“Müslüman Her Alanda Nitelikli Ve Kaliteli İnsan Olmalıdır”

Sayı : 41 / Temmuz 2015, Konu Başlığı : Röportaj

Münir Arıkan Kimdir?

Gaziantep'te doğup büyüyen Arıkan, Osmaniye İmam Hatip Lisesi’nden sonra yüksek öğrenimini O.D.T.Ü. Kamu Yönetimi ve O.D.T.Ü. Uluslar arası İlişkiler Bölümleri ile İstanbul Üniversitesi S.B.F. Uluslar arası İlişkiler Bölümlerinde tamamladı.
Kısa öykü dalında Dünya ikinciliği bulunan Arıkan, birçok akademik çalışmada bulunmasının yanı sıra öykü, makale, şiir, bilgi yarışması ve münazara yarışmalarında Türkiye çapında birincilikler aldı, O.D.T.Ü. Şeref Öğrenciliği ile taltif edildi. Otuz yıllık kariyer hayatında on dokuz değişik iş yaparak, gönlünü arayan adam rolünü üstelendi. Nitelikli İnsan, Düşünceye Yeni bir Bakış, NLP Beynini Yönetme Sanatı, Ben Dünyaya ÖSS İçin Gelmedim Diyorsan Sevdiğin İşe Odaklan, Aile Zekası ve Hayatın Pusulası eserlerini kaleme aldı. Münir Arıkan ülkemizin ilk Aile Koçu’dur. ‘Mutluluk ailede başlar, başarı aile ile mümkündür’ felsefesine yürekten inandığı için, ailelere danışmanlık yapmaktadır.

Peygamberimiz “Evlenen dininin yarısını korumuş olur,” (Heysemi, Mecme’u’z Zevaid,7310) buyuruyor. Dünya ve ahiret saadetimiz için çok önemli olan mutlu aile yuvasını nasıl kurabiliriz? Günümüzde aile kurmak ve yürütmek başlı başına bir başarı haline geldi. Müslümanlar olarak nitelikli insan, nitelikli eş olmayı başarmazsak dinimizi de güzel temsil edememiş oluyoruz. Kendimize faydamız yokken başkalarına dinimizi nasıl sevdirebiliriz? Münir Arıkan’la sizin için söyleştik…

İslamî Hayat: Öncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Münir Bey, ailenin önemi malum... Sizin “Aile Zekâsı Testi” adını verdiğiniz bir ölçüm sistemi var. Genel itibarıyla bahsedebilir miyiz?

Münir Arıkan: Evlilik dinimizin yarısını tamamlayan, bizler için göz aydınlığı olan evlatlarımızın çoğalmasıyla Rasulullah Efendimize övünç kaynağı olan ve yaptıklarımızla hiçbirimizin giremeyeceği cennetin kapılarını açacak bir sadaka-ı cariyelerimize vesile olan bir kurumdur. Bu kurum İslam inancının en temel müessesesidir.

İslam bir “Aile dini”dir. İlk olarak Peygamber Efendimiz, vahyin ilk dakikalarında evine koşarak, ilk tebliğini eşine yapmıştır. Ayet-i Kerimede ilk olarak; “Yakıtı insan ve taşlar olan cehennem ateşinden kendimizi ve ehlimizi korumamız” (Tahrim, 6) emredilmiştir.

İşte böylesine önemli bir kurumun en önemli başlangıç ilkesi ise, küfüvvet yani denkliktir. İnsan imtihanını çoğaltan ve ağırlaştıran şey, denk olmayan şeylerdir. Gerçi siz iyilik yaparsınız, karşıdaki de misliyle iyilik yaparsa, bu iyilik olmaz, alış veriş olur. Bir tarafın daha büyük mükâfat kazanacağı bir iyilik için, sizin iyiliğinize karşı tarafın küfran-ı nimet davranışı, yani nankörlüğü olacak, siz de kötülüğe karşı bile iyilik yapacaksınız ki, Allah-u Zülcelâl ecrinizi arttırsın. Sevaplar ancak bu şekilde katlamalı artar.

Eğer aile içerisinde ahlaki açıdan denklik sağlanmazsa, onlar nankörlük ederek cehenneme girerken biz kötülüğe iyilik yaparak cennete kavuşmuş oluruz. Ancak Allah-u Zülcelâl esas olarak bunu istemiyor; eşlerin manevi ve ahlaki bakımdan denk olmasını istiyor.

Aile kurarken “Bir kadınla; soyu sopu, nesebi, güzelliği, malı için evlenilebilir ama sen ahlakı güzel olanını seç ki, elin yeşersin” (Buhari, Nikâh,15) diyen Peygamber Efendimize uymak gerekir.

Âcizane “Aile Zekâsı” kitabımızda, işte bu denkliğin test edilmesi, anlaşılması ve farkına varılması için, bir yöntem öneriyorum.

33 maddelik testi yapan adaylar, eşlerinin kendilerine ne kadar denk ve uygun olduğunu aşağı yukarı anlayacak duruma gelebilirler. Kitabımızda detaylı olarak açıkladığımız bu testte, eşinizin veya eş adayının düşünce kalitesi, konuşma kalitesi, paylaşma kalitesi, sorunlarla başa çıkma kalitesi nedir, ölçüp değerlendirme imkânı sunuyor. Ancak bu testi kendinize de uygulayıp dürüstçe cevaplamalısınız.

Bu 33 soruyu ilk önce tek başınıza, kendinize sorun ve her soruya kendiniz için 10 üzerinden bir puan veriniz. Sonra aynı işlemi eşiniz veya eş adayınız için yapın. Eşiniz ve eş adayınızdan da aynı soruları kendisine sorup dürüstçe cevaplamasını isteyin. Ve her soru için size 10 üzerinden bir puan versin. Bu şekilde elde edilen 4 ayrı puanı toplayıp dörde böldüğünüzde aile zekânızın puanını – katsayısını bulmuş olacaksınız.

Bu testin soruları bir yerde, mutlu evliliğin ve ideal bir eşin tüm bileşenlerini ortaya koyuyor. Bu test sayesinde nasıl iyi bir insan, iyi bir eş olunur, konusunda farkındalık kazanabilirsiniz. Mesela testlerden biri “çocuk yetiştirme kalitesi.” Bu kaliteyi ölçmek için, “Çocukları sever mi, çocuk yetiştirme konusuna dair kitaplar okur, seminerlere katılır mı?” gibi sorular var. Yine kişisel bakım, duygusal ve mahrem ihtiyaçlar konusunda da kendinizi ve eşinizi değerlendirme, bu konuda birbiriniz hakkındaki düşüncelerinizi dürüstçe ifade etme imkânı sunuyor. İslamî Hayat dergisi okurları için bu testi yayınlayabilirsiniz.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ediyoruz Münir bey. İnşaallah önümüzdeki sayımızda bu değerli çalışmanızı okurlarımızla paylaşacağız. Çok faydalı olacağını ümit ediyoruz. Münir Bey, bugün eğitim sistemimiz mesleki beceriler kazandırıyor, dünyaya dair bilgiler veriyor ancak kişinin kendini tanımasına dair yeterince bilgi veriyor mu? Sizin “Nitelikli İnsan” adlı bir çalışmanız var. Hayattaki dünyevi ve uhrevi gayelerimizi gerçekleştirmek için nitelikli insan olmanın önemi nedir? Nasıl nitelikli oluruz?

Münir Arıkan: Hadisi şerif veya kelam-ı kibar olarak kitaplarımızda geçen, “Kendini bilen, Rabbini bilir” vecizesi malum, maalesef çocuklarımızın kendini tanımasını geçtim, biz bile kendi çocuklarımızı tanıyacak bir birikim ve yönelişte değiliz.

Cep telefonu modellerini, araba modellerini ve ev fiyatlarını biliriz, tahmin ederiz. Ama çocuğunun ne için yaratıldığını, hangi işte kabiliyetli olduğunu, hangi alana yaktın olduğunu bilen anne baba sayısı çok çok azdır.

Ben devletimizin yerinde olsam, eğitim sistemini karakter tahlili üzerine oturturum. Önce öğrencilere kendini tanıtırım, en üstün özelliğini geliştirmeye yatırım yaparım. Okullarımızda adeta kedi, aslan, kartal, balina ve kelebek aynı teste ve sınava tabi tutuluyor ve bunlardan aynı şeyler bekleniyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi?

Çocukların kendi seçeneklerini üretmelerine izin verilmiyor, çoktan seçmeli sorularla, tüm seçenekler hazır önlerinde. Böyle bir eğitim sistemi başarılı olabilir mi? Çocuğun kendi seçeneğini kendi üretmesi – bulması ve bunun için çabalaması gerekiyor. Ama bizim eğitim sistemimiz bu yeteneği köreltiyor.

Osmanlı bir Enderun medeniyetiydi. Çocukları devşirdiği zaman neye kabiliyetli olduklarını, ne için yaratıldıklarını bulurdu. Karaktere uygun bir iş verir ve o işte bir numara olmalarını sağlardı. Ne zamanki bu sistem, yani Enderun ve Lalalık bozuldu, sistem de çöktü.

Bugün 17 milyon öğrencimiz var, bu genç nüfusla dünyayı ayağa kaldırabilir, imar ve ıslah edebiliriz. Ama çocuklara bakıyorum, kendi değerinin farkında değilse, üstün niteliklerinden habersizse, çocuk ne yapsın?

Her şeyi sınav kaygısı ve sınavdaki netler üzerinden hesaplanan bir sistemde, insanı ve İslamî değerleri üretemezsiniz.

Çocuğun potansiyeli; ressamsa, palet lazım, koşucuysa ayakkabı lazım, ilme kabiliyetliyse kitap lazım. Oyuncuysa film seti lazım, sesi güzelse, radyo lazım, el becerisi varsa, zenaata, sanata yönlendirilmesi lazım. Ama nerede?

Allah bizi, ahseni takvim üzere yaratmış, eşrefi mahlûkat kılmış, yeryüzüne halife kılmış. Tüm kainatı emrimize musahhar eylemiş. Bunca nimetten sonra bizden istediğimiz, bu Mavi Gezegeni, O’nun emrince teçhiz eylemek, ıslah eylemek, cennete çevirmek.

Bunu da “Hangimizin daha iyi işler yapacağını sınamak üzere, ölümü ve hayatı yarattığını” (Mülk, 2) beyan eyleyen ayeti kerimeden öğreniyoruz. Yani Rabbimiz bizden daha iyi ameller yapmamızı bekliyor. Daha iyi amel ancak, “İki gününü eşit geçirmeyen,” kendini keşfeden, bir işe odaklanan, o ilimle ilgili beşikten mezara o işle uğraşan ve nihayetince o konuda dünyanın en iyisi olan bir Müslüman bekliyor.

Müslüman aciz, zavallı olmamalıdır. Suriyeli Kardeşlerimizin 4 yıldır yaşadığı dramın en büyük sebebi, kendilerini geliştirememiş olmalarıdır. Kendisini geliştirememiş, aciz bir Müslüman’a da yardım etmekle emrolunduk, o bizim imtihanımız ama onlar kendilerini geliştirmiş olsalar, bir sanatları olsa, bir zanaatları olsa, bir üstün meziyetleri olsa, durum çok daha farklı olabilirdi.

Allah-u Zülcelâl güçlü Müslüman’ı niçin zayıf Müslüman’dan daha fazla sever?

Allah niçin kulunda işini kaliteli yapmasını ister?

Müslüman’ın imajı niçin en iyi olmak zorundadır?

İşte bunlar Müslüman’ın niteliğini, kalitesini arttırması gereken gerekçelerdir.

Çok okumak, birkaç dil bilmek, çok gezmek, bir işte çok başarılı olmak; sonunda bizim kendimizi daha kaliteli ve nitelikli hale getirir. Müslümanların dertleriyle dertlenmemizi sağlar. Çöpten ekmek toplayan bir gariban, zavallı Suriyeli kardeşlerimize nasıl yardım etsin? Kişi ilk önce kendi kalitesini arttıracak. Kendisi himmete muhtaç bir dede, nerede kaldı kendinden gayriye himmet ede?

İşte Nitelikli İnsan kitabımızda, hepimizin; anne – baba – çocuk – toplum… Kazanmamız gereken en temel 26 yetkinliği anlattık. Bu testi de okurlarımızın istifadesine sunuyoruz.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ediyoruz, inşallah bu testi de önümüzdeki sayılarda dergimizde yayınlayacağız. Münir bey, günümüzde iletişim için çok imkan var ama bazen en yakınımızdaki insanlarla gerçek bir iletişim kuramıyoruz. Sizin Muhammedî iletişim adını verdiğiniz bir çalışmanız var. Buna bir örnek verir misiniz?

Münir Arıkan: Muhammedî İletişim Modelinde, tıpkı Peygamberimizin yaptığı gibi, önce güzel hitaplarla, gönül kazanarak muhatabı kendine yaklaştırır sonra mesajını iletirsin. Muhammedi İletişim Modelinin 1. Adımına örnek olarak bir sahneyi göz önünde canlandırmanızı istiyorum. Peygamber Efendimizin oğlu İbrahim vefat ettiğinde, mübarek elleri ile oğlunu defnetti. Defin işlemi bittiğinde mübarek gözlerinden inci taneleri süzülmeye bağladı. Sahabe pek anlam veremedi. Nasıl olsa oğlu cennete gitti, günahsız bir çocuk sonuçta… İtiraz eder gibi sordular; “Ya Rasülallah, sen de mi ağlıyorsun?” “Evet,” dedi, “Ben de ağlıyorum. Kalp hüzünlenir, göz yaşarır. Biz, Yüce Rabbimizin râzı olacağı sözden başkasını söylemeyiz.” (Buhari, Cenaiz, 44)

İşte bu acılı anında birden o küçücük mezarda bir delik gördü. Toprak tam olarak atılmamış. Mezarın üstünde küçük bir yumruk kadar bir delik kalmış.

Biz olsak, o acılı halimizle gözümüz bir şey görmez olur. Ama Muhammedi İletişim odur ki; hayatın her anında farkındalığı yüksektir. Asla boş vermez, asla ertelemez. Peygember Efendimiz de hemen mezarcıyı uyarır; “Ey mezarcı! Orada bir delik kaldı.”

Mezarcı itiraz etmez aslında, konuşan Peygamberi mahcup eylemez. Ama bu ibretlik olay için onu da bir konuşturan vardır; “Ey Allahın Rasulü!” Der. “Onun ölüye ne zararı var?”

Biz olsak, “Seni gömmeyim oraya!” diye bağırır çağırırız. Ama Allah Rasulüdür O; “Ey Mezarcı!” der. Şimdi, ben mezarcı olsam, bu hitaba sevinirim. Oh çekerim. “Lanetlenmemişim,” derim. “Hakkımda bir ayet inmemiş, demek ki.” Derim. Hitap güzel olunca, iletişime açarım kalbimi.

“Haklısın!” der. Şimdi, ben mezarcı olsam, bu hitaba daha çok sevinirim. İkinci bir “Oh,” çekerim. “Haklıymışım” derim. Suçluluk psikolojisinden kurtulurum. Hitap o kadar güzel olunca, iletişime açarım kulaklarımı.

“Evet, onun ölüye bir faydası, zararı yok” der. Şimdi, ben mezarcı olsam, en fazla burada sevinirim. Peygamberimizin masum yavrusuna bir zararım olmadığı için sevinirim. Hitap o kadar güzel olunca, iletişime açarım tüm benliğimi.

İşte Peygamberimiz tam da burada verir muhatabına mesajını; “Ama der, Onun gören göze zararı var”! Ve adım adım kendisine yaklaşan O büyük Muhatabının bu güzel fikrine, tüm benliği ile saygı ile koşar mezarcı. Elleri olmasa sürünerek kafasıyla bile kapar o deliği değil mi?(İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 142)

İşte biz de muhatabımıza, onun kelime ve cümleleri ile yaklaşıp, onu kendimizin tarafına çektikten sonra mesajımızı verirsek, sonuç her zaman daha hayırlı olacaktır.

İslamî Hayat: Bizim medeniyetimiz dünya ve ahiret dengesine çok önem veriyor. Peygamberimiz, “Dünya ahiretin tarlasıdır,” buyuruyor. Ahirete yüz akıyla gitmek için de bu dünyada üstümüze düşen vazifelerimizi yaparak faydalı insan olmamız gerekiyor. Bize başarılı ve hayatını dengeli bir şekilde yaşayan insan olmanın sırlarından bahseder misiniz?

Münir Arıkan: Biz mağara insanı değiliz. Öyle olsa Allah-u Zülcelal, trilyonlarca galaksiye, her gezegene bir kişi düşecek insanları yalnız yaratır ve trilyonlarca sene kendisine kulluk etmemizi isterdi. O’nun bizim kulluğumuza ihtiyacı yok ki, bizim güzel insan olmak için ibadet etmeye ihtiyacımız var! İşte bu yüzden bizi sosyal bir Müslüman yaptı. Birbirimizle olan muamelatımızla, yaptığımız hayır ve hasenatımızla kazanacağız, cenneti. Aldığımız dualarla, yaptığımız sadaka-ı cariyelerimizle.
İşte bunun için yaptığımız her şeyde Allah-u Teâlâ’nın rızasını düşünerek, “İnsanların en hayırlısı insanlara en hayırlı, en faydalı olandır” sırrınca, dünyayı da cennete çevirme azminde olmalıyız.

Asr-ı Saadet diyoruz. Dünya cennete dönmeyecek olsaydı, o çöl bedevileri, o günün eşkiyaları; insanlığın rahmet numuneleri haline gelebilirler miydi?

Müslüman bir iş yapıyorsa, onu en iyi yapacak. Ama ne Hacc’ımız Hac! Ne Ramazan’ımızın Ramazan! Ne Kurban’ımız Kurban! Ne de dinimizin direği olan Namaz’ımız Namaz! Camilerimizin hijyen ve düzen bakımından kafirlerin beş yıldızlı otellerinden aşağı kalmamalı. Biz, Müslümanın temizliğini, zarafetini daha camide bile gösteremiyorsak nasıl dünyaya nizam vereceğiz? İslam Kalitesini tüm dünyaya göstermeden, gönülleri İslam’a ısındırmak pek kolay değil.

İslamî Hayat: Bayram yaklaşıyor. Aile bağları ve toplum için bayram geleneklerimizin çok büyük önemi var. Sizin için bayram nedir? Bayram ziyaretleri ve ailevi geleneklerimiz bize neler kazandırır? Aile ziyaretlerinde bile cep telefonunun ekranından gözlerini ayırmayan bir nesil yetişiyor. Sohbet etmek insana ne kazandırır?

Münir Arıkan: Öyle bir koşuşturma içindeyiz ki, ancak bayramlar sayesinde yılda iki kez sıla i rahim yapabiliyoruz, en azından bunu kaliteli yapmalıyız, diye düşünüyorum.

Kendi işini kaliteli yapmaya gayret eden bir kardeşinizim. Onun için yukarıda “Kaliteli olalım! Nitelikli olalım!” Diye estim, yağdım, gürledim! Ama aile ziyaretlerini kendisi de pek kaliteli yapamayan bu garibin, bu konuda pek söyleyeceği bir şey yok. Söylemek gerekirse, önce kendime söylemek isterim.

Arzu ederim ki, en azından bayramlarda; büyük bir tesisi kiralayarak en azından bir günlüğüne, tüm sülalenin kaynaşsa… Kurban bayramıysa kurbanların elbirliğiyle kesilmesi… Et kesmekten, aile bağlarını toparlamaya vaktin kalmadığı bayramlardan, böyle nezih bayramlara geçmeliyiz, diye düşünüyorum.

Nineler dedeler de bıktı! Çocuklar da pırttı! Aileler koptu! Bir kaynaşma şart. Sabır azaldı, tahammül azaldı. Toruna ses yapıyor diye kızarsan, yanına yaklaşır mı bir daha? Eskiler, hediyelerle torun gönlü kazanırdı. Şimdikilerde pek kalmadı öyle bir usul... Bayram hediyelerinin bile bir albenisi, özel hazırlıkları vardı. Evet, çocuklar koptu ama sebepsiz de değiller.

Büyük olanın gönül kazanması lazım… Bir şeyler yapması lazım. Akrabalar arası kıskançlık ve hased had safhada. Halbuki kuzenimize dua ettiğimizde ona verilenin iki katının bize yazılacağını bilmemiz lazım. Aile ambargoları had safhada, ailelere müdahale had safhada… Bir büyük değişim şart. Yeniden kalplerin birbirine telifinden başka şansımız yok.

Kayınvalide eğitimi, gelin eğitimi, eş eğitimi, hatta çocuk eğitiminin bile olmadığı bir yerde, bu son pek de tahmin edilmez bir şey değil. İnşallah o eski geleneksel “Aile Bayramları”na kavuşuruz yeniden.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ediyoruz.

Münir Arıkan: Ben çok çok teşekkür ediyorum


Sayı : 41
Büyük Kapak