“Namaz Kıl(a)mıyor musun?”

Sayı : 46 / Aralık 2015, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

- Niçin namaz kılmıyorsun?

- Ya ne bileyim, kılamıyorum.

- Kılmıyor musun, kılamıyor musun?

- Kılmak istiyorum aslında ama kılamıyorum.

- Bu cevabın üzerinde biraz durabilir miyiz?

- Duralım.

- Yapamamak türlü türlüdür.

Birincisi; gerçekten fizikî imkânsızlar vs. sebebiyle yapamamaktır. Namaz için dinimizde sadece buna mazeret tanımış:

Koma hâlinde, şuuru kapalı yatan kişi namaz KILAMAZ.

Bunun dışında neredeyse hiçbir “gerçekten yapamama” hâli yok gibidir. Öyle ki, suya gidemeyene teyemmüm, ayağa kalkamayana oturarak kılma, oturmaya bile muktedir olmayana îmâ ile edâ etme imkânı tanınmış. Ama yapamıyorum cevabına, terk için müsaade verilmemiş.

İkincisi; “izin verilmeme” durumudur.

“Annem-babam, patronum, âmirim namaz kılmama izin vermiyor. Bu sebeple kılamıyorum.”

Bu gerçek bir imkânsızlık değildir. Çünkü anne-babaya vesile-i hayatımız diye, patrona, âmire vesîle-i nimetimiz diye saygı duysak da, onların kararlarını Yaratıcı’mızın emrinin önüne koyamayız. Onlar zaten fiilen men edemezler. Ancak evlâtlıktan red, mirastan men veya işten atmakla tehdit edebilirler. Tarihte Mus’ab’lar zengin annelerini, Habbab’lar, Bilâl’ler, zâlim efendilerini terk ettiler, ama namazı terk etmediler. Namaz kılınamayan bir mesleği terk etmek, Mekke’den Medine’ye hicret etmenin bugüne bir yansımasıdır.

Üçüncüsü; ikinci maddenin daha bir zayıfı, Çevre baskısından dolayı yapamıyorum, şeklidir. İmanımızın gereğini yapmaktan utanıyorsak, çok ciddî bir muhasebeden geçirmeliyiz kendimizi.

Gözünde Büyütme!

Dördüncüsü; iç dünyamızdan kaynaklanan, psikolojik izin verilmeme hâli: “Şeytan mı, nefis mi her ne ise, bir türlü beni rahat bırakmıyor. Müsaade etmiyor namaz kılmama.” diyorsan, bunu da insan aşmalı, asla bir mazeret görmemeli.

Şeytanın türlü hileleri vardır. Meselâ namazı gözünde büyüterek, mükemmeliyetçilik damarından seni namaz kılamaz hâle getirmeye çalışır. Gözünde büyütmek, bir nevi Kaf dağının ardına atmak olur.

Hâlbuki Allah, bize yapabileceğimiz şeyleri emreder. İmkânımız, kudretimiz, vüs’atimizin elverdiği, yapabileceğimiz bir ibadeti bizden istemiştir. İlk maddede söylediğim gibi fizikî, gerçek mâniler konusunda birçok kolaylık getirmiştir. Her kıyamda mükemmel huşu, her secdede gözyaşı, her kıraatte derin bir tefekkürü, kim kaybetmiş de biz bulalım. Onu ehlullah hazerâtı dışında hemen hiçbirimiz yapamıyoruz.

Şeytan namazı büyütemiyorsa, seni küçültür; “Sen bu pis, kirli, günahkâr vaziyetinle mi camiye gideceksin?” der.

Evet, günahkârız ve O kapıdan af dileyeceğiz.

Kirliyiz o kapıda temizleneceğiz.

Sonra, her yer O’nun mülkü. Sadece cami veya seccade değil. O huzura kirli çıkmak, hiç çıkmamaktan evlâdır, temiz çıkmaya besmeledir.

Beşincisi; “Vakit bulamıyorum,” şeklindeki yapamama mazeretidir. Bir genç için, okul, ödev vs. bir yetişkin için dünya meşgalesi, bir ev hanımı için, çoluk-çocuk ev işleri... Namaz vakit disiplini ister. İnsan namaz için vakit ayırmaz ise namazı kılamaz duruma düşer. Hâlbuki yaratılış gayemiz ne üniversite kazanmak, ne kariyer yapmak, ne zengin olmaktır. Yaratılış gayemiz ibadet etmektir ve bunun en ehemmiyetlisi namazdır.

“Çalışmak da ibadettir,” sözünü çokça duymuşsundur, evet, çocuğunu beslemen de ibadettir. Bir güler yüz de ibadettir. Fakat nasıl zekât haccın yerini tutmuyorsa; oruç, kurban yerine geçmiyorsa, diğer ibadetler de namazın yerini dolduramaz.

Yeter ki İste!

Zorluklara kolaylık prensibi burada da devreye girer: Yoğun mesaili bir iş yerinde çay saatinde bile farzından namazını edâ edebilirsin. Abdestli bulunmak gibi bir iki tedbirle, iki blok ders arası teneffüs sana yeter. Sonra bugün ibadet hakkını dile getirmek, yolda isen mola talep etmek, özel bir işletmede mescidi sormak bir Müslümanın kaçınmaması gereken hususlardır. (üçüncü madde)

Altıncısı; unutma, gaflet gibi yine hakikî olmayan bir yapamama şeklidir. Sürekli git-gel içinde, bir azmetme bir bırakma, bir ümitlenme bir unutma durumudur. İnsan; nisyandan yani unutmadan gelir, derler. Zaten yüce Allah; “Beni hatırlamak için, (Beni unutmamak için) namaz kıl” (Tâhâ, 14) buyuruyor.

Burada şuuru ve dikkati yoğunlaştırıp namazı hayatın vazgeçilmezi hâline getirmek var. Bir sigara tiryakisi, paketi çakmağı nasıl ihmal etmiyorsa, her türlü yasağa, mesaiye rağmen onu tüttürecek vasatı nasıl sağlıyorsa, namaz müdavimi de bunu başaracak.

Sigarasızlık vurur gibi, kılınmamış namazın rahatsızlığı kalbe, zihne, şuura vuracak. Bunu başarmanın yolu, üstüne üstüne gitmek.

Ama ilk şart, bu hususta acziyeti reddetmek. Ümitsiz olmamak.

Kendinden ümitsiz olmak, inkârdır. Allâh’ın kudretini inkârdır. Teslim ol O’na. O seni namaz kılar hâle getirir. Unutkanlığını unutturur. Gafletini siler.

Yapamaz olmanın yedinci şekli, iman heyecanının neredeyse dumûra uğramış hâle gelmesidir. Cenâb-ı Hak; “Namaz huşû ehli olmayanlara ağır gelir.”(Bkz. el-Bakara, 45) buyurur. Kalbinde iman neşvesi, ibadet arzusu, hattâ kılmıyor olmanın üzüntüsü bile kalmamışsa, o zaman problem namazdan öte bir noktaya doğru ilerlemiş demektir. Allah korusun.

Allah kâfirden, müşrikten, münâfıktan namaz istemez zaten. Önce iman ister.

İnançsızlara Allah öbür tarafta namaz sormayacaktır! İman soracaktır.

Evet, kâfir namaz kılamaz. İman etmek, kalbin guslüdür, idrakin abdestidir. O olmadan kişi namaz kılamaz. Sultanahmet’i gezen turistler gibi bakar. Hakikî, canlı, kâmil bir imanı olan da namaz kılmadan duramaz.

Bu noktaya ulaşmış bir kılamama hâlinden Allah’a sığınmalı. Derhâl, kalbi kelime-i şahadetle arındırmalı. İman ile namaz ikiz kardeştir. Namazı kılamaz hâle gelmekten bu sebeple çok korkmalı.

Her namaz kılamama hâli küfürdür, inkârdır demiyorum ama uçurumun kenarıdır. İşin siyasî tekfir boyutunu bir tarafa atarsak, namazsızlık ve dînin büyük yasaklarını alenî çiğneme gibi hâller en hafif ifadeyle fâsıklıktır. Fâsık olma hâli devam ettikçe kalp nasır bağlar. Katılık artar. Duyarsızlık ilerler. Hani koma hâli dedik ya, mânevî bir koma meydana gelir.

Mevlânâ hazretleri anlatır. Bir adam, günahları işliyor ve;

“Allah bana belâ yağdırmıyor işte!” diyormuş. Mevlânâ cevap olarak ona der ki:

“Senin şu vurdum duymazlığından daha büyük belâ var mı?”

Kalbi nokta nokta karartan günahlara dadanarak yaşanan bu koma hâli, namaz kılamamanın; mazereti değil, fakat sebebidir.

Çare Açık:

Seni namazdan uzaklaştıran, seni namaz kılamaz hâle getiren şeyleri hayatından temizlemek... Sen bir kere temizle ve gerçek bir namaza başla... Ondan sonrasına böyle bir kıvamda kılınan namaz kefil... Çünkü; “...Namaz kötülük ve fahşâdan alıkoyar...” (el-Ankebût, 45)

Ama o temizlik, o başlangıç yapılmazsa; sürdürülen kötülük ve fahşâ da namazdan alıkoyar.

Sekizinci yapamama mazereti; “Şevk, heyecan duyamıyorum.” demektir.

Yukarıdaki misale tersinden benzer şekilde gayretli bir âbide şeytan;

“O kadar ibadet ediyorsun, Allah sana hiç icabet etmiyor. Cevap vermiyor. Boşuna...” demiş. Âbid aldanmış ve bırakmış ibadetini. Mevlânâ ona da şu cevabı veriyor:

“Seni o ibadete devam ettiren şevk, istek, arzu; Allah’ın kabulüydü, icâbetiydi.”

Yani, namaza başlamak için arzu, istek beklemek yanlış. Bir gün başıma saksı düşecek, rüyama aksakallı bir amca girecek, beni omuzlarımdan tutup sarsacak ve ben namaz tutkunu olacağım diye bekleme...

Yapamıyorum diyorsan; kendini uzaklaştırdığın için. Hâlbuki kendini yapmaya zorladıkça, yaklaştıkça, çekim noktasına tutulacaksın. O zaman acıktığın, susadığın gibi namazı özleyeceksin. Kılamaz değil, onsuz kalamaz olacaksın.

Fakat o yaklaştırıcı adımları bile atmadan, O seni çeksin, seni sihirli bir dokunuşla “şevkle, huşu ile namaz kılabilir.” hâle getirsin diyorsan kusura bakma.

Kul sensin, Rab O...

Hulâsa;

Yapamıyorum deme!
Yapamaz değilsin;

• Hakikaten namaz, yapamayacağın bir şey olsaydı, Allah bunu sana emretmezdi.

• Sen hakikaten namazı kılamaz hâle gelsen zaten senden Allah namaz istemiyor!

Allah bizi maddî ve mânevî koma hâlinden, yani şuursuzluktan muhafaza buyursun.


Sayı : 46
Büyük Kapak