okuyacağım?” “Günde kaç sayfa Kuran-ı Kerim okuyacağım?” “Hangi akraba ziyaretleriyle yakınlarımın duasını alacağım?” diye düşünmeliyiz.

“Tatili herkes nasıl geçiriyorsa ben de öyle geçiririm,” diye düşünmemeliyiz. Çünkü bizim sonsuz hayata hazırlanmak gibi çok büyük bir gayemiz var. Öyleyse ömrümüzün her anını dünyevi açıdan huzurlu, ahiret açısından kazançlı geçirmeyi hedeflemeliyiz.

Ramazan ayında kazandığımız sevapları birden bire heba edeceğimiz bir tatil anlayışına sürüklenmemek için mutlaka tatillerimizi planlayalım ve planımıza sadık kalalım. Allah-u Zülcelal bizleri hayır işledikçe sevinip huzur bulan, kabahat işleyince üzülüp huzursuzluk duyan kullarından eylesin. Amin.


Sayı : 53
Büyük Kapak