Nankör Şehzadenin Akıbeti

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : Masal Annesi

Bir zamanlar çok kibirli bir hükümdar vardı. Bu hükümdarın çok sevdiği bir oğlu vardı. Oğlu yetişip delikanlı olmuştu. Artık at binmeyi kılıç kullanmayı öğrenmeye başlamıştı. Fakat oğlu da babası gibi kendini beğenmiş, kimseye değer vermeyen biriydi.

Bir gün genç şehzade ata binme eğitimi sırasında dengesini kaybedip boynu üzerine düştü. Öyle ki boyun kemikleri birbirine geçmişti ve başını çeviremez olmuştu.

Hükümdar, ülkesinin bütün hekimlerine haber saldı, oğlunu iyileştirecek bir çare aradı. Ama hekimler bu derdin çaresini bilemediler. Hatta şöyle dediler:

- Eğer şehzadenin boynunu düzeltmeye kalkarsak şehzadenin ya felç olmasına veya ölümüne sebep oluruz. Bu derdin çaresi yoktur.

Hükümdar bu sefer komşu ülkelerin hekimlerine de haber gönderdi. Bütün bu aramalar sonunda komşu ülkeden yaşlı, güngörmüş bir hekim geldi. Bu hekim şehzadeyi iyice muayene ettikten sonra onlara güzel haberi verdi:

- Allah'ın izniyle şehzade iyi olacak!

Tecrübeli hekim şehzadenin tedavisiyle uzun zaman meşgul oldu. Onun boyun kemiklerini ve damarlarını, kimsenin bilmediği yalnız kendisinin bildiği metotlarla düzeltti. Nihayet şehzadenin boynu eski haline döndü. Böylece şehzade hem sakatlıktan, hem de felç olup ölmekten kurtulmuştu.

Hekim işini bitirdikten sonra ülkesine döndü. Ancak bir süre sonra kendi ülkesinde çıkan bazı iç karışıklıklardan dolayı oradan ayrılması gerekti. Onun gibi kabiliyetli bir doktor hangi ülkeye gidecek olsa iyi karşılanırdı. Ama hekim düşündü ve:

“Ben bu hükümdarın oğlunun iyileşmesine vesile olmuştum. Herhalde bu iyiliğimden ötürü bana iyi muamele ederler. En iyisi o ülkeye gitmek,” dedi.

Yola çıktı ve o hükümdarın sarayına vardı. Derdini anlatmak için bir fırsat kolladı. O günlerde hükümdar vefat etmiş, onun yerine bir zamanlar hekimin tedavi ettiği şehzade tahta çıkmıştı. Hekim,

“Madem artık bir padişahtır, bana iyi davranır. Belki de beni başhekim yapar. Yaşlılık çağımda rahat ederim,” diye umuyordu.

Ama şehzade çok kibirli ve nankör bir kişiydi. Kendisini tebrik etmeye gelenler arasında hekimi görünce görmezlikten gelip başını öte yana çevirdi. Bu hal yaşlı hekimin çok zoruna gitmişti. Kendi kendine:

“Nankör adam. Bir zamanlar ben onun boynunu düzeltmeseydim, bugün yüzünü benden yüz çeviremezdi.”dedi.

Sonra hekim gördüğü bu vefasızlık ve kıymet bilmezlik karşısında, genç hükümdara bir ders vermek istedi. Hükümdarın hizmetçilerine küçük bir kese içinde bir bitki tohumu verdi. Dedi ki:

“ Hükümdarın odasındaki buhurdana koyup yakarsınız. Hoş kokulu bir tütsüdür.”

Hizmetkâr, yaşlı hekimin dediğini yaptı. Hükümdarın odasındaki buhurdanda tütsü yakınca üzerine o tohumlardan da koydu. Gerçekten de hoş bir koku yayılmıştı. Ama hükümdar biraz sonra bu tohumun çıkardığı dumandan aksırdı. Aksırmasıyla birlikte boyun kemikleri tekrar eskisi gibi birbirine takılıverdi ve başı olduğu yerde donup kaldı.

Genç Hükümdâr, nankör ve vefasız davranarak hekimin gönlünü incittiğini anladı. Hemen haber gönderip hekimi getirtmek istedi. Ondan özür dileyip gönlünü almak istedi. Ama hekim çoktan ülke sınırlarını terk etmişti. Bir daha da onu hiçbir yerde bulamadılar.

Şeyh Sâdî bu hikâyeyi anlattıktan sonra şu hikmetli nasihatle son noktayı koyar:

“Sen de bu dünyadayken Cenâb-ı Hakk’a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük kalmayasın!..”


Sayı : 67
Büyük Kapak