İmtihan

Sayı : 54 / Ağustos 2016, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Yangın yeri kimi yürekler, gözlerde yaş akar durur ve vurur en derinden. Sarsar, titretir, üşütür yaşanan dert. Geçmek bilmez günler, uykusuz kalır uyku için var olan geceler. Çile çile çekilir saniyeler, ızdırab üstüne ızdırab yoklar durur her an. Sancı sancı kıvranır koca beden. Kimseler bilmez o sancının tarifini.

Yangın yeridir kimi zaman yaşanan hayatlar, kimseler görmez her yeri saran alevleri. Alevler sarar koca bir yüreği. Eş, dost kendi telaşında, bir yaşayan bilir derdini birde onu yaratan. Avaz avaz susarsın, kıyametler kopar içinde, bir el beklersin uzanacak ama ne çare!

Biliyor musun Efendimiz ne buyuruyor bir hadisinde; “Belanın en şiddetlisi peygamberlere, sonra Hakk’ın makbulü velilere ve derecesine göre diğer mü’minlere gelir.” (Tirmizî) Bizden daha şiddetli dertleri yaşadı O’nlar demek ki! Ve buna dert demediler biliyor musun? Allah’tan gelene Allah için sabrettiler.

Demek ki Allah sevdiklerine dert veriyor, belki kulunu temizlemek için işlediği günahlardan, belki de kendine daha çok yaklaştırmak için. Sebebini bilmiyorsun ama sonuç belli. Sabredersen mazhar olacaksın Allah’ın lütuflarına.

Sonra bir ses duyarsın içinden. “Burası imtihan dünyasıydı unuttun mu?” irkilirsin önce, sonra düşünürsün “Evet” dersin sessizce. Allah diyor ya hani kelamında; “And olsun ki, sizi biraz korku, biraz açlık ya da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiklikle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele! Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına bir musibet geldiğinde, ‘Biz Allah’a âidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara; 155-156) Bir sabr-ı cemil düşüyor o zaman şimdi sana. Dön derdine de ki şimdi “Herkesten ve her şeyden büyük Allah’ım var benim.”

Peygamberler vardı hani, dert üstüne dert, keder üstüne keder yaşayan. Çilenin, ızdırabın en koyusunu gördü ya hani onlar. Nasıl unutursun? En başta kâinatın efendisi, ne çileler gördü mübarek hayatında. Yalanladı O’nu kavmi, tehdit edildi kimi zaman ki koca bir kâinatın efendisiydi O.

Taşladılar Taif’te Efendimizi. Yaraladılar mübarek bedenini, yüreğini. Bütün yaşadıklarına sabır göstererek Rabbi’ne sığındı, O’na ilticada bulundu. Yüreğinde ki acıyı Rabbin’e açtı ve şöyle dua etti efendimiz; “Allah’ım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikayet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin; benim de Rabbimsin.. Beni kime bırakıyorsun? Kötü sözlü, kötü yüzlü, uzak kimselere mi; yoksa işime müdahil düşmana mı?

Eğer bana karşı gazabın yoksa Sen benden razıysan, çektiğim belâ ve mihnetlere hiç aldırmam. Üzerime çöken bu musîbet ve eziyet, şayet Senin gazabından ileri gelmiyorsa, buna gönülden tahammül ederim. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza ve daha geniştir. İlâhî, gazabına giriftâr yahut hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve ahiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım; Sen razı olasıya kadar affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Sen’dedir.” (İb'n Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübra)

Ve miracı buldu sonunda. Demek ki her Taif’in ardında bir Miraç bekliyor unutma. Başına işkembe koyacak kadar ileri gidenler, O’nu değil kendilerini kirlettiler, bilemediler. Yine de bir “Ah” etmedi onlara Allah’ın Resulü; belki ilerde iman ederler diye.

Hz. Âdem’i hatırla. Kolay mıydı cennetten yeryüzüne inmek. Üzüldü ama Kendinden bildi yaşadığı bu üzüntüyü. “Neden” demedi, bulunmadı serzenişte. Dua etti Rabbine dedi ki; “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer merhamet buyurup da kusurumuzu bağışlamazsan apaçık hüsrana uğrayanlardan oluruz!” (A’raf sûresi 23)

Hz. Eyyub, karşılaştığı sıkıntılar karşısında o kadar edeben dua etmiştir ki hayran kalmamak mümkün değil. Şöyle demişti edeb kokan o duasında; “Ya Rab! Bana ciddi bir zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”(Enbiyâ; 83)

Hz. İbrahim hastalandığında; “Hastalığımda O’dur bana şifa veren.” (Şuarâ; 80) diyerek imtihanında bile duada ki inceliği göstermiştir bizlere.

Hz. Musa, aç- susuz bir haldeyken bir gölgeliğe sığındığında; “Rabbim! Lütfedeceğin her nimete muhtacım” (Kasas; 24) diyerek yaşadığı zorluğu ve hislerini seslendirmiş ve diğer Peygamberler gibi O’da duada Rabbine karşı kulluk edebiyle açmıştı ellerini.

Bizlere en güzel yol örneği peygamberlerden geçiyor elbette. İşte peygamberlerin karşılaştıkları sıkıntılar ve zorluklar karşısında ki duruşları. Allah’tan bir şey isterken bile inceliği ve tevazuyu elden bırakmıyor, asla şikâyette bulunmuyorlardı. İmtihan dünyasındayız öyleyse karşılaştığımız sıkıntılar ve zorluklar karşısında nasıl bir tavır içine giriyoruz Rabbimize karşı? Şimdi dönüp bu konuda kendimize bakma zamanı.


Sayı : 54
Büyük Kapak