Namazı Huşu ile Kılmak

Sayı : 66 / Ağustos 2017, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Namaz kılmak, bir müminin hayatındaki en önemli kulluk vazifesidir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, buna işaretle, “Kulun kıyamet gününde hesaba çekileceği ilk ibadet namazdır, eğer namazı tam çıkarsa kurtulmuş ve kazanmış olur, eksik çıkarsa kaybedenlerden olur”(Tirmizi, Salat, 188) buyururdu.

Namaz, hem kalple hem bedenle yapılan bir ibadettir. Namazın tam olması için kalbin namazda iken başka şeylerle meşgul olmaması gerekir.

Rabbimiz, Mü’minûn Sûresi’nde felaha kavuşan müminlerin vasıflarını sayarken, “Onlar, namazlarında huşû içindedirler.” (el-Mü’minûn, 2) buyurmaktadır. Bir başka ayette de; "Allah'ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun" buyurmaktadır. (Bakara, 238)

Kalp insanın hakim olmakta en çok zorlandığı azasıdır. İnsan ne kadar arzu etse de kalbine çeşitli düşüncelerin gelmesine engel olamaz. Birçok insan namaz sırasında kalbini muhafaza edemediği için kaç rekat kıldığını bile şaşırmaktan şikayet eder.

Bu durum sadece bizim yaşadığımız bir sorun değildir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem asırlar öncesinden bu halin şeytanın bir vesvesesi olduğunu haber vermiştir.

Peygamber Efendimiz şöyle bildiriyor:

“Namaz için ezan okunduğu zaman, şeytan ezanı duymamak için arkasını dönüp yellenerek kaçar. Ezan bitince tekrar geri gelir. Namaz için kamet edilince yine arkasını dönüp kaçar. Kamet bittiğinde yine gelir ve kişi ile nefsi arasına sokulur ve ona: ‘Filân şeyi hatırla, filân şeyi hatırla’ diyerek namazdan önce aklında olmayan şeyleri hatırlatır da, neticede insan kaç rekât namaz kıldığını bilemez olur.” (Buhari, Bed’ü’l-Halk, 11)

Birçok insan namaz kılarken yaşadığı bu hallerden dolayı ye’se, yani ümitsizliğe düşer. Hatta bazı kişiler “Bu kıldığım namaz zaten olmuyor.” Diyerek namazı bırakır. Elbette ki bu Şeytanın hilesine mağlup olmaktır.

Kalbe böyle vesveseler geldiğinde Allah-u Zülcelâl'in kullarına karşı merhametini düşünmelidir. Eğer insan şeytana karşı elinden geldiği kadar mücadele ederse Allah onun bu mücadelesini bilir ve hatalarını affeder.

Vesveseye Karşı İlim Öğrenmek

Şeytanın vesveselerinden korunmak için ilim öğrenmek gerekir. İlim öğrenen kişi başına gelen halin hükmünü bilir, ona göre hareket eder. Mesela namazda kaçıncı rekatte olduğundan şüphe eden kişi, zannı galip ile hareket etmelidir. Zannı galip, kişinin kalbinde galip gelen düşünce demektir. Peygamber efendimiz bu hususta şöyle buyurmuştur:

“Biriniz namazın rekâtında şüpheye düştüğünde şüpheyi atsın ve şüphesiz bildiği rekâtı üzerine hareket etsin. Eğer namazı tamam ise, fazla kılınan rekât nafile olur. Eğer noksan kılmış ise, o rekât, namazı tamamlamak için olmuş olur. Namazın sonunda yaptığı iki secde de şeytanın burnunun toprağa sürünmesi için olmuş olur.”(Müslim, Mesâcid, 88,89; Ebû Dâvud, Salat, 190)

İnsan kalbinde ağır basan düşünce ne ise ona göre namazını tamamlar ve namazın sonunda da sehiv secdesi yaparsa Allah-u Zülcelâl kabul edecektir. “Bu namaz olmadı bir daha kılayım, olmadı bir daha kılayım,” dememelidir. Çünkü insan bu şekilde evham yaparsa sonunda bıkkınlık hissederek tamamen namazı bırakır. Şeytanın istediği de budur.

Şeytan mümini namazın huzurundan mahrum etmek için her çareye başvurur. Bazen zihnine düşünceler atarak okuduğu sureleri karıştırmasına sebep olur. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem böyle durumlarda euzu besmele okuyup sol tarafa doğru üfürmeyi tavsiye etmiştir:

Osman b. Ebi’l-Âs radiyallâhu anh şöyle anlatıyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme gittim ve “Ya Rasulallah, şeytan, benim ile namazım arasına giriyor ve kıraatimi karıştırıyor (beni şüpheye düşürüyor) dedim. Allah'ın Resulü bana: “Bu, Hınzıb denilen bir şeytandır. Onu hissettiğin zaman ondan hemen Allah’a sığın ve (namazdan sonra) sol tarafına üç kere üfür.” buyurdu.

Osman radıyallahu anh diyor ki: “Bu tavsiyeyi yaptım ve Allah Teâlâ o şeytanı benden giderdi” (Müslim, Selâm, 68; Ahmed b. Hanbel, IV, 2)

Şeytan bize son nefesimize kadar vesvese vermeye devam edecektir. Vesvese geliyor diye namazdan soğumamalıyız. Aksine namazın şeytana karşı bir savaş olduğunu düşünmeli, bu savaşı kazanmak için taktik geliştirmeliyiz.

Namaza Hazırlanmak

Namazı güzel kılmanın en önemli şartı, namaza hazırlanırken özen göstermektir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem ibadete hazırlığın bir parçası olduğu için abdest almaya da ibadet gibi önem verirdi. Abdest hem hükmi temizliktir, hem de o uzuvlarla işlenen ufak tefek hataları temizleyen manevi bir temizliktir. Peygamberimiz bunu şu hadis-i şerifiyle müjdeliyor:

“İçinizden her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve burnunu temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları dökülür! Sonra Allah’ın emrettiği gibi yüzünü yıkarsa, yüzünün günahları su ile birlikte sakalının etrafından dökülür.

Sonra dirsekleriyle birlikte ellerini yıkarsa, elinin günahları su ile beraber parmak uçlarından akar gider. Sonra başını meshederse, başının günahları su ile birlikte saçlarının ucundan dökülür. Sonra topuklarıyla beraber ayaklarını yıkarsa, ayaklarının günahları su ile beraber ayak parmaklarının ucundan akar. Eğer (böylece abdest alan) bu adam, kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve senâ eder, O’nu layık olduğu vasıflarla yüceltir ve gönlünü tam anlamıyla Allah’a bağlarsa, mutlaka anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olur” (Müslim, Müsâfirîn 294)

İşte abdesti alırken bu hadis-i şerifi aklımıza getirip, geçmiş günahlara tevbe etmeli, Allah'ın affına ne kadar muhtaç olduğumuzu düşünmeliyiz.

Ezanı Huşuyla Dinlemek

Namazda huşu hissetmek için, namazın manasını düşünmek gerekir. Namaz Allah'ın davetine icabettir. Bunu hissetmek için Allah'ın daveti olan ezanı kalbi bir derinlik içinde dinlemelidir.

Bizler mahşer günü Allah'ın daveti üzere kendimizden geçmiş bir halde boyun eğerek Allah'ın davetine doğru götürüleceğiz. İşte her ezanda, şu ayette bildirilen o halimizi düşünmeliyiz:

"O gün insanlar, hiçbir tarafa sapmadan Hakk'ın davetçisine uyarlar. Gözler Rahman'ın heybetinden huşu' içerisine girmiş, kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka bir ses işitemezsin."(Tâhâ, 20/108)

Ezanın ilk cümlesi “Allah en büyüktür” manasına gelen “Allah-u Ekber” lafzıdır. Bu cümleyi işitince Allah'ın gökleri ve yeri yaratan kudretini düşünmelidir. Dünya ve ahirette sonumuz Allah’ın elindedir. O bizden razı olursa bu bizime n büyük kurtuluşumuzdur, razı olmazsa bu da en büyük felaketimizdir. İşte bunları düşünerek ezanın bütün lafızlarını kalbimizin derinliklerinden dinlemeliyiz. Ezan okunurken televizyon ve benzeri cihazları kapatmalıyız, konuşmayı kesmeliyiz. Ezan cümlelerini tekrarlayıp sonundaki duayı okumalıyız.

Ezan ile kamet arasında yapılan duaların kabul olunacağı da bildirilmiştir.

Namazda Sükuneti Korumak

İnsanın kalbiyle bedeni arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Kalp neyle meşgulse beden ona yöneldiği gibi beden neyle meşgulse kalp de ona kayar. Bu sebeple Peygamberimiz namazda gözlerin yere indirilmesini emrederdi. Namazda sağa sola bakmak hakkında, "Bu, kulun namazından (sevabından) bir miktarını şeytanın kapıp aşırmasıdır," (Buhârî, Ezân 93) buyururdu.

Namazdaki bedeni hareketlerin sakince ve tam yapılması da kalbin huzuruna yardım eder. Allah Resulü namazda elbiseyi düzeltmek, sakalını oynamak gibi hareketlerden sakındırır, “Şüphesiz namazın kendisi başlı başına mühim bir meşguliyettir (namazda başka şeyle meşgul olunmamalıdır).” Buyururdu. (Müslim, Mesâcid, 34)

Namaz kılarken alel acele yatıp kalkmamalıdır. Bütün bu erkanda tesbihleri sakince okumaya yetecek bir müddet duraklamalıdır.

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem, mescidde aceleyle namaz kılan bir kişiye:

“Dön namazını kıl, çünkü sen namaz kılmadın.” Buyurdu. Adam tekrar aynı şekilde kılıp üç defa aynı ikazla karşılaşınca Efendimiz sallâllâhu aleyhi ve selleme: “Sen’i Hak üzere gönderen Zât-ı Zü’l-celâl’e yemin ederim ki yâ Rasûlâllah! Bundan daha iyisini yapamıyorum. Bana doğrusunu öğret.” dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem ona namazı şöyle tarif etti:

“Önce ayağa kalk, iftitah tekbirinden sonra Kur’ân’dan sûreler oku. Sonra rükûa git. Rükûda itmi’nan ve istikrar buluncaya kadar… Sonra kalk ve doğrul. Ayakta itmi’nan ve itidal buluncaya kadar… Sonra secdeye git. Secdede mutmain oluncaya dek… Sonra diğer rekâtlarını da öylece tamamla…” Peygamberimiz böyle tarif ettikten sonra “Böyle yapmazsan namazı eksiltmiş olursun” buyurur. (Tirmizî, Salât, 110; Ebû Dâvud, Salât, 143-144)

Murakabe Halinde Olmak

Namaz, Allah'a yöneliştir. Bu sebeple insan kimin huzurunda olduğunu düşünmelidir. Peygamber efendimiz, amcası Abbas’ın oğlu Fadl’a namazı öğretirken şöyle buyurmuştur:

"Namaz ikişer rekat kılınır, her iki rek'atte bir teşehhüd (oturup ‘Ettehıyyatü duasını okumak) vardır. Namazda huşu (tevazu, boyun eğiş hali) hissedilir, temeskün (zavallılık) gösterilir. Ellerini, içleri kendi yüzüne dönük (olarak) Rabbine kaldırır; isteklerini (ısrarla yalvararak) istersin: "Ya Rabbi! ya Rabbi! ya Rabbi!.." Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir." (Tirmizi, Salat 283)

Peygamberimiz bize şöyle nasihat ediyor:

“Allah Teâlâ’ya sanki kendisini görüyormuşcasına ibadet edin! Kendinizi ölüler arasında biriymiş gibi kabul edin. Size yarar sağlayacak az bir şey sizi oyalayıp amacınızdan alıkoyacak çok şeyden daha hayırlıdır. Zira iyilik eskimez günahlar da hiç unutulmaz.” (Buhari, 1, 114 Müslim 1, 39)

Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellemin namaz kılarken göğsünden kaynayan kazandan gelen ses gibi hıçkırık ve inilti sesleri gelirdi. (Ebû Dâvûd, Salât, 156-157)

Hz. Ebubekir radıyallâhu anhu namaz kılarken ağlamaklı sesi arka saflardan duyulurdu. Onun namaz kıldığı yer gözyaşlarından ıslanırdı. Bunun çaresi olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Kıldığın namazı, en son namazınmış gibi, (bir daha namaz kılma fırsatı bulamayacak bir kişinin kıldığı namaz gibi) kıl.” (İbn Mace, Zühd, 15)

Nafilelere Devam Etmek

Her iş bol bol tekrar yapılarak öğrenilir. Bunun bir istisnası yoktur. Nasıl ki bir sporcu şampiyon oluncaya kadar aylarca antreman yapıyor, nasıl bir ordu savaşı kazanmak için tatbikat yapıyor, aynen öyle, son nefeste iman üzere ruhumuzu teslim edinceye kadar ibadetle talim yapacağız. Hem bu şekilde davranarak, namazlarımızdaki kusurları da affettirmiş oluruz.

Peygamberimiz buyuruyor ki, “Kıyamet gününde insanların ilk sorguya çekilecekleri amelleri namazdır. Allah (c.c.) kulun namazlarını tam mı yoksa noksan mı kıldığına bakılmasını emreder. Eğer namazları tam ise sevabı tam olarak yazılır. Eğer (farz) namazlarında eksiklik varsa nafile olarak kıldığı namazlarına bakılmasını emreder. Şayet nafile namazları varsa, bunlarla farz namazların tamamlanmasını emreder. Sonra kul diğer amellerinden hesaba çekilir.” (Tirmizî, Salât 306).

Bu arada ibadet dışındaki zamanlarda da kalbimizi korumalıyız. Peygamberimiz buyuruyor ki, “Allah’ı unutarak luzumsuz konuşmalara dalmayın. Çünkü Allah hatırlanmadan yapılan uzunca konuşmalar, kalbi katılaştırır. Allah’tan en uzak olan kimse ise kalbi katı olandır” (Tirmizî, Zühd, 62)

Kalbi malayani şeylerden korumak için namazdaki huşu halini namaz dışında da mümkün olduğu kadar korumaya çalışmalıyız. Kalbimizi koruyabilmek için Allah'tan yardım istemeli ve manevi riski yüksek yerlerde zaman geçirmekten sakınmalıyız. Allah'a döneceğimiz günü asla unutmamalıyız.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Sabır ve namaz ile Allâh’tan yardım isteyin. Şüphesiz ki o, huşû sâhibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. Onlar ki kendilerinin hakîkaten Rab’lerine kavuşacaklarına ve O’na rücû edeceklerine inanırlar.” (el-Bakara, 45-46)


Sayı : 66
Büyük Kapak